Amerikan rüyası

Amerikan rüyası

25 Mayıs günü ABD'nin Minneapolis şehrinde bir manav dükkânı sahte 20 dolarlık banknotla ödeme yapmaya çalıştığı iddiasıyla bir müşterisini şikâyet etti. Polisler şüpheli George Floyd’u arabasından indirip göz altına almak istedi. Polis memuru Derek Chauvin, yerde yatan şüpheli Floyd’un boynuna dokuz dakikaya yakın bir süre boyunca diziyle bastırıp ölümüne yol açtı. Bu esnada başka iki polis memuru da elleri arkadan kelepçeli Floyd’un sırtına bastırmaktaydı. Siyahi mağdur defalarca nefes alamadığını ifade etmesine rağmen umursanmadı. Bilincini kaybettikten sonra bile üç dakikadan fazla süreyle boynuna basılmaya devam edildi. Bu olayın görüntülerinin hızla yayılması, ABD genelinde 140’tan fazla şehirde günlerce sürecek sokak olaylarının fitilini ateşledi. Her ne kadar bir kısmı barışçıl geçse de gösteriler boyunca birçok işyeri yağmalandı, araçlar ateşe verildi, binalar hasar gördü. Olayların ana çıkış noktası polislerin siyahilere karşı sürekli orantısız güç kullanmasına dair duyulan öfkenin yeniden patlamasıydı. Fakat birçok gösterici için olayın sosyoekonomik eşitsizlik ve ırkçı ayrımcılığa karşı yıllardır biriken kızgınlık boyutu da vardı. Bazı gözlemcilere göre bu olaylar “Amerikan rüyasının” sonunu haber verirken, bazılarına göre ise daha önce ABD’de pek çok kez yaşanan toplumsal olayların son örneğinden ibaretti.

Halihazırda devam eden ve sonucu henüz tam kestirilemeyen bu toplumsal olayları şimdiden iç savaş olarak nitelendirmek veya ABD’nin sonu gibi resmetmek epey abartılı olacaktır. Bu noktada şunu hatırlatmakta fayda var ki ABD yakın tarihi, can kayıpları ve günler süren çatışmalarla sonuçlanan onlarca protestoyla dolu. Bu elbette şu anda yaşanan olayların önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının hasarlarını son derece yoğun şekilde yaşayan Amerikan toplumunun bu sokak olaylarının etkilerini derinden hissettiğini söylemek mümkün.

Nitekim, bazı gözlemcilere göre 2020 şimdiden modern ABD tarihinin en travmatik yılı oldu. Bu sene içinde Büyük Buhrandakinden daha fazla ABD’li işsiz kaldı. Salgın sebebiyle pek çok savaştakinden daha fazla ABD vatandaşı hayatını kaybetti. Salgınla mücadelede karşılaşılan büyük başarısızlık ABD’nin kamu ve özel sektör kabiliyetlerine dair inancı büyük oranda zedeledi.

ABD’nin geleceğine dair karamsarlık tablosu çizen gözlemcilere göre, ABD toplumu hiç bu kadar kutuplaşmamıştı. Sivilleri ve hatta basın mensuplarını doğrudan hedef alan polis güçleri, devletin ne kadar acımasızlaştığını gösterdi. Pek çok göstericinin yağma ve hırsızlığa yönelmesi toplumsal çürümenin boyutlarını ortaya çıkardı. Siyasetçilerin sağduyulu açıklamalar yapmak yerine birbirleriyle kavgaya tutuşması geleceğe dair umutları zayıflattı. Uzun süredir devam eden ve görmezden gelinen eşitsizlikler yeniden ortalığa saçıldı. Ülkenin bastırılan ve ötelenen sorun alanlarını yok saymak iyice imkânsız hale geldi. Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasındaki anlaşmazlıklar bütün sistemi kilitlemeye başladı. Dünyadaki genel şartların kötüleşmesi de göz önünde bulundurulduğunda, halihazırda büyük yara almış olan ABD’nin küresel liderlik iddiası tamamen anlamını yitirdi. Bazı gözlemcilere göre “Amerikan rüyası” artık sona ermiştir. Bazılarına göre ise böyle bir rüya zaten hiç var olmamıştı. Olan tek şey maskelerin düşmesi, yalan perdelerinin yırtılması ve sahte hayallerden acı gerçeklere uyanılmasıydı.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.