Heves etmek

Bir fıkra ile başlayalım. Zengin Yahudi bir iş adamı ölür. Karısı ölen iş adamının başında başlar dövünmeye, ahhh ahh benim güzel Simon’um, çok yakışıklı idi, 5 dil bilirdi. Oysa gerçekte Simon kel kafalı, şişman, yaşlı, yakışıklıkla pek de ilgisi olmayan birisidir. Bırakın 5 dil bilmesini kendi dilini bile zor konuşur. Ancak karısı dövünmeye devam eder, yakışıklı Simonum, dil bilen Simonum diye. Tabi yakınma ve dövünmeler artınca orada bulunan ve Simon’un gerçek durumunu bilen birisi yahu kadın bırak bu dövünmeleri Simon dediğin gibi 5 dil bilmezdi, ayrıca yakışıklı da değildi, der. Bunun üzerine Simon’un karısı, biliyorum bilmezdi ama heves ederdi, der… Gerçekte heves etmek bir işe başlamanın güzel bir yolu olsa da devamı gelmediği ya da sürdürülebilirliği sağlanmadıkça bu işin pek bir önemi olmuyor. Avrupa’da çok güzel bir söz vardır, derler ki “Türk gibi başla, Alman gibi çalış, İngiliz gibi bitir” diye. Bizim milletimizde olan en büyük özelliklerden birisi de budur. Çok şaşaalı başlangıçlar yapar, ancak devamını getirmede, dahası sonuç almada sıkıntılar yaşarız. Bu durum hemen her işte böyledir. Eğer başladığımız kadar şaşaalı çalışmış olsak hiç şüphe yoktur ki bizim milletimizi geçmek asla mümkün olmaz. Uluslararası markalar oluşturmada, bilimde, teknolojide eminim çok başarılı olmanın anahtarı da sabır ve istikrarlı çalışmaya devam etmektir. Ancak toplum olarak sabırsız olduğumuz kadar, istikrarlı ve devamlı çalışmada da sıkıntılar bulunmaktadır. Günü birlik kararlarla, git geller ile başarılı olmak çok zaman mümkün olmaz. Yağmurun bile aniden ve çok fazla yağması değil, az ve devamlı yağanı makbuldür. Bu nedenle yaptığımız işleri de hemen kazanma yerine, az ve devamlı olanına tercih etmek gerekir. Aynı durum çocuklarımız içinde geçerlidir. Domates fidesini dikeriz, ertesi günü gider domates verdi mi diye kontrol ederiz. Biliriz ki domates elde etmek için bile 3 ay beklemek gerekir. Bu nedenle sabır en başta öğrenilmesi gereken bir konudur. Aslına bakılırsa virüs salgını bizlere sabır da öğretti. Ancak hala bunu anlamayan sürekli koşarak birşeylere yetişmeye çalışan insanlar var. Bunlar bizim uzun vadeli planlar yapmamızın önündeki en büyük engeldir. Başarı ancak uzun vadeli düşünmek ile kalıcı olur. Kısa vadeli düşünme, plan ya da işler ile başarıya ulaşmak, günü kurtarmaya yarar. Oysa günü kurtarmak değil, kalıcı olmak önemlidir. Kalıcı olmak da ancak uzun vadeli düşünmek, planları buna göre yapmak ile gerçekleşir. Bir toplantıda sivil toplum örgütlerinden bir arkadaşımız Konya’da şirketlerin ortalama yaşam süresinin 5 yıl olduğunu söylediğinde şaşırmıştım. Düşününce bunun tam da bizim toplum yapımıza uygun davranış olduğunu gördüm. Yanar döner günlük politik kararla değil, uzun vadeli stratejik planlarla başarılı olunacağı açıktır. Bu nedenle herkes doğru hedeflere doğru planlar ile ulaşabilir. Aksi durumda bir ileri bir geri gider geliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar