Değer üretmek

Hemen herkes emeksiz yemek derdinde. Bu nedenle hak-hukuk ya da rıza kavramı kaybolmuş durumda. Kendini haksız gören yok. Hal böyle olunca helal-haram kavramları da anlamını yitiriyor. Oysa Müslüman bir toplum içinde yaşıyoruz. En çok dikkat edilmesi gereken konunun bu olduğuna inanıyorum. Zamanın birinde adamın biri ormanda balta bulmuş. Balta hoşuna gitmiş, ancak onu sahiplenmek için icazet almak gerekir. Adam baltayı alıp, kadının yanına gider, kadıya balta bulduğunu ne yapması gerektiği sorar. Kadı, adama şehrin kalabalık yerine gitmesini ve bağırarak baltanın sahibi var mı? yok mu? diye sormasını söyler. Üç defa bağıracak ve soracaksın, eğer kimse sahip çıkmaz ise balta senin olur, der. Adam şehrin meydanına gider, avazı çıktığı kadar “Ben bir” der, herkes adama bakar, daha sonra adam sessizce ve ağzının içinde “balta buldum” der. Doğaldır ki adamın bağırması sonrasında herkes dönüp bakar ama kimse bir şey anlamaz. Adam bu hareketini 3 defa tekrarlar ve sonrasında da artık bu balta benim oldu der, alır gider. Günümüzde buna benzer olaylar o kadar çok ki bu konuda herkes alim, herkes uzman olmuş durumda. Menfaat varsa bunu bir şekilde kendine döndürebiliyor. Oysa ölçünün kişinin kendi vicdanı olmalı ve vicdanen hak edilip, edilmediği sorgulanmalı. İşte bunu sadece helal ve haram ile rıza kavramları ile yapabilirsiniz. Bir söz vardır, kişi nalıncı keseri gibi hep kendine yontmamalı. Karşısındaki de bir insan ve onun da duygu, düşünce ve görüşleri var olarak düşünmeli. Bir de haksızlık ya da yanlışlığın bilerek yapılması var ki ona hiç girmeyeceğim. Bilmeden yapılan haksızlıklar bile toplumu rencide ediyor iken bilerek yapılanlar başka özentilerin ya da ulusların yönlendirmeleri ile yapılıyor demektir. Bir de aydın kesimin daha adaletli ve doğru davranışta bulunması gerekir. Zira aydınlar toplumun önündeki fenerler gibidir. Toplumu aydınlatır. Ancak bu kesimin doğruyu değil de menfaatine olanı söylemesi, aydınlatmayı başkasına yapması anlamı taşır. Atilla İlhan “Türk aydını daha ne kadar nalıncı keseri gibi böyle kendine yontacak?” diyerek aydının içine düştüğü durumu açıkça belirtmiştir. Gregory Petrov’da Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabında aydını tanımlarken “aydın olmak ütülü gömlek giymek, kravat takıp, caka satmak demek değildir” diyerek, bizim tezimizi doğrulamaktadır. Gerçekten de toplumun kalkınmasına, ilerlemesine katkı sağlayacak değerler üretmeyi ilke olarak benimsemek gerekir. Diğer türlüsü önce ben demektir ki bu durum toplumun geri kalmasına etki eder. Bu bakımdan hangi türden değer üretilirse üretilsin, mutlaka içinde değer barındırmalı ve özgün yapıda olmalıdır. Kopyalamak ya da birisinin ürettiği değeri kendi değeri gibi göstermek, basitçe hırsızlık yapmak sadece kendi menfaatine katkı sağlar, ülke menfaatine değil. Oysa gelişmiş toplumlarda birincil hedef önce toplumun refahıdır, toplum kalkınırsa ülke kalkınır anlayışı geçerlidir. Bu duruma gelmeden toplumsal gelişmeyi tamamlamak mümkün olmaz.


Önceki ve Sonraki Yazılar