Kemal Altınışık

Kemal Altınışık

Üniversitelerin Misyonu

18 Ocak, 2022 tarihli yazımda üniversitelerin üç temel işlevinin eğitim, Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) ve topluma, dolayısıyla kamuya hizmet olduğunu yazmıştım. Bu yazıda, konulara kısaca değinmek istiyorum.

Üniversitelerde eğitimin temel amacı, bireylerin fırsat eşitliği içinde, bilgi ve beceri potansiyellerle donatılması, sorumluluk yüklenmekten kaçınmayan, eleştirel düşünme becerilerine sahip, çevresel, kültürel ve estetik değerler konularına duyarlı elemanların yetiştirilmesidir. Alınan eğitimde bireylerin bilgiye ulaşma, bilgiyi çözümleme, ihtiyaca göre sürekli kendini yenileme ve geliştirme,  bilginin nerede, ne zaman ve hangi koşullarda kullanılabileceği bir kapasiteye ulaşması amaçlanmaktadır.

Küreselleşen dünyada üniversitelerin misyonu değişmiş, ulusal etkinlik olduğu kadar, küresel bir etkinlik haline dönüşmüştür ve bulunduğu bölgenin fiziki, siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel karakteristiklerini yansıtmaya başlamıştır. Bu süreçte üniversiteler, Ar-Ge ve inovasyon geliştirme yetenekleri aracılığıyla, ulusal ve uluslararası bazda bilgi birikiminin, üretim sürecine aktarılmasının en etkin yoludur. Çünkü üniversiteler ülkeler için kalkınma ve rekabet gücünü arttırmada en büyük potansiyeldir. Türkiye'de üniversite sayısı 209’dur ve yükseköğrenimdeki öğrenci sayısı 85 milyon nüfusa karşı 8 milyondur. 450 milyon toplam nüfusa sahip 27 Avrupa Birliği ülkelerinde ancak 18 milyon yükseköğrenim öğrencisi bulunmaktadır. Bunun anlamı Türkiye, eğitimli insan sermayesi ihtiyacı bakımından oldukça zengin kaynağa sahiptir. Bu kadar eğitimli insana rağmen, niçin bilim ve teknoloji de hep gerideyiz. Kanaatim şu ki ülkemizde bilim ve teknoloji anlam olarak hep yanlış kullanılmakta ve biteviye teknoloji geliştirmeye yönelik gayret sarf edilmektedir. Hâlbuki teknolojik ilerlemelerin temeli, bilimsel çalışmalara (Buluşlar) dayandığı bilinen bir gerçektir. Maalesef üniversitelerimizde eğitim - öğretim ve Ar-Ge çalışmaları girift haldedir. Sadece bir kaç üniversiteyi ayırırsak, geri kalan devlet ve vakıf üniversitelerinin hepsi kitlesel eğitim veren üniversite konumundadır.

Üniversitelerde üretilen bilginin sonuçları evrensel niteliktedir.   Bu uzun bir Ar-Ge süreci gerektirir ve bu süreç, teknoloji üretimine kadar yürüyen bir yolu kapsar.  Bu yolda başarılı olabilmek için üniversitelerin, bilgi ve değer üretmek ve bu değerleri katma değere dönüştürmek, nitelikli araştırma insan gücünü yetiştirmek, araştırma altyapısını ve destek mekanizmalarını artırmak, ulusal ve uluslara arası Ar-Ge kuruluşlarıyla proje ortaklığı ve işbirliği oluşturması gerekir. Bu işlevleri eksiksiz yerine getiren üniversiteler reel sektör tarafından her zaman dikkate alınır ve işbirliğine gidilir. İşbirliği üniversite, endüstri ve toplum için büyük kazanımdır.

Ülkeler ürettiği değerlerle zengindir.  Türkiye 8 milyon Yükseköğretim öğrencisiyle asla değer üretemeyen bir ülke olamaz. Ancak, ürettiği değerleri koruyamayan ve bu değerlerin kısa sürede değersizleştiği bir ülke konumuna da gelmemelidir. Bu değerler hak etmeyen kişilerin eline teslim edilirse, kısa sürede değer olmaktan çıkar. Değerlerin korunması için, özellikle her türlü siyasi mülahazalardan kaçınarak, üniversitelerin başına ehli insanların getirilmesiyle mümkün olacaktır. Not: Gelecek yazımda Araştırma üniversitelerinden bahsedeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.