Mustafa Ekmekcioğlu

Mustafa Ekmekcioğlu

Ramazan neşesi

Yaşadığımız mübarek ramazan günlerinde biraz olsun yüzümüzün gülmesi  için sizlere birkaç fıkra yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz ve tatil gününüzde yüzünüzde tebessüm eksik olmaz.

Aklıma bir şey gelmiyor      

 Hoca Nasrettin bir Ramazan günü, namaz vaktinden epeyce önce, vaaz dinlemek üzere mahalle mescidine gitmiş. Kürsünün yakınına bir yere oturup, cemaatle birlikte vaaz edecek hocayı beklemeye başlamış. Bir süre sonra mescidin imamı gelmiş ve çıkmış kürsüye. Uzunca bir süre düşünüp etrafına sıkıntılı sıkıntılı baktıktan sonra:

-"Ey cemaat" demiş, "Benim size söylemekten aciz bir adam olmadığımı biliyorsunuz. Fakat bugün aklıma bir şey gelmiyor, konuşacak bir şey bulamıyorum."

Kürsünün hemen yakınında bulunan Nasrettin Hoca, ayağa kalkmış ve yetiştirmiş cevabı:

-"Aklına bir şey gelmiyorsa, kürsüden inmek de mi gelmiyor be mübarek adam?"

 

Ses deneme  

Temel köyde imamlık yapıyormuş. İftar saati yaklaşmış. Bütün köylü de oturmuş iftar açmak ezanı bekliyormuş. Temel çıkmış minareye:

- Allahuekber Allahuekber

Köylü Temelin sesini duyunca bismillah deyip oruçlarını açmışlar. Biraz sonra minareden Temelin sesi gelmiş

- Allahuekber Allahuekber ses deneme 1-2-3 ses deneme!!!!!

                     

Oruç farz sahur sünnet      

Adamın biri hergün hanımını zorlayarak sahura kaldırıyor yemek hazırlatıp sahur yiyormuş sonrada orucu.bir gün beş gün bu böyle sürerken;

-Kadın artık dayanamamış ve ;ula herif sende hiç vicdan yok mu orucu tutmuyorsun bana zorla sahur hazırlatıyorsun demiş. Adam:

- Oruç farz.sahur yemek sünnet değil mi diye sormuş. Kadın:

- Evet demiş. Adam

-E hanım farzı yapmıyorsak sünneti demi yapmayalım demiş.

 

Niyet              

Bektaşi'ye, sahurda sorarlar:

– "Oruca nasıl niyet etmeli?"

Bektaşi, tıka basa yedikten sonra cevap verir:

– "Dayanırsam tutarım, dayanamazsam yutarım diye niyet edip ağzını çalkalamalı.

 

Bu mahalleden değiliz de...             

Evvel zaman içinde iki şair ve edip ahbap Mehmet Celâl ile Faik Esad, Beylerbeyi’nde bir dostun iftar davetine icabet için yola koyulup karşıya geçiyorlar; fakat vakti iyi hesap edememişlerdir ve iftara daha saatler vardır. Bunun üzerine iki ahbap,

- Camiye gidelim, vaaz dinleriz, vakit geçer, fikriyle Beylerbeyi Camii’ne girip bir tarafa ilişiyorlar. Vaiz kürsüye çıkmış cehennemden bahsetmekte, diliyle etrafa yıldırımlar savurup

şimşekler çaktırmakta, “zebânileer, alevleer, katran kuyularıı” dedikçe cemaat dehşetle tir tir titremektedir. Bizimkiler vaizin tehditlerine pek kulak asmamaktadır ama ahalinin çoğu kapıldığı haşyetle hüngür hüngür ağlıyor.

 

Ağlayanlardan biri, gözyaşlarını silerek Faik Esad’ın sırtına dokunuyor, kısık sesle,

 

- Siz vaizi dinlemiyor musunuz? diye soruyor. “Dinlenmez olur mu, dinliyoruz elbet” diye cevap veriyor bizimki, “Peki ne dediğini anlıyor musunuz?” “Anlıyoruz elbette, niçin soruyorsun peki?”

Adam hayretle devam ediyor,

- Yahu bizim ağlamaktan ciğerimiz sökülüyor, gözümüz dışarıya uğruyor sizde ise hiçbir elem işareti yoktur, nasıl oluyor bu?

Şair cevap veriyor:

- Efendim biz bu mahalleden değiliz, yabancıyız, misafirliğe geldik de.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.