Darbenin iyisi olmaz

Bugün 27 Mayıs darbesinin 61. yıldönümü. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan ilk darbeydi. Darbenin ilk açıklamasının “Bütün ittifak ve taahhütlerimize sadığız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. CENTO’ya bağlıyız.” olması darbenin kaynağının ve arkasının ne olduğunu göstermeye yetiyordu. 27 Mayıs’tan sonraki darbelerde de hep aynı ayrıntıyı görmek mümkündür: NATO’ya bağlılık…

Darbeyle birlikte, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve bazı hükûmet üyeleri tutuklandı. 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edildi. Üniversitede bulunan 147 öğretim görevlisi görevden alındı ve bazı üniversiteler kapatıldı. Bununla beraber 520 hakim ve yargıç da görevden alınmıştı.

Aslında darbelerin ortak özellikleri arasında, askeri mensupların, öğretim elemanlarının, hukuk çalışanlarının ve tabii ki politikacıların görevlerinden uzaklaştırılması, atılması hatta hapisle cezalandırılması olası ve antidemokratik bir durumdur.

Bizim gibi “gelişmekte olan ülkelerde” maalesef darbe olasılıkları hep olmuştur. Devlet yönetiminde ABD ve NATO destekli fikirlerin çoğalmasına ve yaşamasına izin verildiği müddetçe Devlet’e başkaldırının, isyanın veya darbenin unsurlarını bulmak kolay olmaktadır. Rahmetli Bülent Ecevit’in 1970’lerde açıkladığı Özel Harp Dairesi diğer bir deyişle kontrgerilla açıklamasını hatırlayacak olursak aslında bu tür Devlet dışı oluşumların, devlete aslında ne kadar zararlar verdiğini anlamakta güçlük çekmeyeceğiz.

Bir şekilde bu devlet dışı oluşumlar sadece askeri manada değil, sivil inisiyatif(bu dernek, vakıf, siyasi parti gibi) olarak da halkın arasında yer alıp, hem askeri olarak hem de sivil halkın algısıyla oynayarak, şartların darbeye uygun hale gelmesine çalışmaktadırlar.

İşte tam da burada Türk Halkı olarak bu tür inisiyatiflere geçit vermemeliyiz. Nasıl olacak bu iş derseniz işte 15 Temmuz bunun tam göstergesi olabilir. 15 Temmuz’da, 27 Mayıs’tan itibaren başlayan sürecin uzantılarının sonucunu Türk Halkı belirlemiştir. Bu arada şu ayrıntıyı da görmeden geçmemek lazım; 15 Temmuz’daki darbe girişiminde darbecilerin TRT’den okuttuğu bildiride de NATO’ya bağlılık sunulmuştu. 27 Mayıs bildirisinde olduğu gibi…

Bu darbe süreçleri aslında hep birbirine benzer. Cumhurbaşkanı Celal Bayar “Hiç şüphe etmiyorum 27 Mayıs başarıya ulaşmamış ya da hiç yapılmamış olsaydı, ne ordu içinde cuntalar kurulacak, ne 12 Mart, ne 12 Eylül müdahaleleri yapılacak, ne de demokrasi dejenere edilebilecekti.” Demişti. Süleyman Demirel “1960, halkın elinden devleti alma hareketidir” demişti.

Daha ilginç bir açıklama ABD Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Dairesi'nin 1961 tarihli değerlendirme raporunda yayınlanmıştı: “Türk Silahlı Kuvvetleri'nce yapılan kansız darbe, Türkiye dışında genellikle ağırlık taşıyan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin apolitik olduğu ve ciddi bir siyasi bunalımda müdahale etmeyeceği yolundaki inanışı yıkmıştır”.

Darbeler bizden, halkın içinden, ülke sevdasından olan olaylar değildir. Bunu iyi anlamak gerekir. Şimdilerde bu darbelerin şekli daha da değişmiş ve daha sinsice yapılmaya çalışılmaktadır. Reza Sarrafları, Sedat Pekerleri, bu darbe çalışmalarının dışında tutmak ne denli doğru olabilir. Şimdi silahla, topla, tüfekle, uçakla, güya dini cemaatlere yaptırılamayan darbe, muhakkak ki şekil değiştirecek evirilecek ve önce sosyal medyadan yeterli güven ve sevgi sağlanmaya çalışılıp, daha sonra Devletin içerisine bıçak saplanmaya çalışılacaktır. İşte 27 Mayıs dediğimiz zaman bu akıllardan çıkmamalıdır.

Dostlukla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.