Adalet mülkün temelidir

“Adalet mülkün temelidir” sözündeki mülk; Devletin egemenliği altında bulunan toprakların bütünü, ülke anlamını taşımaktadır. Yani eğer “mülk” içinde adalet olmazsa devletin temeli sarsılır.

Adaletin nasıl sağlanacağı konusuna gelince; öncelikle tüm vatandaşlar, kurum ve kuruluşlar “eşit vatandaşlık” bilincinde hizmetlerden, ihtiyaçlardan, kısacası her şeyden eşit şekilde yararlanmalıdır. Bu olmadığı takdirde adalet sarsıldığı gibi güven de sarsılır. Vatandaş sorular sormaya başlar. Mesela maske-mesafeye uymadığından ötürü ceza yiyen bir vatandaş parti programlarında bu kararın uygulanmamasından ötürü ceza kesildiğini görmezse, o zaman o vatandaşın güveni sarsılır. Kendisini ötelenmiş hisseder. Herkes Ak Parti kongrelerini kurallara uyulmaması konusunda örnek göstermektedir. Ancak sanki diğer partiler kongrelerini yaparken veya açılışlarını yaparken ya da siyasi çalışmalarını yürütürken bu konuda ne kadar duyarlı olmuşlardır?

Deva Partisi kongrelerini yapmıştır. Gelecek Partisi kongrelerini ve de yeni başkanlık binalarının açılışlarını yapmıştır. İyi Parti siyasi çalışmalarına devam etmiştir. MHP, ilçe başkanları toplantısını yapmıştır. Demokrat Parti bile il kongresini yapmış ve kuruluş yıldönümünü kutlamıştır. Bu arada bu konuyu partileri eleştirmek veya “yanlış yapıyorlar” demek için falan söylemiyorum. Bilakis bence doğrusunu yapıyorlar. Mesela MHP İlçe Başkanları toplantısına katıldım. Gayet nezih, kontrollü ve dikkatli bir toplantı oldu. Hatta dedim ki “demek ki insanları kontrollü bir biçimde toplayabilme şansı varmış”. Siyasiler için hayat devam etmiştir ancak oturduğunuz sitede neredeyse her gün, her saat birlikte olduğunuz komşularınızla genel kurulu yapamazsınız. İşte vurgulamak istediğim konu tam da budur. Demek ki hayatlarımıza çok dikkatli olmak koşuluyla, kontrollü olarak dönebilme şansımız var. Yani siyasi partilerin aldığı önlemleri bir sitedeki genel kurul üyeleri çok daha rahat ve kolay alabilir. Burada önemli olan ve öne çıkan konu “denetleme ve kontroldür”

Gelelim bir başka konuya… Eğitim neredeyse bir senedir oyuncağa dönmüştür. Yani neredeyse 2-3 haftaya bir “okullar açılacak mı açılmayacak mı” lotaryası oynanmaya başlamıştır. En son 1 mart pazartesi açılacağı belirtilen okullar, 1 martta “bakanlar kurulu” toplanıp karar alacak sonra belirlenecek diyerek bir gün daha ertelenmiştir. Yani 2 martta yüz yüze eğitim başlayacak açıklaması yine Hükümet tarafından yapılmıştır. Tabii ki yazıyı yazdığım sırada henüz bakanlar kurulu toplantısı başlamadığından sonucu henüz almamıştık ancak zaten “yerinde karar” uygulamasıyla Cumhurbaşkanı’nın açıklayacağı kararlar İl Hıfzıssıhha Kurullarında değerlendirilerek valiliklerce açıklanacaktır. Bu arada tabii ki bu konuda da bu geç karar alma durumunu anlayabilmenin imkanı yoktur. Bakanlar Kurulu toplantısı eski sistemimize göre vardır. Eskiden yürütme erki başbakanın başkanlığında bakanlar kurulundaydı. Yeni Anayasa ile birlikte şimdi yürütme erki sadece Cumhurbaşkanı’dır. Yani Cumhurbaşkanı’nın kararıdır burada ortaya çıkacak karar. Bunu da pazartesi seremonisine çevirmeye gerek yoktur. Cumartesi veya pazar günü de Cumhurbaşkanı çıkıp bir açıklama yapıp bu konuda yapılacakları söyleyebilirdi. 1 mart pazartesiden itibaren de vatandaşlar uygulamaya başlardı. Her neyse Konya’da yüz yüze eğitim başlar mı başlamaz mı göreceğiz.

Geçtiğimiz gün Konya Tabipler Odası Başkanı’nın açıklamasına göre “kısıtlamaların Konya’da gevşetilmesi zor gözüküyor” yani bu demek oluyor ki, yüz yüze eğitime geçiş de Konya’da zor olacak gibi gözüküyor. Peki, burada konumuz adalet ya, hemen soralım; bu etüt merkezi gibi isimli yerler ne oluyor? Yani çocuklar okullarına gidip yüz yüze eğitim yapamıyorlar ama etüt merkezleri –ki sayılarının Türkiye genelinde 20 binlerde olduğunu öğrendim- yüz yüze eğitim verebiliyor. Aynı şekilde Bakanlık bir karar alıyor, özel okulların içerisinde görev yapan anaokullarını haftada 2 gün açılabileceğini söylüyor; bağımsız olarak çalışan özel anaokullarını haftada 5 gün açabilirsin diyor. Ve bunun adaletli olduğunu düşünmemizi istiyor bizden.

Yani anlayacağınız, karman çorman bir eğitim sorunu içerisinde cebelleşip duruyoruz. Eğitimi nasıl vereceğimizi, eğitimde adaleti nasıl sağlayabileceğimizi halihazırda çözebilmiş değiliz. Mesela görünen o ki, Konya’da yüz yüze eğitime başlanılmayacak. Ancak belki de Aksaray’da başlanılacak. Bu sefer Aksaray’daki öğrencilerle, Konya’daki öğrenciler arasında eğitimde adalet sağlayabilmiş olacak mıyız?

İşte adalet göz ardı edilerek anlık kararlar alınırsa çözüm üretmek çok zor bir hal alır. Aslında adaletli davranmak en kolayıdır. Herkes için adalet uygulamaları eşit olursa o zaman kimsenin diyeceği de bir şey kalmaz. Ama adalet eşit olarak uygulanmazsa, şimdilerde olduğu gibi herkes kendisine göre bir adalet kıstası ortaya koyar. Ondan sonra da pandemi sürecinde, lokantalar görülmeyen bir yerlerini müşteriye açarlar; kafeler gizli saklı çalışırlar. Herkes kendisine göre bir çıkış yolu aramaya başlar.

Şunu da belirtmek gerekir ki; bu sürecin bu aşamaya gelmesinin müsebbibini vatandaş olarak göstermek doğru bir tespit değildir. Yöneticiler, yerinde kararlar alıp, bu kararları adaletli ve eşit biçimde yürütselerdi, vatandaş buna uyar ve gereğini yapardı. Ancak doğru yönetilemeyen bir kriz sonuçta toplumsal bir tepki yaratır.

Dostlukla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.