ÖLÜM; İnsana, Ne Yakın, Ne de Uzak!.

Üç günlük dünya hayatı,  yani dün, bugün ve yarın için, neredeyse birbirimizi yemekle, paçalarımızdan çekiştirmekle ve  olmadık  eziyet, zulüm ve hareketlerle meşgul olmaktayız! Peki neden? Hem de siyasetin çok alevli olduğu şu yerel seçim öncesinde? Peki değer mi? Bir makam ve mevkie  gelebilmek, iktidar, para ve güç sahibi olabilmek  için bu kadar fırıldak olmaya değer mi?! Makam ve Mevkie değer katabilecekseniz ne ala! Peki, Makam ve mevkiden değer almak ve  dünyalık da bir şeyler toplamak için mi talep ediyoruz! Bu kadar fırıldaklıktan sonra gelinen makamlarda ebediyen kalınabilir mi? Var mıdır böyle bir şey?!  Kalan olmuş mu mudur?! Ya da  gelmek için çokça  istenilen  makam ve mevki sadece vatandaşa hizmet etmek ve işlerini kolaylaştırmak için midir?  Yoksa  bu makamlar, vatandaşa tepeden bakmak, işlerini daha da zorlaştırmak ve eziyet etmek için midir? Bilemiyorum! Nasıl olsa bir gün hesabı sorulacaktır! Sen kabul etsen de,  etmesen de! İman etsen ve  İnkar etsen de, mutlaka hesabı görülecek ve sorulacaktır!  İnsanoğlu kendisinin başı boş bırakılıvereceğini mi sanıyor ki!?! Hayvanlar ya da diğer tüm canlılar gibi! Öyle mi?!

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, Kuranı Kerimde tüm insanlığa ve özelliklede müminlere hitaben; Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. (Ali İmran, 3/185)  O, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini,  yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır, buyrulmaktadır!  (Mülk, 67/2) Son Peygamber Hz Muhammed (s.a.s) efendimiz de; Lezzetleri yok eden ölümü çokça anınız, buyurmaktadır!  Acaba neden?!

Ölüm hakkındaki  bazı yazı ve sözlere kabaca baktığımızda insan için  ibret ve ders alabilecek nasihatlerle doludur! Zengin - fakir, işçi - patron, amir - memur, güzel - çirkin, sağlam - özürlü, yönetici - tebaa farkını son demde eşitleyen tek vakıadır, Ölüm! İnsanların makam, mevki, rütbe ve statülerine göre değil, iman, ihlas, amel ve samimiyetine göre VİP muamelesine tabi tutulduğu seyahatin başlangıcıdır, Ölüm! Çivi çakmak için geldiğimizi sandığımız dünyaya, pamuk ipliğiyle bağlı olduğumuzun idrakine varmaktır, Ölüm!  Hayat sandığımız sanal gerçeklikten, hakikat alemine uyanmaktır, Ölüm!  Çevreye beğendirmek için bin bir zahmetle süslenen bedenin, ruhun gidişiyle birlikte dayanılmaz kokuşmaya başlamadan, toprağın derinliğine terk edilmektir, Ölüm! 14 milyar senelik kainat ömrüne kıyasla, bir saliselik zaman dilimine tekabül etmeyen hayatın nihayete ermesidir, Ölüm! Kıyamet ne zaman kopacak, yarın  ne yapacağım, yazlık, kışlık evi nereye yapayım, taksitler  ne zaman bitecek, çocuğum sınavda nereyi kazanacak gibi tela şenin, bir anda anlamını yitirmesidir, Ölüm! Başlangıcı belli lakin bitiş saatini bilmediğimiz bir sınavda, kağıt kalemi bırakın, komutuna muhatap olmakla, daha çok zamanım var zannediyordum, mahcubiyetiyle bütünlemesiz bir sınavdan çakmaktır, Ölüm!. Keşke şöyle yapsaydım, türü pişmanlıkların çokça yaşanıp, hiçbir fayda sağlamadığı geri dönüşümsüz bir hesaplaşmayla randevulaşmadır, Ölüm! Hayatı boyunca hep dört ayak üzerine düşmüş zalimin hüsranı, garip gurebanın umutla beklediği ilahi adalete kavuşmasıdır, Ölüm! Siz Dünyayla ebediyen vedalaşmışken, birilerinin yakınlarınıza, hayat devam ediyor,  tesellisinde bulunuyor olmasını, hiçbir zaman duyamayacağınız için gönül koymamaktır, Ölüm. Son nefeste neler yaşanır, ruh bedenden nasıl ayrılır gibi, merak celbeden soruları hiçbir tecrübe sahibinden öğrenmeden provasız bir şekilde Azrail’le yüzleşmektir, Ölüm! Sevgili peygamberimiz, günde yirmi kez ölümü hatırlayan kişi şehitlerle beraber haşır olunacaktır, buyurmuş! Öyle ya, günde yirmi kez ölümü hatırlayan kişi hangi kötülüğü yapabilir ki! Hasetmiş, kıskançlıkmış, iftiraymış, hırsmış, kin gütmekmiş, çalmaymış, mal biriktirmek ve  kul hakkı yemekmiş; hangi kötü haslete imza atabilir ki! Tabii ki hiç birisine! Öyle iken üç günlük dünyada,  bu kadar kötülük ve  zulüm, nasıl ve neden oluyor?!

Cahit Sıtkı Tarancı bir şiirinde, insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini şu dizelerle dile getirir;

Neylersin ölüm herkesin başında, Uyudun uyanamadın olacak. Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında, Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında!

Hazret-i Mevlana (ks) ölümü de şöyle ifade eder: Ölüm gününde tabutum götürülürken, bende, bu dünyanın dert ve gamı var sanma! Dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum zannetme! Sakın ola ki, öldüğüm için bana ağlama! Yazık oldu, yazık oldu! deme! Eğer ben yaşarken nefse uyup şeytanın tuzağına düşersem, işte hayıflanmanın sırası o zamandır! Cenazemi görüp de; Ayrılık, ayrılık! deme! Bilesin ki o vakit, benim ayrılık vaktim değil, Rabbimle buluşma, vaktimdir! Beni toprağın kucağına verdikleri zaman sakın; Veda, veda! deme! Çünkü mezar, öteki âlemin, cennetler mekânının perdesidir! Mezar, insana hapishane gibi, zindan gibi görünse de, orası aslında vuslata susamış ruhların kurtulduğu yerdir! Hangi tohum toprağa atıldı ve  ekildi de tekrar bitmedi,  vakti gelince topraktan filizlenmedi? Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin?, buyurmaktadır!.

Şair, bir gönül ehlinin dünyadaki huzur hayatının kabir âleminde de devam edeceğini ne güzel ifade eder: Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde, Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter. Ve serin serviler altında kalan kabrinde, Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter!  Bir başka Şair  de ne güzel ifade etmiş: Ölüm bize ne uzak bize ne yakın, ölüm! Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm! Ne mutlu ölmeden önce ölüp, hayatın sürprizi olmaktan çıkaranlara!…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.