KONYA’NIN FÎ TARİHİ- 24

BOZKIR- ARMUTLU

 

 

 

“Ömür biter yol bitmez” hesabına döndü bizimkisi. 1992’de başlayan merak beni yollara düşürdü; yollar götürdü dağlara, ovalara… Görmediğim nice yerler var daha. Bu gidişle ölmeden “Dalyan babıç” diyemeyeceğim anlaşılan. Eh ne de olsa “Kısmetinizde ne varsa kaşığınıza o çıkacak”.

Kısmet, doğa ve tarih merakı bir olup, kırkı aşkın seçkin kişiyle birlikte; 10 Haziran 2001 günü vurduk kendimizi Armutlu’ya…

Sarıoğlan’dan Aladağ tarafına doğru dönülür ve önünüze ilk gelen kasaba Armutlu’dur. Hamzalar’ın altından dolaşıp dağların, kayaların içine bir daldınız mı; çıkmak zor, çıkamazsınız da.

TAT İNİ MAĞARASININ İÇİNDE SU KAYNIYOR

Altları uçurum olan tepelerin; yamaçların üstü alabildiğine kayalık, doğa alabildiğine vahşi. Gerçekten kalem yazmaz güzelliklerle dolu buralar. Volkanik kaya kütleleri kalkerli, tüf, bazalt… Doğa coğrafyası burada tabakalar halinde kayaçlar oluşturmuştur. Tepelerin böğürlerinde irili ufaklı sayısız mağaralar var. Mağaraların çoğunda sarkıtlar oluşmuş ki görmeye değer. Belki insanların mekânı da oldu bu mağaralar kim bilir? Ama bu mağaralarda hiç insan izi yok. Yüksek tepelerden vadinin içine inildiğinde, Tat ini diye bilinen olağan üstü güzel bir mağara dikkat çekiyor. Mağaranın içinde su kaynıyor, ayrıca bir doğal su tüneli bulunuyor, ucunun nereye gittiği belli değil. Çok çukurda ve iki katlı olan mağaranın içi yemyeşil, sular Şırıl- şırıl, kuşlar cıvıl- cıvıl… Buralarda Her şey doğanın şaheseri ve her şey doğallığıyla kalmış. O kadar çok sarkıt-dikit var ki doğanın bu yaratıcı hünerine şaşarsınız.

Daha aşağılarda, dere kenarında eski bir Selçuklu hanı ve köprü bulunuyor. Anlatılanlara göre; buralar deve yoluymuş. Hem Yörükler, hem mal taşıyan deve kervanları bu güzergâhtan geçerlermiş.

Bu dereler Göksu’ya karışan küçük kollar. Dere içinde balık bulunuyor. İlerilerde iki tane de balık üretim çiftliği ve lokantası var.

PROF. DR. KÜÇÜKDAĞ’IN KİTABINDAN ARMUTLU

Armutlu’yu ilk yazıp, belgelerle kitaplaştıran sayın Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ’dır. Sayın Yusuf Küçükdağ hocanın Armutlu isimli kitabından özet şeklinde, çok kısa bilgiler vererek Armutlu’nun tarihini ve halkını tanıyacaksınız.

“… Armutlu köyü bu adı Bozulus Türkmenleri’nin “Armutlu cemâatinden ayrılan bir kol tarafından kurulduğu için almış olmalıdır… Armutlu Cemâati’nin, 17. yüzyılda bile konar-göçer olarak yaşadıkları ve bu yüzyılın sonlarına doğru Turgut ve Kureyşözü kazalarına iskân ettikleri görülmektedir… Armutlu Türkleri, yöreye geldikleri zaman antik dönemden beri kullanıldığına daha sonra değinilecek olan eski mezarlığın yakınındaki höyüğün batı bitişiğine ilk köyün evlerini inşa etmişlerdir… Sonuç olarak Armutlu Aşireti, hâlen köylerinin bulunduğu yöreye geldiğinde, bu mevkide Bizans döneminden kalma kullanılabilecek durumda ne bir köy ne de karşılaştıkları bir insan vardı. Bu yüzden kendilerine en uygun yere köylerini kurarak yerleşik hayata geçmişler ve daha sonra savunması kolay olan, şimdiki köyün bulunduğu yere köyü nakletmişlerdir.”

ARMUTLU’NUN TÜRKLERDEN ÖNCEKİ TARİHİ

Yine aynı kaynak kitaptan Armutlu’nun Türklerden önceki tarihine kısaca bakmakta yarar var.

“Armutlu’nun içinde bulunduğu bölgenin en eski halkı Luwiler’dir. Bunlar Avrupa kökenli olup M.Ö. 3. binyılda buralara gelmiş, Helenistik döneme kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Luwiler daha sonra buralarda hâkimiyet kuran Hititler, Frigler, Asurlular, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılarla kaynaşarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Demek ki sanıldığı gibi Türklerden önce buralarda yaşayanlar Roma, Bizans veya Rum asıllı değildir. Konya ve çevresine Rumların ticaret yapmak maksadıyla gelip yerleşmeleri çok eski olmayıp M.S. 2. yüzyıldadır… Armutlu toprakları üzerinde yerleşimin tarihi M.Ö. 4. yüzyıla kadar götürülmektedir. Oysa Armutlu’nun da içinde bulunduğu İsaura tarihi, bundan daha çok eskilere, M.Ö. 3. bin yıla kadar gitmektedir… Armutlu Türklerden önceki esas tarihi, bilim adamlarının höyüklere yapacakları kazılar sonucu gün yüzüne çıkacaktır…”

BOZKIR- DEREİÇİ (GEDERET)

Bozkır ilçesinin, dağlar arasında kalmış, kuytu bir kasabasıdır. Yeni adı: Dereiçi, eski adı; Gederet. Sarıoğlan-Hisarlık veya Bozkır-Üçpınar yol güzergâhından gidilebilir.

23 Eylül 2001 günü Dereiçi Belediye Başkanlığı’nın daveti üzerine, on kişilik bir ekiple gitmiştik. Yolları çok büklümlü, uçurumlu, olabildiğince vahşi doğanın olduğu Dereiçi ve çevresi; kayalarla, dağlarla çevrili olmasına karşın eskiden kervan develerinin geçtiği bir yol üstü yer. Motorlu taşıtların olmadığı dönemlerde bu yolların büyük bir önemi vardı.

Kasabanın kurulduğu yer düzlük. Dereye doğru indikçe vadiler, tepeler, kayalıklar başlıyor. Dere çevresi yeşillere bürünmüş, ağaçlık… Halkı yoksul. Hani “Eşekle eker, sıpayla çeker” derler ya; buralarda yaşam zor, ekmek kavgası daha da zordur.

KASABANIN TARİHÇESİ

Öğretmen Ayvaz Bey; kasabanın tarihçesi hakkında şu kısa bilgileri veriyor bizlere.

“Gederet’in tam anlamını bilemiyoruz. Ancak, Osmanlı Devleti’nin Fetret Dönemi dediğimiz karışıklık döneminde Osmanlı’ya başkaldıran Celâliler ve Sipahiler buraya kaçıp sığınmışlar. Gözden uzak olan buralarda köy kurmuşlar. Köyün ilk kurulduğu yer: Eski Gederet dediğimiz, bugün kalıntıları kalmış yerdir. Alperenler dediğimiz gönül adamlarının da Anadolu köylerini kurmalarında rolleri büyüktür. Karşıdaki tepe kutsal kabul edilmekte. Her yıl eylülün ilk haftası bu tepede yemek yenilir, dilekler dilenir ve hoca uzun bir dua yapar. Böyle bir gelenek var burada.”

Rehberlerimiz önderliğinde kasabadan çıkıp dere boyunca yürüdükçe vahşi doğa tüm güzelliğiyle önümüze çıkıyor. Görenleri hayrete düşüren ve birazda ürküten kocaman, dimdik, uçurumlarla dolu kayalıklar… Kayalıkların böğürlerinde insanı ürküten; kaba-saba, geçitli, tünelli mağaralar. Altları uçurum. Her yer ayakaltında, her yer göz önünde. Daha yukarılara çıkıp kuzeydoğuya baktıkça Zengibar Kalesi’nin Hisarlık tarafındaki sur ve kule kalıntıları görülebiliyor.

Dere boyunca yürüdükçe, derenin hemen üstünde küçük bir kayaya oyulmuş, içi dört köşe olan bir mezar odacığı görülür. Burası uzun bir vadinin başlangıcıdır. Bu mezar odacığının düzgün kemerli bir kapısı var. Kapı kuzeyde. Kapının yanlarında, kareler içinde haç kabartmaları, insan ve geyik figürleri bulunuyor. Biraz daha yukarıda, derenin tam üstünde büyük bir mağaranın önüne duvar çekilmiş. Duvarın altı taş, üstleri kerpiç. Giriş kapısının yeri belli, ama yarısı yıkılmış. Duvar yıkıklarının arasında definecilerin kaçak olarak kazdıkları yerlerde Roma dönemi kaba çanak çömlek parçaları görülüyor. Definecilerin kazılarından çıkıp, sağa sola atılmış insan kemikleri de dikkatimi çekti.

Burası küçük bir karakol- gözetleme kalesiymiş. Ama duvarın üst kısımları neden kerpiçlerden yapılmış anlayamadım doğrusu. Dere boyundaki su değirmenleri, kuraklıktan dolayı çalışmıyor.

Sonuç olarak; Buralarda küçük topluluklar Roma döneminde uzun süre yaşamışlar. Zaman içinde karakol- gözetleme hizmeti yapmışlar, zaman içinde Roma zulmünden kaçanlar da buralara saklanmışlar.

Bolat Yaylası, Hadim ilçe sınırları içinde olmasına karşın Gederet’e çok yakındır. Bolat Yaylası’nda antik bir kentin kalıntıları vardır. Önemli bir tarihi olan Bolat Yaylası’nın karakol hizmetlerinden birini de Gederet’teki karakol kalesi vermiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar