KONYA’NIN FÎ TARİHİ- 45

ESKİ OYUNLARDAN BAZILARI–1

 

Şimdiye kadar yapılmış arkeolojik kazılardan çıkan kalıntılardan edinilen bilgilere göre; unutulmuş- unutulmamış klasik oyunların geçmişi ta ilk çağlara kadar gidiyor. Oyun, insanların her döneminde var olabilen toplumsal bir olgudur. Hatta bir bakıma insan için vazgeçilmez gereksinimdir. Çocukluk çağından başlayan oyun ya da oyalanma gereksinimi insanın orta yaşlarına, yaşlılığına kadar sürebilmektedir. Büyüme çağından sonraki oyun gereksinimi, genellikle ilgi ve meraka bağlı olmakla birlikte eğlence, oyalanma ve zekâ açıcı olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Tarih boyunca birçok oyunun unutulup gittiğini, bazı oyunların şekil değiştirerek de olsa halen oynandığını görmekteyiz. Klasik oyunların genellikle Asya topraklarından çıktığı kabul edilse de başka anakaralardan da çıkmış oyunlar bulunmaktadır.

Halen bazı oyunların meraklıları varsa da bu oyunların teknoloji karşısında yenilip unutulmaya yüz tutmakla karşı karşıya olduğunu anımsatmakta yarar var.

 

BİLİNEN ESKİ OYUNLARDAN BAZILARI

 

BEZİÇ

2 ya da 4kişi tarafından 6 zarla oynanan eski ve unutulmuş bir oyundur. Zarların birer yüzü tek noktalı olup öteki yüzleri beyazdır. Beziç oyunu özel çizilmiş bir tablo üzerinde oynanır.

Oyuna zarlar sallandıktan sonra yere atılarak başlanır. Atılan zarların durumuna göre isim verilir ve ona göre oynanır. Zarın biri siyah ötekiler beyaz olursa beziç, biri beyaz ötekiler siyah olursa dest, hepsi beyaz olursa bahar, hepsi siyah olursa caka, dört siyah olursa cehar, üç siyah olursa se, iki siyah olursa dü denilir. Başlangıç bölümü banktır. Beçiz gelirse bank sırasından 25, caka gelirse 6, bahar gelirse10, dü gelirse 2, cehar gelirse 4, se gelirse taş üç hane ilerletilir. Oyun sırasında oyuncunun taşı karşı tarafın oyun taşının olduğu haneye gelirse karşı taraf yeniden bank hanesine döner.

 

PEÇİÇ

Zar yerine 8 katırtırnağı ile oynanan bir oyundur. Bunların bir yüzü ters bir yüzü düz kabul edilir. Tırnaklar avuç içinde sallanarak ortaya atılır. Yüzüstü ya da tersine bir şekil alırsa sekiz sayı kazanılmış olur. Tırnakların ikisi açık, ikisi kapalı olursa 25 sayı kazanarak bir kez daha atma yetkisi kazanmış olur. Üç kez 25 sayılık durum olursa bu tırnakları atan 75 sayı kazanır ve oyuna yeniden başlanır. Tırnakların ikisi kapalı ötekiler açık olursa 12, bir taş kapalı ötekiler açık olursa 7, üçü kapalı beşi açık olursa 6, dördü kapalı dördü açık olursa 5, üçü açık ötekiler kapalı olursa üç taş yürütülür.

 

SATRANCI UREFA

Bir bakıma kızmabirader oyunun atası sayılan bu unutulmuş oyun; iki kişi arasında, tek zarla, yüz haneye ayrılmış bir tablo üstünde oynanır. Her hanede rıza, kavga, rica, nedamet, hicran, karar gibi birer sözcük bulunur. Zarın gösterdiği duruma göre taş ilerletilerek oyun devam eder.

Bu oyun tasavvufçu hocaların öğrencilerini eğitirlerken kolay öğrenmelerini sağlamak için buldukları bir eğitim aracı olduğu kabul edilmektedir. Her zar atılışından sonra taşın ilerleyerek geldiği hanede yazılı olan sözcük üstüne kısa bir sohbet yapıldıktan sonra oyun hakkı öteki oyuncuya geçer. Taşını en üstteki visal hanesine kadar götürebilen oyuncu oyunu kazanmış olur. Taşı, tablonun alt kesimlerinde bulunan yılan, ok şekillerine gelen oyuncu o hanede yazılı talimata göre taşını hareket ettirir.

 

ÂŞIK ATMA OYUNU

Davar ( keçi, koyun) bacaklarının eklem kemikleriyle oynanan bir oyundur. Bu oyunun kuralları ve oynanış şekli yörelere göre değişiklik gösterir. Eskiden kırsal kesim çocuklarının oynadıkları baş tacı bir oyun olmasına karşın şimdilerde oynanmaz olmuştur.

Bilim adamları bu oyunun çok eski dönemlerde Asur ve Keldaniler tarafından oynandığını söylemekteler. Ancak son yıllara kadar Anadolu’da çok yaygındı.

Davarların âşık kemiği denilen bacak eklem kemikleri çıkarılıp temizlendikten sonra, çoğu kez boyanarak süslenir. Dört taraflı olan âşık kemiğinin her tarafının bir ismi vardır. Her tarafa da bir işaret konulur. Kemiğin dik ucundan birisi bey, öteki dik ucu ağa, yan tarafın biri hizmetçi, öteki yan taraf hırsız. Oyun, kemiğin avuca alınıp sallanmasıyla ortaya atılır. Kemiğin aldığı duruma göre oyun devam eder.

Bizim çocukluğumuzda, bu oyunu içi çamur dolu kibrit kutusuyla oynardık. Yere attığımız kibrit kutusu dik gelirse bey denilir ve o oyuncu bir daha kutu atmazdı. Kutunun yan ve resimli tarafı bekçidir, o da ucu düğümlenmiş peşkiri alıp kenara çekilir. Kutunun yazısız yan kısmı hırsızdır bu oyuncuya ceza verilir. Cezayı hırsıza cezayı bey verir. Ucu düğümlü peşkir kaç kez vurulacaksa söyler, bekçi elindeki düğümlü peşkiri attığı kutu hırsız gelen oyuncunun avucuna o kadar vurur. Kutu yatay dik gelirse affa uğramıştır.

Âşık atma oyunun bir başka oynayış şekli de şöyledir. Yere düz bir çizgi çekilir. Oyuncular kaçar kemik koyacaklarsa kemiklerini bu çizgiye dizerler. Oyuna başlamadan önce baş taraf denilerek kemik dizisinin sağı ya da solu baş olarak saptanır. Baş olarak saptanan yerdeki kemiği çizgi dışına çıkarabilen oyuncu bütün kemikleri kazanır. Atılan kemik baş altı denilen ikinci kemiği çizgi dışına çıkarmışsa dizili kemiklerin yarısını kazanır. Ellerindeki kemiği önlerinde dizili duran kemiklere doğru atarlar. Çizgide sıralı kemiklerden biri ya da bir kaçı çizgi dışına çıkarılabilirse onları bu oyuncu alır. Kalanı yeniden dizilir ve âşık atma sırası öteki oyuncuya geçer.

 

KUMALAK

Mangala oyununa benzeyen ve 4 bin yıllık olduğu iddia edilen bir oyun olup ayrıca fal bakma yöntemlerinden biridir. Temel kuralları rastlantıya- şansa değil, tamamen zekâya dayanır. Halen Kazak, Kırgız, Türkmen ve Altay gibi Türk toplulukları arasında ve çin, Moğolistan gibi yerlerde oynanmaktadır. Tarih içinde Hunlar, Göktürkler ve sakalar tarafından oynandığı bilinen bu oyunun çıkış yeri Orta Asya’dır. 162 taşla ya da davar kığısıyla oynanır.

Özel olarak hazırlanmış oyun tahtası üstünde dokuzar oyuk ve oyuncuların kazandıklarını koyabilecekleri birer hazine oyuğu vardır. Oyun için her bir oyuncunun 81 taşı olması gerekir. Her oyuncu her oyuğa dokuzar taş koyar. Oyuna ilk başlayan kişi kendi bölümünden 9 taş alır ve birini aldığı oyuğa bırakıp saat yönünün tersinden başlayarak her oyuğa bir taş bırakır ve elindeki taşları bitirir. Son taş karşı tarafın oyuğundaki taşların sayısını çift yaparsa bütün taşları alarak kendi bölümündeki hazine oyuğuna koyar. Kim fazla taşı alırsa oyunu o kazanır. Oyunun oynanışı ayrıntılara girmeden kabaca bu şekildedir.

 

YILAN OYUNU

Eski Mısır halkı arasında kutsallığı olan bir oyundur. Bilindiği gibi; yılan eski Mısır tanrıları arasında yılan figürlü tanrı da vardır. Bundan dolayı bu oyun, oyun olmaktan çok ibadete aracılık etmiştir. Eski Mısır döneminde kıvrılarak yatmış bir yılanın sarmalları arasında düzgün oyuklar vardır. Oyun en dıştan başlayarak yılanın ağzının bulunduğu yere kadar gelebilip, oyun dışı olmadan başladığı yere gelebilen oyuncu oyunu kazanmış olur. nasıl oynandığı hakkında fazla ayrıntılı bir bilgiye sahip olmamakla birlikte; çocukluğumuzda bu oyunu çok oynardık.

Bizim oynadığımız yılan oyunu ile bu unutulmuş yılan oyunu arasında bir bağlantının olması gerektiğini düşünüyorum. Bizle bu oyunu şöyle oynardık.

Düz bir yere birbiri içine geçen vida dişine benzer spiral daireler çizilir. Bu daireler arasındaki boşluklar yol olarak kabul edildiğinden oyun bu boşluklar üzerinde oynanır. Oyun taşı olarak içine çamur doldurulmuş gazoz kapağı, ağır ve büyükçe madeni para ya da altı düz çakıl taşı seçilir. Oyuncu kendi taşını yılanın kuyruğuna yani spiralin en dışına koyara taşa parmaklarıyla vurur. Taş ileriye doğru, yani sarmalın içine doğru hareket ettirilmiş olur. Oyunun ana kuralı oyuncunun taşı hiçbir çizgi üstüne gelmeyecek, Geldiğinde başladığı yere geri dönecek, iki oyuncunun taşları bu spiral yol içinde karşılaşırsa önceki taşın oyuncusu yeniden başa dönecek. Her iki oyuncudan hangisi kurallara uyup yanmadan yılanın başına ulaşıp, yılanın kuyruğuna dönebilirse oyunu o kazanmış olur.

 

KAYNAKÇA: Dr. Sedat Kumbaracılar. Türkiye’deki Eski oyunlar. Hayat tarih Mecmuası, sayı;1 Şubat- 1972- İstanbul. Doç. Dr. Abdulvahap Kara- İnternet.

Önceki ve Sonraki Yazılar