Yönetim ağlama yeri değildir

Uzun süredir aklıma takılan bir konu vardı. O konuya değinmek istiyorum. Ama öncelikle herkese güzel bir hafta diliyorum. Bu arada açıklamalıyım bu siyasi bir yazı değildir. Siyasi partileri ayrıca değerlendiririz. Bunu biraz daha teorik olarak algılamak gerekir.

Seçimle gelinen makamlara malumunuz olduğu üzere adaylık yöntemiyle başvurulur. Yani bir kişiyi, kendisi istemeden, hiç kimse bir dernek başkanı olarak atayamaz. Konuyu şöyle biraz daha açayım:

Örgütler(teşkilatlar) örgütlenme açısından veya diğer bir deyişle demokrasi açısından ikiye ayrılır. Demokratik örgütler ve antidemokratik örgütler olarak… Mesela dernekler, sendikalar vb. örgütlenmeler “demokratik” örgütler olarak adlandırılırken, vakıflar gibi örgütlenmeler “antidemokratik” örgütlerdir. Antidemokratik örgütler adı üzerinde antidemokratiktir. Yani haliyle konumuz onlar değil. Ben bugün demokratik örgütlerden bahsedeceğim.

Siyasi partiler, tüm dernekler, sendikalar, spor kulüpleri, kooperatifler, apartman ve site yönetimleri vb… tüm bu örgütlenmeler demokratik örgütlenme olarak adlandırılır. Şimdi içinizden bazıları muhakkak, “onlar da demokrasi ne arar” diye düşünmüşlerdir ama söyleyeyim; bu biraz daha teoriktir. Yani olması gerekendir. İşleyişinde farklılıklar olabilir, o beni ilgilendirmiyor.

Bu demokratik örgütlerde en önemli konulardan birisi seçimdir. Belirli sürelerde bu örgütlerde seçimler yapılır ve o örgütü yönetecek kişiler, örgütün üyeleri tarafından seçilir. Bu durum partilerde de böyledir, derneklerde de…

Seçimler öncesinde birileri ortaya çıkar ve “biz bu örgütü daha iyi yöneteceğiz” iddiasında bulunur ve yönetime aday olurlar. Seçecek olan üyeler de, kendilerince daha iyi yöneteceğine inandıkları yönetime oy verirler.

Aday olan başkan ve onun yönetimi, söz konusu örgütü, daha iyi yöneteceklerini, sorunlarını çözeceklerini, gereken destek ve parasal meseleleri çözeceklerini ve diğer aklınıza gelen yönetimle ilgili yapılması gereken ne varsa yapacaklarını belirtirler. Yani aday olmak demek bu demektir. Seçildikleri zaman da vaat ettikleri şekilde örgütün hem maddi hem manevi hem sosyal olarak büyümesi için ellerinden geleni yaparlar.

Ama şunu iyi bilmek gerekir; yönetimler ağlanacak yerler değildir. Yönetime aday olurken, sorunları çözeceğim, diğer yönetimden daha iyi yöneteceğim, parasal ve sosyal desteği bulacağım gibi iddialarla seçilirken, seçildikten sonra “bana destek vermiyorsunuz, para vermiyorsunuz” gibi serzenişler demokratik örgütlenmelerin doğasına terstir.

Tabii ki her şeyde olduğu gibi yöneticilikte de iyi ve kötü olarak iki alternatif vardır. İyi yönetici, işini iyi yapar, görev aldığı örgütün yükselmesini daha ileri gitmesini sağlamaya çalışır ve şikayet etmez. Kötü yönetici ise devamlı bahane bulur. Aynı zamanda da koltuğunda oturmaya devam eder. Aslında koltuğu bırakıp kaçmak için de fırsat kollar.

Bir başkan için en kötü savunma “para desteği vermiyorsunuz, para bulamıyoruz” sözüdür. Bu sözü söyleyen başkan, o koltukta 1 sn. durmamalıdır.

İşte demokratik örgütlerde çeşitli zamanlarda seçim olur. Demokrasi seçimi kapsar ama seçim eşittir demokrasi demek değildir. Bazen demokratik olarak seçim yapılır ama seçim sonucunda kazanan aynı zamanda “hak eden” olmayabilir.

En azından bundan sonraki süreçte bir yerlere aday olmak isteyen, aday olan, seçilen ve yönetime gelen kişiler bu teorik bilgileri bilsinler. Ki seçildikleri örgütleri de “deneme tahtası” olarak kullanmasınlar.

Dostlukla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.