Yazmak bir işe yaramıyor artık

Çok uzun süredir çeşitli gazetelerde, dergilerde, köşe yazısı yazıyorum. Hiç şimdilerde olduğu kadar yazı yazmanın anlamsız olduğunu hissetmemiştim.

Eskiden yazı yazdığımız zaman yazılar vatandaş tarafından ve bilhassa bürokrasi tarafından okunur, eğer bir uyarı yapmışsak bir önlem alınır, eğer taltif edici bir yazı yazmışsak teşekkür edilirdi. Şimdi ben bürokrasinin bile okuduğunu düşünmüyorum işin doğrusu. Çünkü eskiden bürokraside “işini iyi yapmak” için uğraşan ve liyakat sahibi bürokratlar görevdeydi. Şimdilerde bu tür bürokrat mumla aranır oldu.

İşin en komik tarafı da bu liyakatsiz bürokratların büyük bölümü gazetecileri eleştiriyor. Halbuki en kötü gazeteci onun yaptığı müdürlükten çok daha iyi müdürlük yapar. Bunu bile bilmiyor.

Bu yazıyı 30 Ağustos’ta özellikle yazıyorum. Büyük Taarruz’un 96. yılını kutlarken, 2018 yılında Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden daha geride bir yaşam tarzı veya idare tarzı ülkemize yakışmaz diye düşünüyorum.

Gazetecilik, bir denetim mekanizmasıdır. Yani gerek idareciler, gerek politikacılar yaptıklarını, icraatlarını en iyi gazeteciler yoluyla değerlendirebilirler. Bu nedenle de gazetecilik mesleği çok önemli bir yer işgal etmektedir. Zaman zaman gazetecilik mesleğini zora sokan, zorlayan veya kendince “intikam alan” idareciler hep olmuştur ama bu tür idareciler çok vakıf olamamışlar, silinip gitmişlerdir.

Bir hastanede sorun varsa ve oradaki bir zaaftan veya zaafı olan bir idareciden kaynaklanan bir sorunsa gazeteci bu sorunu belirtir, sağlık yönetimi de önlemini alır. Veya bir üniversitede daire başkanlığında sorun varsa, işleyişinde bir “cehalet” söz konusuysa, gazeteci bu belirtir üniversite yönetimi önlemini alır. Bu alınan önlemler neticesinde de vatandaş bir takım hatalara veya zaaflara maruz kalmaz. İşin aslında özeti bu kadardır.

Bu illaki gazeteci her konuda haber yapıp kurumu rezil edecek de demek değildir. Mesela bir resmi bayram günü bir devlet kurumunun astığı bayrakların çok kötü olduğu konusunda vatandaştan bir fotoğraf geldi. Bunun haber yapılmasını istiyordu, fotoğrafı gönderen vatandaş. Ama biz aldık bu ihbarı, devlet kurumunun yetkililerini aradık ve yarım saat içerisinde iş çözülmüştü. Çünkü zaten bilinçli yapılan veya saygısızlık olsun diye yapılan bir konu değildi ki bu.

Veya yine bir vatandaş bir ihbarda bulundu. Kendi civarlarındaki otların çok kuruduğunu, bir ateş atılması durumunda falan yangın çıkabileceğini belirtti. Burada iki yol vardı. Birincisi buranın fotoğrafını çekip, yanacak, bitecek, kurum ilgilenmiyor diye, yaygarasını yapmak ikincisi de muhatap kurumu aramaktı. Tabii ki muhatap kurum bu konuyla hemen ilgilendi ve bir sorun çözülmüş oldu.

İşte gazeteciliğin işleme biçimi böyleydi. Hatta gazeteciler açısından halen böyle. Ancak maalesef kurumların idarecileri açısından bu sistem tamamen değişti. Mesela bir kurumdan teknik bir bilgi alacağız. Ve vatandaşı bilinçlendirmeye çalışacağız. Önümüze öyle bir bürokrasi çıkıyor ki. Yani vatandaş “Bilgi Edinme Kanunu”na göre sorsa sanırım daha çabuk cevap alır.

Gazeteler okunmuyor ya, işte gazetelerin okunmamasının nedenlerinin altında da bu yatıyor. Yani vatandaşa bilgi veremezsen gazete okunmaz. Eğer “acaba iktidar yanlış mı anlar” diye açıklamadan kaçarsan –ki bunun aslında bir adı da dalkavukluk olsa gerek- vatandaşa açıklama yapma şansı kalmaz. Gazete okumaya gerek duymaz.

Bence 15 seneden önceki gazetecilik dönemine hep beraber dönelim. Bakın o zaman hem gazetecilik daha iyi olacak. Hem de Devlet her kurumu ve kuruluşunda daha iyi yönetilecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.