Nihal Şahsenem Akköse

Nihal Şahsenem Akköse

Pasif agresiflerden gına geldi

Günümüzde pasif, agresif, somurtkan insanların sayısında ciddi bir artış yaşandığını hepimiz gözlemliyoruz. Bunun birçok nedeni var elbette. Ancak bugün değineceğim şey bir kişilik bozukluğu olan pasif agresif kişilik. Öyle bir uzmanlığım falan da yok, gördüklerim nispetince mevzuyu ele almak niyetindeyim. Sizin de “Ya hakikaten böyle” diyeceğinizi ve hak vereceğinizi tahmin ediyorum.

Yaptığım gözlemlere göre, yukarıda bahsettiğim bu pasif agresif kişiler, tipler düşüncelerini, duygularını, hislerini, isteklerini ve taleplerini saklayan insanlar. Bunları karşısındakilere açıkça ve sakince anlatmak yerine olumsuz davranışlarla gösterirler. Şöyle ki tartışma ya da çatışma içerisinde oldukları bir kişiyle konuşmak yerine, sessiz kalmayı, somurtmayı tercih ederler. Üstü kapalı hareketlerde bulunurlar, sabote ederler. Sorunlarla başa çıkmazlar. Düşük özgüvenli insanlardır. Küsmeye meyillilerdir. Karamsar, kindar, kıskanç yapıları vardır. Empati yapmayı beceremezler. Sürekli çevresindekileri eleştirirler ama kendileri eleştiriye kapalı insanlardır.

Bunlar her yönden sıkıntılı tiplerdir. Bence en büyük sıkıntıları kendilerini her zaman, her işte doğru kişi olarak görmeleri. Çünkü kendilerini başarılı görürler.  Halbuki bu şahsiyetlerin hemen hemen hepsi kendilerine verilen işleri ertelerler. İşi vaktinde yapmazlar yani. Bir de bu gecikmeye ve özensiz işlere kılıf uydurma çabasına girerler. Hep bir açıklamaları vardır. Kusur kabul etmezler. Topu hep karşıya atarlar, hep hatalı başkasıdır. Nihayetinde de kendilerini değersiz hissederler, haksızlığa uğradıklarını düşünürler.

Bir bakın etrafınıza bunlar ne kadar fazlalar değil mi? Bu davranışlar ne kadar doğru? Evvela kendimizden başlayarak bir sorgulayalım.

Belki siz de bunlardan birisinizdir. Bu özellikleri taşıyor olabilirsiniz. Dediğim gibi; pasif agresif kişiler eleştiriye, tavsiyeye kapalıdır. Ama bir şansımı denemek istiyorum. İnsanoğlu akıllı, mantıklı bir varlık öyle değil mi? Yaradan bize bu kafayı şapka diye vermemiş. Şu yukarıda saydığım özelliklerden birine veya birkaçına sahipseniz, bu özellikleri taşıyorsanız derhal vazgeçin. ‘Kimse kimseye bir şey öğretemez’ diye de düşünmeyin. Tecrübe, tavsiye diye anlatılanları dikkate almak gerek. Bu kadar karamsarlığa, negatifliğe gerek yok. Açık söyleyeyim; bıktık kardeşim! Olumsuzluktan, somurtkanlıktan, negatiflikten gına geldi. Geldi de bir bana mı geldi yani? Bu bozukluğu azaltarak, en kısa sürede yok edelim.

Hepimizin dilinde, hep söylüyoruz, “Hayat kısa ve bir o kadar da değerli bir zaman zarfı” diye. Ne kadar uzun yaşadığın da hiç önemli değil. Önemli olan nasıl yaşadığın. Göçüp gittiğinde iyi, pozitif şeylerle hatırlanmaktır önemli olan. Bunlardan dolayı ben pozitif düşünce ve davranışların benimsendiği bir yaşam iklimi oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum. Evet, bu bizim elimizde. “Herkes her daim sevgi kelebeği olsun” demiyorum tabii. Ama mümkün olduğu kadar pozitif düşünce benimsensin istiyorum. Olması gereken bu.

Saygılar.

Önceki ve Sonraki Yazılar