Büşra Kavasoğlu

Büşra Kavasoğlu

KRONİK

Şöyle sessiz sakin kuytularda, bir kulübe var uzaklarda. Buz gibi esen rüzgarda, buz gibi karda kışta uyanmak var kestane kokusuyla. Günün ilk kahvesini, ilk çayını herkesten uzaklarda bir tek ruhunla, canınla, aşkınla içmek var huzurluca. Hayalini kurmak var ötelerin, bir yıl sonraki yaş alışının hayalini.. Gökyüzüne bakarken solumak var nefesini, sessizce izlemek var yıldızların gidişini, her Ay gülümsediğinde gülümsemek var sevdiğine. Özlemi var sessizliğin, unutulmuş sakinliklerin. Yalnızlık değil dediğim, biraz kafa dinlemek niyetim. Bir yudum su kadar ihtiyacı yok mu ruhumuzun seslerden arınmasına, huzura ve inanca. Umut yoklasın kalbimizi biraz mesela, ötelerde var umutlar bolca. 

Sıkılıyoruz bazen hayattan, yaşamaktan. Çilesi var bazı sıkıntıların çokca, insanlar çoğaldıkça baş ağrısı dinmiyor, şiddetleniyor yoğunlukla. Biri anlamıyor seni, ona göre de sen anlamıyorsun karşındakini. Kiminin gözü kötülüğü bilmez, kötülükle büyür zihni. Kimi de çevresinde kötülük nedir bilmez, bir kötülük dokunsa önce kendinde bulur problemi. Hayat iyisiyle kötüsüyle değil artık, hayat menfaatine göre iyi ya da kötü bazıları için. Hayat o bazılarına anlamlı değil artık, anlam kazanan çıkarlarının yerine geldiği. İnsan kendinde olmadığı bişeye yeltendi mi sonu hep hüsran bitiyor, kıskançlık seviyesi yükselip kronik bi hastalığa dönüştüğü an herkesin hayatını olumsuz  etkiliyor. Belki sevdiklerini kaybediyor belki büyük zararlar veriyor. İnsan insana karşı nasıl kendini ezik, özgüvensiz hissedebiliyor? Bizi Yaradan aynı, hayatlarımız bağımsız neticede. Bizi buraya gönderen aynı fakat hepimizin hayata karşı yürüdüğü amacı farklı sadece. Ama geliş sebebimiz aynı, şükürlerimiz de aynı olmalı. Kaderimiz farklı, çünkü bizim dengelerimiz farklı. Hangi insanın imtihanı kendine fazla ya da hangi insanın imtihanı kendine az ki. Belki isyan edeni duyduk ama benim sıkıntım bana çok az diyeni duyabildik mi? Zaten derdimiz azken Yaradana yakınlaşmayı başarabilseydik böylesine çıkmaz sıkıntılarla cebelleşebilir miydik? Kıskanılmasaydı başka hayatlar, olmasaydı kinler görebilir miydik dağılıp giden bağları, dağılıp giden yuvaları. Bir anneyi bir babayı evladından ayıran zihniyetler çıkabilir miydi karşımıza. Bu kötülük illeti hiç olmasaydı ne kadar güzel olurdu değil mi yaşamak, hayattan keyif almak.. Rahat olsaydık, elimizi sallasak ellisi deyip önümüze gelseydi herşey dünya nasıl güzel olurdu değil mi?  İşte dünya dururdu o zaman, dünya dönmezdi amacına ulaşmaya biraz daha yaklaşmak için, amaç olmazdı ki başarı için. Bu kadar rahatlığın içindeyken kimi zaman şükredebilmeyi bile beceremezken; bu sıkıntılar, bu imtihanlar, bu dertler olmasaydı aklına gelir miydi dua edebilmek, biraz daha biraz daha Allah’a yaklaşabilmek. İşte yaşadıkça var, her önümüze çıkan engellin bizi ulaştırdığı tek bir yer var; tek bir kapı. O kapı Hak kapısı, o kapı Yaradan kapısı. Şimdi derdin her ne ise anlat tek tek Sanatkarına, O mutlaka yol gösterir sana. 

Vakit onu değerlendirmeyi bilebilirsen güzel, huzuru sevgiyi bulabilirsen güzel. Önce hayal et sonra dua et. Buz gibi havada çok uzaklara ulaşamıyorsan da, ev kestanesi ve ev kahvesi de yeter sana. Yeter ki içini ısıt, içini ferah tut aydınlıklara. Hayat sana gelecek olan ışığı hayal ettikçe güzelleşiyor aslında, o ışık sana ulaştığında kaçınılmaz mutluluğun sarılır sana usulca..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.