KONYA’NIN Fî TARİHİ- 7

Hatunsaray, Meram’a bağlı bir kasaba olmakla birlikte antik Lystra kentinin bir bölümünün içinde bulunduğu ilk çağ kentidir. 

İlk çağdaki ismi Luşna- Lusna. Antik kervan yollarının kesişme noktasında olduğu için özellikle Asurlular dönemindeki önemli ticaret merkezlerindendir.

Roma İmparatorluğu zamanında askeri bir önemi olan, daha sonra büyük bir kent kimliğine bürünen Hatunsaray; zaman- zaman büyük dinsel toplantılara da temsilci göndermiştir. Ancak, bu antik kentin kuruluşu, İsa’nın doğumundan çok daha öncelerdedir.

Bilinen isimleri: Lystra. Daha sonra Zoldra (Zolduru, Zoldera, Zordile), Selçuklular zamanında Kökonulya’dır. Daha sonraki son ismi: Hatunsaray’dır.

Sayın Bilge Umar, Lystra için; “Konya’nın güneyindeki Hatunsaray kasabasının ilkçağdaki adı.” Demiş ve istra ekinin akıntı ya da akarsu anlamında olduğunu vurguladıktan sonra; ismin Luwi Dili kökenli olduğunu bildirmiştir.

Prof. Dr. W.M. Ramsay Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası isimli kitabında, yer- yer Lystra’dan söz etmiştir.. Kitabın 366. sayfasında Lystra’nın keşfi anlatılıyor. “Lystra’nın Hatunsaray’da olduğu Prof. Dr. Sterret’in köyün bir mil kuzeyinde Zoldra denilen yerde bulduğu bir kitabe ile kesinleşmiştir. (Wolfe Ekspet s.142)… Lystra’nın burada olduğunu 1820’de Leake tahminde bulunmuştu; lâkin Prof. Sterret’in keşfi meseleyi kati surette ortaya çıkarıncaya kadar öteki müverrihler hep başka-başka nazariyeler yürütmüşlerdir. Rivayete göre 70 havariden Artemas (Yahut Artemius) 1. asırda Lystra Piskoposu olmuştur. (Azizlerin Hayatı, 20 Haziran, sayfa:67) Dip Not: Hatunsaray meselesindeki hataya sebep ( Bulletin de Corr Hell,1883, sayfa:318) harabelerin bir Roma kolonisine ait oluşudur. 1883’de Lystra’nın bir koloni olduğunu bilmediği için eldeki delillerin hepsi Lystra’nın burada olmadığını gösteriyor zannetmiştim. Lystra’nın koloni olduğunu meydana ilk delil Wattinton’a ait bir sikke bir sene sonra neşredilmiştir. Radt ile Paris, Zosta’nın Lystra olduğunu iddia etmişlerdir. (Bull Corr Hell,1886, sayfa:511)”

Aynı kitabında Ramsay şu bilgileri de vermektedir: “Vilayetlerin sukünuna karşı tehlike teşkil eden bu halkı zapt için Avgustus tarafından hudutları üzerinde tesis edilmiş bir koloni olması muhtemeldir. Bunun gibi doğu hudutları üzerindeki Lystra’da hem İsavrialar’a (İsaura) hem Homonotlar’a karşı bir istihkam vazifesi görmekte idi.” (sayfa: 370-371) Yine aynı kitabın 440. sayfasında; “Kilise listesinde Lystra, İsaura’nın bir şehri “ olarak geçmektedir ve Viea Sebasta denilen Kral Yolu’nun buraya uzandığı, bu yolun sahile Side’ye kadar ulaştığını tarih kitaplarından öğreniyoruz. Yol boyunca bulunan mil taşları bu bilgilerin kanıtıdır. M.Ö. 6. yüzyılda Avgustus’un kurduğu koloniler arasında Lystra’da vardır.

Hatunsaray içinde harman yeri olarak kullanılagelmiş Hatunsaray Höyüğü, henüz incelenmediğinden gizemini korumaktadır.

Hatunsaray’ın Selçukluların bir döneminde sultan eşlerine ya da analarına sarayın hediye ettiği bir çiftlik olması olasılığı vardır. Hatunsaray’ın kuruluş söylencesi de bu görüşü desteklemektedir. Söylenceye göre; Selçuklu sultanlarından birisinin kızı buraları beğenerek, gelip gitmeye başlamış. Sonra da sultan kızı için bir saray yapılmış. Çevrede yaşayanlara hep iyilik eden sultan kızı iyilikseverliğiyle tanındığından başı sıkışana “hatunun sarayına git, derdine çare olur” denilmeye başlanmış. Böylece beldenin adı Hatunsaray olmuş.

Prof. Dr. Mikail Bayram, bu konuda kesin bilgiler vermektedir. Özet olarak; Bizans İmparatorluğu hanedanından Manuel Mavrazemos’un kızı, Birinci Gıyasettin Keyhüsrev’in hanımıydı. Sultan Alaaddin Keykubat çocukluğunda 1196’da babasıyla birlikte sürgün edildi ve 9 yıl Bizans İstanbul’unda bu ailenin yanında kaldı. Alaaddin Keykubat, sultan olunca Hatunsaray çevresini bu aileye çiftlik olarak verdi. Bu çevrede; Bizans Hanedanı Mavros’un (ya da Maraomas) adını yaşatan Mağras- Mavras Bağları bulunmaktadır.

Bu çevrede tarihi kalıntılar çoktur. Ne yazık ki; her zaman olduğu gibi ilgisizliğin kurbanı olmuşlardır.

Cami duvarında, bazı evlerin duvarlarında, meydan çeşmesinde antik Roma ve Bizans kalıntıları hoyratça kullanılmışlardır. Hatunsaray girişinde şimdi kullanamayan Ak Köprü tipik bir Roma köprüsü olup, ayaklarının birinde bir mil taşı vardır. Güney doğusundaki Gömse Köprüsünün halen yarısı sağlamdır. Gömse köprüsü ayaklarında bulunan bazı kitabelerden anlaşıldığına göre; burada bir Gömse Kervansarayı varmış. Çevresinde Gömse köyünün viranelikleri bulunmaktadır. Kayıhöyüğü ile Hatunsaray arasında Şeyh Hasan Türbesi vardır ki; bu türbe eski bir zaviyenin kalıntısıdır. Ayrıca Bayat ve Kayıhöyüğü köylerindeki höyüklerde yazılı taşlar bulunmaktadır.

Yalvaç’tan uzanıp Bağırsak Dere’den geçen güzergâh ile Viea Sebasta denilen Kral Yolu’nun Kilistra’dan geçerek devamının Lystra’ya uzandığı, bu yolun sahile, Side’ye kadar ulaştığı kaynak kitaplarda yazılıdır. Daha önce bulunmuş mil taşları da bu görüşü doğrulamaktadırlar.

Antik Lystra kenti; Akdeniz’den gelen korsanlarla sık-sık çatışmış, ayrıca Bozkır çevresindeki İsauralılar ve Seydişehir çevresindeki Homonotlar’a karşı güvenlik karakolu görevi yapmıştır. Lidyalılar ve Fenikeliler ile ticaret yapmışlar. Roma döneminde büyük bir ticari ve askeri merkez olmasına karşın; Bizans döneminde önemini kaybetmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar