KONYA’NIN FÎ TARİHİ- 18

BALLIKAYA VE TARİHİ KALINTILARI

 

 

 

Ballıkaya gözden uzak, kuytuluk bir yerde gizlenmiş doğa harikası, tarihin aynı yerde iç içe geçip yumak olduğu bir yerdir. Kızılören’in batısında yer alır. Haritalarda Derbent Kalesi olarak geçer.

İsmi doğrudan doğruya baldan gelmektedir. Çok dik kayaların arasına pek çok arının yuva yaparak, ballarının bu kayalardan sızıp akmasından dolayı buraya Ballıkaya denilmektedir. Gerçekten de burası arı ve arıcılık için çok elverişli bir yerdir. Bugün bu kayalar arasında yapay arı kovanları bulunmaktadır.

BALLIKAYA’NIN ÖNEMİ VE DERBENT TEŞKİLATI

Ballıkaya; İsaura (Zengibar Kalesi (Bozkır yakınlarında bir Roma şehri), Lystra (zoldra Höyüğü’nün olduğu yerdeki antik kent) ve Gilisira (Gökyurt köyü) bağlantılı antik Roma yolunun sahile doğru inen, yol üstündedir. Bu nedenle Roma ve Bizans döneminde karakol- küçük kale ve Selçuklu döneminde de derbent olarak kullanılmıştır. Efes’ten başlayan Via Sebaste yani Kral Yolu’nun Bağırsak Dere de denilen Ballıkaya önünden geçmesi tarih açısından bir önemlidir. Ayrıca bu yolun kervan ve İpek Yolu olduğu da biliniyor.

Derbent teşkilatı Selçukluların çok önem verdikleri bir kurumdu. Ana yollardan gelip geçenlerin, özellikle kervan ve kafilelerin emniyetini bu derbent karakolları sağlardı. Önemli yolların tepelik yerlerinde kurulan bu derbent karakolları Ilgın yoluyla Akşehir’e kadar uzanıp devam eder. Beyşehir, Seydişehir, Şarkı Karaağaç, Isparta ana yollarında da bu derbentlerin kalıntıları bulunmaktadır. Öte yanda, örneğin Karapınar, Derbent ilçeleri de derbent olarak kurulmuş beldelerimizdendir.

TARİH ŞERİDİ İÇİNDE BALLIKAYA

Güngör Karauğuz tarafından yapılan yüzeysel araştırmalar sonucunda, demir çağı yani İÖ. 1150’li yıllarda bu çevrede yaşantı olduğu sanılmaktadır. Benim yaptığım yüzeysel araştırmalar sonunda buranın çok ilginç olarak tarihsel bir yumak oluştuğunu gördüm. Definecilerden arta kalan çanak çömlek parçalarına bakarak; bu parçaları Hitit, Frig, Roma, Bizans, Selçuklu dönemleriyle tarihledim ve emekli müzeci- arkeolog Osman Ermişler de onayladı.

TARİHİ KALINTILAR

Ballıkaya üç yanı dik, geçit vermez uçurum olan büyük bir kaya kütlesidir. Kayalık tepeye yalnızca bir yönden çıkılabilir. Tepede küçük bir kale ve kaleye ait kalıntılar vardır. Kale iki kademeli olup her iki kesimde de su sarnıcı ve bina kalıntıları bulunuyor.

Kayalığın doğu tarafına büyük bir Sibel mabedi oyulmuştur. İçinde taştan oyulmuş, şarap yapımında kullanılan şıra tekneleri vardır. Tam karşıda bozulmuş ve Frigler’e ait olduğunu sandığım birtakım işaretler kazınmıştır. Bu işaretler kemerli bir mihrabın önündedir. Mabedin önü tamamen açıktır.

Bu mabedin sağından biraz gidilince bir havuzla karşılaşılır. Bu havuz sonradan yapılmıştır. Çevresi defineciler tarafından kazılmış olup, çok sayıda çanak çömlek kırığı gördüm. Bu parçaları incelediğimde Hitit, Frig- Roma- Bizans ve Selçuklu dönemlerine ait olduklarını belirledim. Aynı yerde dört ayrı dönemin, dört ayrı uygarlığın üst üste bir arada olması gerçekten düşündürücüdür. Yani; cennet Anadolu’nun her rengi, her güzelliği, her kokuyu Ballıkaya’da  görülebilir.

MERDİVEN TOPRAK ALTINDA KALMIŞ GİZLİ BİR SIĞINAĞA İNİYOR OLABİLİR

Havuzu geçince 41 Merdiven denilen yere gelinir. Aşağıda bir duvar kalıntısı, merdivenin başladığı yerde ikinci bir duvar kalıntısı vardır. İki duvarın arasındaki çukurluk su doludur. Ortası aşınmış ve tamamen kayalara oyulmuş merdiven basamaklarının yan taraflarında; oyuklar vardır. Merdivenin sol tarafına üçgen şeklinde bir kandil yeri oyulmuştur. Merdivenin sonu büyük bir oyuğa çıkar. Merdivenin bittiği tabanı önünde küçük bir su kaynağı bulunmaktadır. Bu merdivenin toprak altında kalmış gizli bir sığınağa ya da bir yerleşim alanına indiğini de düşünüyorum. Çevresinde kale duvarlarının kalıntıları vardır. Duvarlar; kireç ve kum kullanılarak adi taştan yapılmış olup, Roma- Bizans dönemine aittirler. Duvarların kayalığa bakan yönünde iki merdiven daha oyulmuş olup, kayalığın en tepesine kadar uzanır. En tepede ise oda yıkıntıları vardır. Büyükçe olanı bir manastır kalıntısı olabilir. Bu kalıntılarda kapı izlerine rastlamadım. Taş sütun parçaları ve süslü sütun başlıklarına bakıldığında bu binaların çok görkemli olarak planlanıp yapıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan başka muntazam olarak yapılmış su sarnıçları vardır. Kayalığın arkasındaki vadide 90 derecede dik bir kaya silsilesi ve ortada yükseğe oyulmuş bir mağara daha bulunuyor.

41 merdivenin üstündeki duvar kalıntısında havalandırma kanallarına benzer kanallar var. Duvarların içindeki bu kanallarda künk kullanılmayıp, tamamen duvarın kendi yapı şekliyle içleri kanal şeklinde boş bırakılmış. Bu kanalların merkezi ısıtma sisteminin bir parçası olan sıcak hava kanalları olduğunu sonradan öğrendim. Bizler merkezi ısıtma sistemini daha yeni uygulamaya başlarken, Romalılar bu sistemlerini hemen- hemen tüm binalarında kullanmışlardır. Eski hamamların da bu sistemle ısıtıldığını biliyoruz ve görüyoruz.

Burasının Frigler tarafından kullanıldığını, Roma döneminde altta gizli bir yerleşim yeri olduğunu, daha sonraları ise bu kalenin Selçuklular tarafından; karakol ve derbent olarak kullanıldığını düşünüyorum.

BALLIKAYA VE ÇEVRESİ HİÇ İNCELENMEMİŞ

Hemen şunu vurgulamak isterim: Ballıkaya ve çevresi hemen- hemen hiç incelenmemiş, yazılı akademik kaynaklara geçmemiştir. Yüzeysel kalıntılardan edinilen bilgiler ışığında Ballıkaya hakkında makale yazanlar olmuşsa da tarihsel ayrıntılar henüz açığa çıkmamıştır.

Ünlü İngiliz ajanı ve arkeolog Bayan Bell 1900’lü yılların başında Anadolu’da pek çok yeri gezmiş; bu arada Ballıkaya’yı da görüp incelemiştir. Ancak yazdığı mektupların bazıları yayımlanabilmiştir. Bu mektuplarda Ballıkaya’dan da Bağırsak Deresi olarak söz etmektedir ancak ayrıntılı bilgiler vermemiştir.

Kale içinde manastır olduğunu sandığım büyük yapının kalıntılarından ve kayaya oyulmuş Sibel tapınağından yola çıkarak burasının her iki inancın da kutsal bir kült yeri olduğunu düşünmeden edemedim.

BALLIKAYA HER RENKTEN ANADOLU’DUR

Ballıkaya’nın manzarası, doğal güzellikleri ve bülbül sesleri, stresli insanları bile uysallaştırabilecek bir dinginliğe sahiptir. Kayalık kesimin karşısı büyük bir ormanlık ve yeşillik içindedir. Kayalığın altında bir pınar suyu, az yukarıdaki havuzda ise bir pınar oluğu vardır. Buradaki manzara Arizona kayalıklarına çok benzemektedir.

Ünlü eşkıya Katırcıoğlu’nun hazinesinin burada saklı olduğu söylentileri birçok defineciyi Ballıkaya’ya çekmiştir.

Ballıkaya hakkında bir darbı mesel; “Absarı’da yaylam var, Asar’da kalem var, kırk oğlum, kırk uşağım var, Tanrı’ya ne bunum var?” diye övünen birisi, ölüm döşeğinde her şeyin geçici olduğunu anlamış.

Önceki ve Sonraki Yazılar