Büşra Kavasoğlu

Büşra Kavasoğlu

Yolculuk Süreci

İnsan bu hayatın güzelliklerini kabul etmediği ve görmediği an kararırmış hayatı, gözüne bir perde çekilir iyiliği görmezmiş dünyası. Bunu kimsenin söylemesine gerek yok, yaşarken bize ders veriyor bazısına da örneğiyle gösteriyor hayat. Ardında bıraktıklarına dönüp bakmamayı anlatıyor bir şair ve ardındakiler olmasa yaşamayı nasıl öğreniriz diye tezatını konu alıyor başka bir şair. Dün dünde kaldı ama yarınlar mutluluğa kucak açmalı güzel anılara.. Sözgelimi bir cümle ‘cehennem olacak ki cennet değerli olsun’ , bırak da geçmişin dolu dolu acı da olsa seni mutluluğa yaklaştırmış olsun. Hani Mevlana diyor ya, ‘’Marifet nedir bilir misin? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir!’’

Biliyorum, kalbinin yollara savrulduğu, yüreğinin yarasından kıvrandığı ve ruhunun bitmişliğe dayandığı ipin ucundasın, tutmaya çalışsan gücün yetmiyor bıraksan yüreğin yaralı da olsa vazgeçemiyor. Aşk, üç harfiyle ne gündemden düşüyor ne güncelliğinden vazgeçiyor. Aşk sanki gezegenler arası bir yolculuk yapıyor. Yanındayken bir bakıyorsun Dünya’n oluyor, kalbinden uzaklaştığında yanında da kalsa bir bakmışsın Mars’ta geziniyor. Mesafelerle oyun oynuyor aşk ve bu oyunun sonu hep oyun bozanlılıkla bitiyor. Aşk Ay kadar asil görünürken, Güneş kadar gözlerini alırken ve yıldızlar gibi hayallerine dileklerini kabul ettirmeye hazırlanırken bi anda o yıldızların ışıklarını söndürüveriyor, ellerinden güllerini zorla almaya çalışırken sen vazgeçmek istemeyince seni yangının içine atıyor. Aşk bir zamanlar saçının teline kıyamazken şimdi gözünün bir tek damla yaşını göremiyor..

Hasret yükleniyor Mars’tan gelen haberle, yüzleşiyor yüreğin mesafelerin bitmeyen yüzüyle. Zaman zaman ararken sokakta gözlerin sevdiğini zaman zaman takılıyor yine gözlerin aşıkların ellerine. İnsanların mutluluklarına ağlarken buluyorsun belki kendini ve belki ağlasan da yüreğine ağır geliyor tek başına mutluluğu isteyebilmek. Bişeyleri farketmen için açıyor çiçekler aslında ve bişeyleri farket diye ötüşüyor kuşlar. Sen bir ağacın rüzgarla savruluşunu izlerken, aslında o ağacın evrendeki ahengini ve sallanırken kendini yenilediğini farkedemiyorsun. Bir gözlemlesen aslında ağaç bile kurumuş yapraklarını bir bir döküyor rüzgarın desteğiyle yerlere, onarıyor dallarını ve yeniden yeşeriyor suyun, toprağın sevgisiyle. Düşün şimdi sana destek olmaya çalışan ve yanında olan dostun hiç mi olmadı, olmadıysa da zaten o dostun olsaydı onu sana gönderen de Allah’tı, şimdi doğrudan Allah’ın sana verdiği o güçle yeniden kalkamaz mısın ayağa ve tıpkı ağacın solmuş sararmış yapraklarını döküp kendini iyileştirmesi gibi yaralarını sarıp iyileştiremez misin, yeniden hayata sarılmak adına. Allah seni (ve evreni) yaratmakla mucizeyi ortaya koymuşken sen bu mucizeyi neden hayattan mahrum edesin ki? Görmüyor musun hala acı da tatlı da olsa yaşamın güzelliklerini. Sevginin gücünü göremiyor musun hala, bir köpek annenin yavrusunu koruduğunda. Bir kaç örneklemeden insan etkilenip kendine gelebiliyorsa aslında dikkatli izlesek evreni, kaç örnekleme vardır hayatı yeşertmeye destek, iyiliğe, aşka ve sevgiye örnek.

Kalplerimize sevgiyi aşılamışsa Yaradan, bir insanın acısıyla kapanma o karanlık odana. Ve tezatlıklar bir araya gelince bazen güzelleştirir sanatı; iki şairinde konu aldığı gibi, ardındakiler olmasa yaşamayı nasıl öğrenir insan ‘yaşadıkların kötü de olsa tecrübelerinle ışık ver hayatına’ diğer bir taraftan da ardındakilere dönüp bakmamayı konuya dahil etmiş şair ‘tecrübe edindiysen yeniden o hatayı tekrarlama doğrularına çevir gözlerini’ diyebilir miyiz. O halde acılarını sev, kendini sev ve acılarınla yaşayabilmeyi sev, acılarınla baş edebilen kendini sev. Sana değer vereni ve seni seveni sev. Sonra izle bakalım hayat nasıl dilek balonlarını sıralamış etrafına.

Sevgiyle, hayatla, aşkla..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.