KONYA’NIN FÎ TARİHİ- 33

BAŞARAKAVAK

 

 

 

Başarakavak; hem yerleşim bakımından, hem de nüfus bakımından büyük bir yerleşim yeridir. Son yıllarda epeyce gelişip, kalkınmıştır.

Çarşı meydanında eski bir cami var, ileride ise Zahide Hatun Camisi bulunmakta. Zahide Hatun Camisinin bahçesinde; süslü bir lahit, üzerinde Latince yazılar bulunuyor.

Kasaba içinde; Soğuk hava deposu olarak kullanılan inler bulunuyor. Başarakavak ilkokulu bahçesinde bir anne-baba ve çocuk figürü bulunan yazı silinmiş antik bir mezartaşı vardır. Yine bu okulun girişinde bir aslan heykeli bulunmakta.

Kasabanın asıl ve doğru ismi: Beşara-kavak. Çeşitli belgelerle, vakıf kayıtlarında Beşare olarak geçer. Kasaba, Başara adını Beşare Bey’den alıyor.

 

BEŞARE BEY KİMDİR?

Beşare Bey kimdir? Necidir? Bu soruların yanıtını tarihi belgelere dayanarak sayın Hasan Özönder veriyor. Saygıdeğer Hasan Özönder’in yazdığı ve 6.6.1998 tarihli Yeni Meram-Kırkambar sayfasında yayımladığım “Konya’nın Bir kültür Hazinesi: Başarakavak” başlıklı makalesinden yaptığım alıntılarla tarihi eşelemeyi sürdürüyorum.

“… Başara adını Beşare Bey’den almış. Beşare Bey, Selçuklu hükümdarı İzzettin Keykavus’un “Emir-i Ahur”u. En yakın adamlarından biri. Sır dostu. Görevi; sultanın, sarayın seçkin atlarını yetiştirmek. Bu, o zaman için sarayda çok önemli ve seçkin bir görev. Zeyneddin Beşare’de bu görevin en üst yetkilisi.

Konya başkent. Yabancı temsilciler, elçiler gelip gidiyor. Daha doğrusu sık sık geliyorlar, ama hemen gitmiyorlar. Bazı işleri bahane ederek başkent Konya’da birkaç gün daha kalmanın yollarını arıyorlardı. Maksat, acaba saraydan kendilerine o nadide atlardan biri armağan edilir mi diye. O yılların en seçkin, dünyada ünlü atları Konya’da yetiştiriliyor.

Beşara Bey, bu nadide atların en iyi şekilde yetiştirilebileceği yerler için Konya çevresini, tabiri caizse karış karış araştırmış. Yükseklik, hava, su, arazi gibi aranan vasıfları en iyi şekilde bugünkü Başarakavak’ın o zamanlar pek sakin olan arazisinde bulmuş. Çevrede az miktarda Hıristiyan halk var, iki de manastır. Derbent taraflarına uzanan bir de yol var. Her taraf yemyeşil, sulak mı sulak. Ama ıssız ve sakin. Göz alabildiğine yeşillik… Emir Beşare Bey burayı görünce, hemen karar veriyor. At tablalarını, çiftlik ve ahırlarını buraya yapıyor. Kararında ne kadar isabetli olduğu da, kısa bir süre sonra anlaşılıyor. Dünyanın en güzel, en dayanıklı, en hızlı, en seçkin ve aranan atlarını burada yetiştirip hükümdara saray erkanını armağan ediyor, ordunun süvari birliklerinin emrine teslim ediliyor.

Başarakavak bununla da kalmıyor. Bölgenin en ünlü ciritçileri buradan yetişiyor. Ardından haftalarca söz edilen meşhur cirit oyunları burada düzenleniyor.

Cirit yarışmalarına yöreden ünlü ciritçiler davet ediliyor. Kiçimuhsine’den, ulumuhsine’den, hele hele Bulamas’tan gelenlerin gösterileri günlerce hayranlıkla yâdediliyor, tâ Selçuklu’dan günümüze dek…

 

BEŞARE BEY’İN HAZİN SONU

Beşare Bey, Sultan Aladdin Keykavus’un vefatı üzerine tahta geçen Sultan Alaaddin Keykubat’ın hışmına uğrar. Bunca hizmetlerine rağmen, sadece taht kavgası yüzünden hayatına son verilir. Sultan tarafından bir ziyafet sırasında tuzağa düşürülerek küçük bir zindana kapatılır. Kapı ve penceresi duvar olarak örülen bu odada bir zamanların anlı-şanlı emiri Beşare Bey hayata veda eder (6 Haziran 1223).

 

BAŞARALI (BAŞARAKAVAK) HANI

Tepeköy yol ayrımında, halk arasında Başaralı Hanı diye bilinen han sapasağlam duruyor. Esaslı onarımlar geçirerek sağlamlığını koruyan bu han; kemerlerle odalara bölünerek, tonoz kubbeli olarak yapılmış. Yapı tarzı Konya buzhanelerine benziyor. Yazlık kısmı yoktur ve odaların üstü tamamen örtülüdür. Bugün özel mülkiyette olup hâlen ağıl olarak kullanılıyor. Bana göre bu yapı bir manastır olarak yapılmıştır. Han; çok titiz bir işçilikle, içi mimari değeri olan, kesme taşlardan yapılmış, çok sağlam bir yapıdır.

Hanın olduğu yer bataklık ve sazlıktır. Girişi batıdadır. Kemerli kapının karşısında iki küçük penceresi vardır. Üstü taşla örülerek tonoz kubbe yapılmış. Kemerler taş duvarlardan yapılmış direklerle birbirlerine tutturulmuşlardır.

 

ELİ KESİK (KESİK EL) HANI

Tepeköy çevresinde Güney Köy yoluna dönülecek yerde yarısı yıkılmış bir han daha vardır. Eli kesik veya Kesik el Hanı olarak bilinen bu han; antik Roma taşlarından yapılmış olmasına karşın, tipik bir Selçuklu hanıdır.

Hanın orta kısmı yıkılmış, yalnızca sağ tarafı sağlamdır. Damın moloz taşlarından tonoz kubbeli olarak yapıldığı belli oluyor. Hanın sağlam kısımları kemerlerle ayrılmış odalar şeklindedir. Duvar aralarında Roma ve Bizans dönemine ait kolon ve sütun parçaları sıkıştırılmıştır. Doğuya açılan geniş kapı, kemerli olup sağlamdır.

Kapının soluna; ters çevrilmiş, üzerinde tavus kuşlarının resmi bulunan büyükçe bir taş vardır. Bu taşın yanında haç ve rozetli bir taş daha dikkat çekicidir. Daire içine alınmış rozetin içinde mührü Süleyman (Yahudi Yıldızı), malta haçı ve 12 nokta vardır. 12 rakamının Hıristiyanlarca kutsallığı vardır. Hz. İsa’nın sağlığında 12 havarisi vardır. Hz. İsa çarmıha götürülürken 12 kez düşmüştü. Kapının önünde yarısı yıkılmış bir duvar daha var. Basit yapılı bu duvarnı sonradan örüldüğü anlaşılıyor.

Bu handa Roma ve Bizans taşlarının kullanılmasına karşın tipik bir Selçuklu hanıdır.

Hanın hemen yanındaki küçük bir tümülüs höyükte Roma ve Bizans dönemine ait çanak çömlek kırıkları var

 

BU HANLARIN ÖNEMİ

Selçuklular tarafından Konya-Beyşehir yoluna çok önem verilmiştir. Bu yol güzergâhının tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması, önemli bir ticaret yolu olması, Konya’nın her yönden bir merkez özelliğinde olması bakımından buralara özel bir önem verilmiştir.

Yol üstünde bağımsız bir mescidin bulunması, Kandemir Hanı’nda hem Müslümanlar, hem Hıristiyanlar için ibadet yerlerinin olması bu özel önemin sonucudur.

 

KIZILÖREN MESCİDİ

Beyşehir yolu üzerindedir. Akyokuş’u çıktıktan sonra şimdi Altunaba (Altınapa) barajı suları altında kalmış olan Altunaba Hanı’ndan sonra ikinci tarihi kalıntı Kızılören Mescidi’dir.

Mescit; kesme taşlardan yapılmış olup beşik çatı şeklinde üstü örtülüdür ve küçük tonoz kubbelerle yukarıdan ışıklandırma sağlayacak şekilde yapılmıştır. Yapımında çevreden toplanan Bizans harabelerinin taşları kullanılmıştır. Bugün içi harabe olmuşsa da duvarlarının büyük bir kısmı sağlamdır. Doğuya ve batıya açılan pencereleri vardır.

Giriş kuzeydendir, kapı üzerinde herhangi bir kitabe veya süs yoktur. Yalnızca kapı yanındaki taşlar daha iridir. Giriş kapısının arkasında küçük bir hol vardır. İki kemerli olan yapıyı üç fil ayağı ve yığma sütunlar destekler. Güzel bir taş mihrabı olmasına karşın defineciler tarafından altı, üstü ve yanları kazılarak; mihrap bozulmuştur. Mescidin içten içe; yaklaşık 15 metre uzunluğu, 12 metre genişliği vardır.

Merhum İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre; mescid, hemen batısındaki Kandemir Hanı’yla birlikte 1206 yılında yapılmıştır. Burada çevreden gelen köylülerce Cuma namazı kılınırmış ve cemaati fazla olurmuş.

 

KIZILÖREN (KIZILÖRENKAYA) DAĞI)

Kızılören bugün ki yerleşimin güney ve doğusunda bulunan, geniş, dik ve kayalık bir dağdır. Dağın yüksekliği 2495 metre, zirve alanı hemen hemen 10. km. kadardır.

Dağa tırmanmak için yol güzergâhı şöyledir: Hanönü’nün hemen batısından güneye doğru uzanan toprak yol izlenir. Aşağıda bir dere kenarında Taşpınar Yaylası vardır. Yayladan güneybatı yönünde tatlı bir çıkışla ilk tepe geçilir, ikinci tepe dağın eteklerindedir. Buraya uygun bir rotayla zirveye ulaşılır.

Oldukça kayalık olan dağ sönmüş bir yanardağdır. Bu yüzden çevrede; talk, tüf, mermer bolcadır. Dağda bitki olarak; maki türünde çalılıklar, geven ve demir diken gibi bitkiler vardır. Dağa çok kar yağar ve uzun süre erimez. Zirve oldukça dalgalıdır, yer- yer büyük çukurluklar vardır. Rüzgârı kuvvetlidir ama adama pek dokunmaz.

Toprak yol üzerindeki ve Taşpınar Yaylası’ndaki çeşmelerin suları çok serttir. Bu suların hem tadı yoktur, hem bulanık olur.

Biz dağcılar, bu dağa “NATEMELİ DAĞ” deriz. Hem tırmanışı sıkıcıdır, hem tehlikelidir. Hele yalnız başına ve rehbersiz tırmanmak ölümle sonuçlanabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar