KONYA’NIN FÎ TARİHİ- 16

MAZHAR SAKMAN (Saatçi Mazhar Ağa-  Mazhar Baba)

 

 

 

Konya’nın en usta müzisyenlerinden ve divan sazının son yıllardaki üstatlarından olan Mazhar Sakman, 1910 yılında (resmi kayıtta 1914) Akbaş Mahallesi’nde doğdu. Babası Hakkı, annesi Vesile’dir. İki oğlu vardır; Müzisyen ve besteci Vedat Sakman ve gazeteci, şair, yazar Mehmet Tahir Sakman.  Şam cephesinden Konya’ya gelen babasının erken ölümü üzerine Mazhar Sakman yetim kalır. Adil Çelebi ve oğulları onu himayelerine alırlar. Yaz tatillerinde Adil Çelebinin Piri Paşa Mahallesi’ndeki konağında kalmaya başlar ve ondan hüsnü hat dersleri alır. Bu arada konakta Mevlevi edep ve terbiyesi alarak neye de aşina olmuştur. Mahmudiye İlkokulu’nu bitirdikten sonra annesi ikinci kez evlenir. Babalığı da, babası gibi Konya Türküleri’ne aşinadır. Mazhar Sakman daha çocuk denilebilecek bir yaşta “Konya Millicisi, Müzisyen” olmaya hazırlanır.Müzik yaşamına lavta ile başlar. Bir süre sonra uda merak sarar. Oturak âleminde basıldıklarından udu “suç aleti olarak” elinden alınır. Rüştiyeyi bitirdikten sonra parasız yatılı öğretmen okulu sınavını kazanarak öğrenimini sürdürür. Bu kez Konyalıların “hökelekli saz” dedikleri; meydan sazı, divan sazı olarak bilinen 12 telli saza aşina olur ve bu sazda karar kılar. Saat tamirciliğini öğrenir. Babalık gazetesi matbaasında makinistliği öğrenerek bir süre makinistlik yapar. Daha sonraları da Sürat Matbaasında baş makinistlik yapmıştır. Konya Yatılı Öğretmen Okulu’nda okurken, geceleri oturak âlemlerine gitmesi okul yönetimi tarafından duyulunca İzmir Öğretmen Okulu’na nakledilir. İzmir’de besteci Rakım Erkutlu’dan nota ve usul dersleri alır. Son sınıftayken tatilini uzatarak okulu bırakır, askerlik görevini bandocu olarak tamamlar. Terhis olmayıp tezkere bırakır, Ankara Mızıka Tatbik Okulu’na gönderilir. Okulda batı müziği ile tanışır. Okul bitiminde bando astsubayı olarak çeşitli yerlerde görev alır. 1944 yılında başçavuşluğa yükselir. Askerlikten ayrılıp Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Samsun Lâdik Akpınar Köy Enstitüsü’ne müzik öğretmeni olarak atanır. Orada bando kurarak aktif çalışmalar yapar. Bir süre sonra bu görevden de ayrılarak Turhal’da daha sonra da Kayseri’de saatçilik yapmaya başlar. 1951- 52 yıllarında Konya’ya döner. Gündüz saatçilik yapar, gece oturak âlemlerinde, samah ve düğünlerde müzisyenlik yapar. Daha sonra bazı gazinolarda tambur çalar. Yaşamı iniş çıkışlarla dolu, yerine göre sert yerine göre şen şakrak bir Konya çelebisi olarak bilinmektedir. Aynı zamanda usta bir şair olan Mazhar Sakman’ın yayımlanmış ve yayımlanmamış şiirleri de vardır. Daha çok koşma tarzında şiir yazmış ve bu şiirlerin bir kısmı değişik yayın organlarında yayımlanmıştır. Yayımlanmamış şiirlerinin daha çok olduğunu sanıyorum. Rahmetliden geride kalan her türlü doküman oğlu Mehmet Tahir Sakman tarafından SÜ İlahiyat Fakültesi Arşivi’ne bağışlanmıştır.

Yerli ve yabancı araştırmacı ve derlemecilere pek çok türkü vermiştir. Sarı Yakup Mahallesi’ndeki evi adeta bir “gönül dergâhı” olmuş; Yerli, yabancı, ünlü ünsüz pek çok kişiyi bu evde konuk edip ağırlamış, müzik hakkında bildiklerini onlarla paylaşmıştır.

Başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere pek çok kurumdan ödül, plaket, teşekkür belgeleri almıştır. 22 Haziran 1996 tarihli Yeni Konya gazetesinin Kırkambar sayfası Mazhar Sakman’a büyük bir yer ayırmıştır.

İkinci ölüm yıldönümü olan 7 Eylül 1996 günü Yeni Konya gazetesinin Kırkambar ekinde üç tam sayfayla sevenleri tarafından anılmıştır. Sonraki yıllarda bazı yerel gazeteler de Mazhar Sakman için özel anma ekleri düzenlemişlerdir.

Mazhar Sakman’ın derlediği ve icra ettiği türküler, oğlu Mehmet Tahir Sakman tarafından “Konyalı Mazhar Sakman’dan Türküler” isimli kitapta toplanmış ve bu kitap Konya İl kültür Müdürlüğü tarafından 1999 yılında yayımlanmıştır.

7 Eylül 1994 günü vefat etti ve mezarı Üçler Mezarlığı’ndadır.

Mezar taşı yazısı şöyledir: “Ol kadar mağmum seng-i mezarım acep nedendir- Şu hâk içre mefdûn olmuş yatan cânip bedendir- Sorma zâir pür melâl hâlini Hoca Mazhar’ın- Râhı ebediyete zârû zâr ağlayıp gidendir.”

Günümüz Türkçesiyle “O kadar kederli mezar taşım, acep nedendir?- Şu toprak içinde şaşkın âşık olmuş yan yatan bedendir- Sorma ziyaretçi, sıkıntılı halini Hoca Mazhar’ın- Sonsuzluk yolunda ağlayıp güçsüz gidendir.”

MAZHAR SAKMAN’IN ÖZELLİKLERİ

Rahmetli Sefa Odabaşı’na göre, ünlü üstadın özellikleri: “Mazhar Sakman yaşadığımız yüz yıl içinde kendi kendini yetiştirmiş bir halk musikisi ustasıdır. Genç yaşında Konya musikisi ve bunun yanında klasik Türk musikisini de birlikte öğrenmiş ve ömrünün son günlerine kadar musiki dünyasından kopamamıştır.

Sanatçımız eğitim görmüş bir aydın olması nedeniyle Osmanlıca ve Türkçeyi eksiksiz bilmektedir. Bu özelliğinin yanında notayı öğrenmesi, türküleri çalıp söylerken kendine özgü bir tavır kullanması da kendini diğer sanatçılardan ayıran bir özelliğidir. Konya Turizm Derneği”nin İstanbul ve Ankara’dan gelen misafirler için düzenlediği özel toplantılarda defalarca bulunmuştum. Ustamız Sarıyakup mahallesindeki evini açar, arkadaşlarıyla beraber musiki ziyafetleri verirdi. Bu ziyafetlerde üst düzey siyasetçiler ile Türkiye üniversitelerinden değerli bilim adamları, ünlü gazeteciler bulunurdu.”

*Nota bilgisinin yanında oturak âlemlerinde yetiştiği için üstün bir pratiği vardı.

*Hem doğu hem batı müziğine aşina olduğundan her iki müziğin hemen bütün çalgılarını çalabilecek kadar bilgiliydi.

*İşi gereği Türkiye’nin pek çok yerinde bulunduğundan, Konya dışındaki yöresel türküleri de çok iyi bilir ve icra ederdi.

*Pek çok Konya Türküsü derleyerek güfte ve notalarıyla birlikte yerel gazetelerde ve folklor dergilerinde yayımlanmasını sağladı.

*Yerli yabancı pek çok müzik adamı onun bilgilerinden ve derlediği türkülerinden yararlandı. TRT arşivine pek çok Konya Türküsü kazandırdı.

*Konya Kültür ve Turizm Derneği’nin organizesiyle 1984 yılında TRT- 2 televizyonunda “Elimizden Obamızdan” programında divan sazıyla Konya Türküleri’ni icra etti. Bu programda Şemi Baba’nın Konya Methiyesi’ni de okudu.

ANILAR

Konya hoşgörüsünün en güzel bir örneği Mazhar Sakman anıları arasındadır. Sabah ezanları okunmak üzeredir. Mazhar Sakman divan sazını omzuna atmış, sarhoş bir halde yalpalayarak Üçler Mezarlığı tarafından Mevlana Müzesi’ne doğru gelirken; merhum Hacıvesiyzâde Mustafa hoca efendi camiye gitmektedir. Karşıkarşıya gelirler. Hoca efendi selam verir. Mazhar Sakman selama karşılık verir, ama utancından yerin dibine girmek isterse de beş on adım gider ve arkasına bakar. Hoca efendi de arkasını dönüp bakmış ve göz göze gelmişlerdir. Mayası hoşgörü ile yoğrulmuş hoca efendi, durumu anlamışsa da bozuntuya vermez. Hoca efendi, Mazhar Sakman’a “De ülen gidi utanma. O da olacak, bazen buda olacak.” Diye seslenir. Mazhar Sakman biraz rahatlasa da bu anısını hiç unutmaz.

İlk gençlik yıllarımda bir dağ köyünde düğündeyiz. Mazhar Sakman’ı ismen tanıyorum, kendisini ilk kez o gece gördüm. Yanında, ev komşumuz kanuni Adnan Tanlar ve ismini unuttuğum bir udi var. Ben de hemen yanlarındayım. Mazhar Sakman. 12 telli hökelekli sazını kucağına basınca çalıp çığırmaya başladı. Saz ekibini yöneten ve solist Mazhar Sakman, Konya peşrevi, Sandıklı derken “Bülbülden bir nida geldi güllere” türküsüne geçtiler. Türkünün ilk kıtasını uzattıkça uzattıysa da tamamlamadan bir başka türküye geçti. Çok sevdiğim bu türkünün yarım kalmasına içerledim. Rakı molası verildiğinde Mazhar Sakman’ın kulağına eğildim “Yahu usta, bülbülü yarım bıraktın tamamlasaydın elini öpecektim.” Mazhar Sakman elini uzattı “Öp öyleyse.” Ben,“Türküyü yeniden okumazsan elini falan öpmem” deyince güldü. “Ülen çocuk türkünün arkası önü yok, hepsi bu kadar.” Ben türkünün devamını mırıldanınca sırtıma bir yumruk vurdu.“ Mazhar Sakman sert falan bilinse de o akşam bir yumrukla kurtuldum. “Vay kerata vay! Koy da git bana bulaşma. Unuttum işte arkasını getiremedim.” Gülme sırası bana geldi “Daha akşamdan iki şişe bitirirsen türküyü de unutursun kendini de” dedim. Aksakalını sıvazlayarak güldükçe güldü. “Ülen çocuk, koy da git. Kurt kocayınca itin maskarası olurmuş. Ben ne kocarım ne de maskara olurum. Bana adıyla sanıyla Mazhar Baba derler ağnadın mı? Takma kafana. Ben fıçıyla içer, kazanla sı..m.” Hep birlikte iyice bir güldük.

Önceki ve Sonraki Yazılar