Emel Şerife Hasçağan

Emel Şerife Hasçağan

Otobüsü kaçıran millet

Kabul edelim; bizler biraz farklı insanlarız. Hala şöyle bir tezahürat var mı bilmiyorum ama eskiden vardı, “Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türklerin ayak sesleri” diye. Adamların da çok umurundaydı. Düşünsene İngiltere’ye gidiyorsun maça böyle tezahürat ede ede, adamlar 8 atıp gönderiyor kardeşim. Adamlar profesyonel.

İçinde bulunduğumuz acı tablo sürekli ortaya konuyor ama pek de umursamıyoruz sanki. Yahu bir kere sürekli deniliyor ya ‘Türkiye, gelişmekte olan bir ülke’ diye. İnsanın onuru, gururu kırılır da daha bir ‘kamçılar’ kendini. Daha fazla çalışır, nasıl ileri gidebilirim diye düşünür. Ama yok. Eksiğiz, geri kalmışız kimsenin umurunda değil.

Kurum ve kuruluşlarımızda enteresan ‘kurallarımız’ var, profesyonellik adı altında koyduğumuz. Kural, kaide güzel şeydir buna itirazımız yok. Eyvallah. Ama şöyle sıkıntılı bir kural var mesela; bir kurumda çalışan isen, patronun odasına girip oturamazsın. Yasak! Bunu da patron söylemez çoğu zaman, ‘yönetici’ söyler. Bizde profesyonellik anlayışı bu. Bunlarla uğraşıyoruz. Avrupalılar da, “Yasaklamak yasaktır” diyor. Ama onlar bilmez, profesyonel değiller. Onlar Avrupalı, babalarını da sevmeyiz biz…

Biz hep geç kalıyoruz. Hep sonradan gelir aklımız başımıza, hep sonradan sonradan. Her türlü alanda biz geriden geliriz. Önce başkası yapar, sonra biz onlardan alırız. Başkasının şirketi başarılı olur, biz de ondan ‘ilham’ alırız. Yönetmeyi bildiğimizi zannediyoruz ama dediğim gibi zannediyoruz. Yönetirken de birçok şeyde geç kalıyoruz. Nihayetinde de pişman oluyoruz işte. Günü kurtarmaya çalışırken, ömrümüz bitiyor.

Geleyim işin eğitim boyutundan bir örneğe. Medya okuryazarlığı konusu oldukça önemli bir konu. Sosyal medyanın bu kadar ön plana çıktığı bir ortamda, radyo, televizyon, gazetede yer alan içeriklerin vermek istedikleri mesajı anlayabilmek, düşünebilmek çok ama çok önemli. Mutlaka öne çıkan bir ders olması lazım. Bu gidişatın nihayetinde olan gençliğe olacak. “Çok da şey yapmıyoruz” ama…

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun o meşhur şiirinden bir bölüm ile bu haftaki yazıyı noktalayayım:

“En azından üç dil bileceksin.

En azından üç dilde,

Ana avrat dümdüz gideceksin.

En azından üç dil.

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya,

Ne şu ne busun,

Oğlum Mernuş;

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.