Emel Şerife Hasçağan

Emel Şerife Hasçağan

Giyilmiş algı

Giyim, kuşam ne kadar da önemli. Böyle takım elbiseli, kravatlı falan şahsiyetler gördü mü, “Çoluk çocuğum bunun gibi olsun” diye düşünüyor insanlar. Niye? Çünkü bir algı oluşuyor. Giysiye bakıp, toplumsal statü ile ilgili çıkarımlarda bulunma eğilimi var çoğunun fıtratında. Vallahi ben, “Hayırlısı olsun” diyorum ama sözsüz iletişimde böyle bir gerçeğin olduğunu da reddedemem yani.

İnsanoğlu gerçekten enteresan bir varlık. Sürekli bir ‘gizemi’ çıkıyor. Yaşadıkça görüyor, deneyimliyoruz. Bana enteresan gelen şeylerden bir tanesi sözsüz iletişim. Konuşmadan da iletişim kurabiliyor insanlar. Nasıl mesela? Giyim, kuşamla. İnsan karşısındaki ile ne tür iletişim kuracağını fiziksel görünümüne, giyimine göre belirleyebiliyor. Şöyle bakarsın, kafanda bir kalıp belirlersin, şöyle hitap edeyim diye düşünürsün. Hacılar, bacılar, dayılar havada uçuşuyor. Ama beyaz önlüklü birisini görünce de “Hop hemşehrim” demezsin herhalde.

Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin söylediği ifade edilen bir söz vardır, “İnsan kıyafetleri ile karşılanır, ilmiyle ağırlanır, ahlakıyla uğurlanır” diye. Giyim, kuşamın ilk izlenim üzerinde oldukça büyük bir etkisi var. Giyim tarzınız hayata bakış açınızı, toplumsal statünüzü hatta düşünce yapınızı ortaya koyar. Etrafınıza vermek istediğiniz mesajı net bir şekilde iletebiliyorsunuz. Mesela, bankacılık sektöründe günlük giysi takım elbisedir değil mi? Niye? Ciddiyetlerini ve müşterilere verdikleri önemi net bir şekilde gösterebilmek için. Teknik servis elemanları rahat kıyafetler giyer. Sorun ne kadar büyük olursa olsun, rahat olun biz çözeriz algısı oluşturmak için. Siz de şöyle giyinin, böyle edin diyecek halim yok. Yaptığımız şey durum tespiti sadece…

Mevzuyu Nasreddin Hoca’nın o meşhur fıkrası ile noktalayarak, hadiseyi ete, kemiğe büründüreyim. Akşehir’de ağalar, beyler Nasreddin Hoca’yı yemeğe çağırmışlar. Hoca da günlük kıyafetleriyle davete icabet etmiş. İcabet etmiş etmesine de ne hoş geldin var ne beş gittin ne de sefa getirdin var. Hoca bakmış içeridekilere şöyle bir, herkes allı pullu kıyafetleriyle el pençe duruyor. Hoca dönmüş evine gitmiş bir koşu, sandığından kürkünü çıkarmış ve yemeğe geri dönmüş. Bir önceki gelişinde hoş geldin falan demeyen şahsiyetler birden Hoca’nın önünde diz çökmüşler, baş köşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını getirmişler sofraya. Herkes, Hoca’nın yemeğe başlamasını beklerken, Hoca bir yandan kürkünü sallayıp bir yandan da, “Ye kürküm ye” demiş. Millet manayı anlamamış tabii gülüşmüşler, “İlahi Hoca, kürkün yemek yediği nerde görülmüş” demişler. Malumunuz olduğu üzere, Hoca hazır cevap bir şahsiyet, “Kürksüz adamdan sayılmadık, itibarı o gördü, yemeği de o yesin” demiş…

Herkese iyi hafta sonları diliyorum…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.