Büşra Kavasoğlu

Büşra Kavasoğlu

Gece ve yalnız

Gece ve yalnız

Bir gece vakti tam da şu sessiz kuytuda sakin sokaklarda ve kalabalıkça ışıklansan gökte, nedendir gözlerinden zamansızca süzülen bu yaşlar. Tam da bu an’da bir dilek sıralaman gerekmez mi hayata.. İçini çeke çeke yüreğini incite incite belki de, ellerin buz gibi olmuş pencerenin buğulu köşesinde. Kırgın bir kalp kalmış geriye, sessiz kelimeler koşmuş ardından bilmezsin belki de seninde çığlıklar atılmıştır arkandan. Kapanmıştır kulakların çoktan bütün seslere, yolculuğa düşmüştür ruhun duymaz olanı biteni, artık kendi ikliminde.

Düşündün mü hiç yalnızlığını, bir tutam yeşeren çiçeklere rağmen, damla damla düşen şu gözyaşlarına eşlik eden yağmura baktıkça doğanın seninle olduğunu. Bak gündüzün ışıkları yüzüne yüzüne vuruyor ya da sanki yüzünü öpüyor güneş. Bak geceye, yalnız bırakmıyor seni kapkaranlık odanda, oyunlar oynuyor sesini çıkarmadan, dileklerini bekliyor usulca. Ve ay sana hep gülümsüyor da görmüyorsun, sanki yemyeşil bahçelerde yürüyeceğin mutlu günlerin haberciliğini yapıyor gibi, gökyüzü ışıltılı ihtişamıyla gözlerini bana çevir der gibi. Herkes çekilmiş yalnızlığına kimi görsen dinliyor kendini sessizliğinin ona kattığı uğultuyla. Senin gibi yollardan geleni geçeni izleyen çok aslında zaten izlemeyen kendi kendini dinlemekten pek de hoşlanmıyordur ya da kim bilir hiç derdi yoktur hayatında. Yine de şu güzelliği izlemek içinse bile kendi yalnızlığını dinler insan. Bir gecesini uykusuz geçirir elinde bi kaç fincan kahvesiyle mutluluğu tadar yıldızların ona bakışıyla, insan işte tam da şu şafağın rengini görmek için bile bekler sabahı, aşıklar gibi bekler o şafağın söküşünü o kavuşma anını. 

Bir aşık gibi dilekler gönderir, bir aşıklar gibi sıralanır mektupları. Hayaller zaten düşündüklerinin de ötesinde bir tat, o halde hayallerin yolculuğuna düşer belki ruhuna dokundukça. Bir aşık gibi kitap arasında solan gülüne dokunur geceyi bekleyen, bir satır okur kitaplarının aralanan yapraklarından. Şöyle tam da yürekten gelen bir satır dokunur içine, ‘elbet bir gün kavuşacağız...’ derken şafak söker kıpkırmızı şatafatlı gelişiyle...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.