Armalar ve Bilinçaltı
Bir takım tutmak ne kadar mantıklı tartışılır. Çünkü hiç tanımadığın milyonlarla bir olup seviniyor, ağlıyor, öfkeleniyorsun aynı anda. Takım oyuncuları, hakemler, rakip takım hatta belki sadece yedek kulübesi yüzünden günün berbat ya da tam tersi muazzam geçebilir. Çok absürt geliyor kulağa, evet ama çok da insani. Bunu bireysellikten ziyade kolektif bilinçle, ait olmakla belki de Nietzsche’nin de dediği gibi sürü psikolojisi ile yapıyorsun.
İnsanlık varoluşundan beri bireysel olarak yaratılsa da zihinsel ihtiyaçları gereği yalnızlığa uygun bir arketip değildir. Ben bilinçaltında hala biraz ilkellik taşıdığını düşünmekteyim. Ait olmak, kendinden daha büyük bir olgunun parçası olmak ve sembollerle bu ilkel psikolojik ihtiyaç giderilmeye çalışılır. Tıpkı tutkunu olduğunuz bir takımın coşkusuyla 7’den 70’e uzanan sevinç gösterilerine katılmak gibi.
Bunun da sebebi bireysel bir bilinçten ziyade hepimizin içerisinde barındırdığımız köklü bir bilinç katmanının olması bence. Çünkü bu katman sayesinde aynı ritüellere katılır aynı şekilde seviniriz. Aynı semboller bizleri fazlasıyla etkiler. Futbol ise burada kendine yer buluyor. Marşlar, renkler, armalar, tribünler aslında bilinçaltının yabancı olduğu şeyler değil. Evet belki mağara duvarında resimler çizmiyoruz ama aynı marşı coşkuyla söyleyip aynı hislerle geleceğe miras bırakıyoruz.
Her ne olursa olsun, hangi takımlı, hangi partili, hangi ülkeden olursak olalım, hepimiz ortak bilinçli arketiplerden evrildik ve aynı gökyüzü altındayız.
En nihayetinde güneş sarı doğar kırmızıyla batar ;)