Konya
Parçalı az bulutlu
24°
Aksaray
Kapalı
25°
Karaman
Parçalı az bulutlu
22°
Ara

Ailenin Eğitimdeki Rolü

YAYINLAMA:

Eğitim, bireyde istenilen davranış değişikliğini oluşturma sürecidir. Her ne kadar eğitim–öğretim birlikte kullanılsa da bu durum tam olarak doğru değildir. Eğitim, özellikle çocuğun karakterinin şekillendiği erken yaş dönemini ifade etmektedir. Bu nedenle halk arasında “7’sinde neyse 70’inde de odur” sözü sıkça kullanılmaktadır. Psikoanalitik yaklaşımın öncülerinden Sigmund Freud da bireyin yetişkinlik dönemindeki davranışlarının önemli ölçüde çocukluk döneminde yaşadığı olaylar ve travmalarla ilişkili olduğunu ifade etmektedir.

Elbette kişinin çocukluk döneminde yaşadığı travmaların, olayların ve durumların ileri yaşlarda ortaya çıkması mümkündür. Ancak olumsuzlukların her zaman aynı şekilde sonuçlanacağını söylemek de doğru değildir. Bu nedenle eğitim ailede başlar ve yine ailede devam eder. Son 50 yılda hızlı biçimde yaşanan kırdan kente, küçük şehirlerden büyük şehirlere göç hareketleri, geleneksel aile yapısının çözülmesine neden olmuş, çoğunlukla geleneksel bağları zayıflamış aile modelleri ortaya çıkmıştır. Geleneksel bağlardan uzaklaşan bazı aileler, modern yaşam anlayışı içerisinde yalnızca kendi yaşam alanlarına odaklanmış, giderek bireyselleşen bir yapıya dönüşmüştür. Böylece sadece kendi çıkarını ve aile menfaatini önceleyen bir anlayış yaygınlaşmıştır.

Bu süreçte aileler çocuklarını ulaşılması güç varlıklar gibi görmeye, hayatlarını büyük ölçüde onlar üzerine kurmaya başlamıştır. Eğitim düzeyi yüksek ebeveynler çocuk yetiştirme konusunda araştırmalar yapmakta, özellikle anneler gebelik döneminden itibaren kitap okumak, uzman görüşlerini dinlemek veya belgeseller izlemek gibi yöntemlere yönelmektedir. Ancak ekonomik imkânları sınırlı ailelerde çocuk yetiştirme süreci her zaman planlandığı gibi ilerlememektedir. Anne, kendi çocukluğunda nasıl bir aile ortamında büyüdüyse, çoğu zaman farkında olmadan benzer davranışları kendi çocuğuna da yansıtmaktadır. Çevresel olumsuzlukların da eklenmesiyle birlikte çocuğun eğitimi okuldan çok farklı mecraların etkisine girebilmektedir.

Diğer taraftan çocukluğa dönüş denildiğinde kastedilen, annelerin çocukça davranışlar sergilemesi değildir. Burada anlatılmak istenen ebeveynlerin kendi çocukluk dönemlerinde yaşadıkları bazı davranış biçimlerini farkında olmadan çocuklarına aktarmalarıdır. Örneğin çocukluk döneminde aşırı disiplinle yetişen bir anne, kendi çocuğuna karşı da katı kurallar uygulayabilmektedir. Oysa çocuklar, özellikle de bebekler, sorunlarını açık biçimde ifade edemezler. Bu nedenle ebeveynlerin onların duygu dünyasını anlayabilmesi büyük önem taşımaktadır. Çocukların bozulan duygu durumlarının ses tonu, dokunuş ve davranışlarla yeniden dengelenmesi gerekir. Ancak kendi çocukluğunda yeterli ilgi ve güven duygusunu yaşamamış bir anne, benzer ihtiyaçlarla çocuğuna yeterli karşılığı vermekte zorlanabilir. Bu durum anne ile çocuk arasındaki bağın zayıflamasına neden olabilir.

Günümüzde bazı aileler çocuklarının yerine düşünmekte, karar vermekte ve hatta yaşamı onlar adına yönetmeye çalışmaktadır. Sürekli çocuğunun üzerinde dolaşan bu ebeveyn modeli literatürde “helikopter ebeveynlik” olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaşım kısa vadede koruyucu görünse de uzun vadede özgüven eksikliği, sorumluluk alamama ve sosyal uyum problemleri doğurabilmektedir. 

Aslında bugün muhtaç olduğumuz model tarihin sayfalarında vardır. Bilindiği gibi büyük dahi ve kumandan Fatih Sultan Mehmet Han, çocukluğunda yaramaz bir çocuktur. Öğretmeni Akşemsettin, küçük Mehmet’in yaramazlıklarından bıkıp, usanmıştır. Ancak bunu kimseye söyleyememektedir. Zira babası padişah Sultan Murat Han’dır ve çok güçlü durumdadır. Yaramazlıkların zirvede olduğu bir günde Akşemseddin destur alarak, Sultan Murat Han’ın yanına gider ve durumu anlatır. Sultan Murat, Akşemsettin’in kulağına bir şeyler fısıldar. Ders zamanında bir gün Mehmet yine yaramazlıklar yaparken, Sultan Murat Han aniden odaya girer. Hocası Akşemsettin, karşısında padişahı görür görmez, ona bağırır ve odadan kovar. Padişah babasının gıkını bile çıkarmadan özür dileyerek odadan çıkması sonrasında küçük Mehmet uslanır. Bir daha hocasının sözünden çıkmaz. Bu durum o dahi sultanın eğitiminde bir dönüm noktasıdır. Nitekim, Mehmet sonraki yıllarda bir çağ açıp başka bir çağı kapatan erişilmez mertebeye ulaşır. Ders sırasında yaşanan bu olayda Akşemseddin’in sert tavrı karşısında Sultan Murat’ın sessizce geri çekilmesi, küçük Mehmet üzerinde derin bir etki bırakır. Bu olaydan sonra Fatih Sultan Mehmet’in hocasına karşı tutumu değişir ve eğitimi sürecinde öğretmeninin sözlerinden çıkmaz. 

Bu örnek, eğitimin yalnızca okul içerisinde verilen bilgilerden ibaret olmadığını göstermektedir. Eğitimde aile, öğretmen ve çevre arasındaki uyum son derece önemlidir. Okullar belirli bir düzeyde eğitim verebilir ancak bu süreç aile tarafından desteklenmediği sürece kalıcı başarı sağlamak kolay değildir. Bu nedenle eğitimi aile ile birlikte planlamak, aileyi de eğitim sürecinin aktif bir parçası haline getirmek gerekir. Aksi durumda tek ayaklı bir eğitim anlayışının topluma beklenen faydayı sağlaması mümkün olmayacaktır. 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *