Şamar oğlanı ve duvardaki adalet
Orta Çağ…
Garip, sert ve bir o kadar da düşündürücü bir dönem.
Gök kubbenin altında yüzyıllar geçiyor, teknoloji değişiyor, şehirler büyüyor, yapay zeka konuşuyor…
Ama bazı şeyler var ki ya sadece biçim değiştiriyor ya da olduğu gibi kalıyor.
Mesela eğitim meselesi.
Orta Çağ Avrupa'sında bilgiye erişim herkesin hakkı değildi. Eğitim, daha çok soyluların ayrıcalığıydı. Halkın büyük kısmı ise bilginin dışında tutuluyordu. Bilgi, çoğu zaman 'doğruyu söyleyenin değil, yetkiyi elinde bulunduranın' tekelindeydi.
Devrin hocaları soylu çocukları yanlış yaptığında nasıl cezalandırıyor peki? Soylunun bebesine öyle el de kaldıramazsın, kaldırsan kellen gider...
Hocalar yanlarında bir fakir çocukla gelirmiş. Çocuğun özelliği ne? Sağır olması. Sağır çocuk bulamazlarsa da birini tutup sağır ederlermiş.
Fakir niye sağır olacak? Soylunun aldığı dersten fakir çocuk faydalanmasın diye.
Hoca, soylu çocuğu dersle ilgili bir yanlış yaptığında bu fakir halk evladına basarmış şamarı. Bugün kullandığımız 'şamar oğlanı' tabiri var ya, işte buradan geliyor...
Şimdi aradan yüzyıllar geçti. Kılıçlar yerini klavyelere, saraylar yerini ekranlara bıraktı. Ama insanlık bazı alışkanlıklarını tamamen terk etmiş gibi görünmüyor.
Bugün bir başka sahnedeyiz:
Bir yanda 'adalet' yazılı duvarlar, diğer yanda o duvarların altına yazılan espriler…
"- Neye gülüyorsun?
- Duvardaki adalet yazısına."
Dünya değişiyor ama bazı sorular yerinde kalıyor:
Adalet kim için var?
Kim için yazılıyor?
Bireysellik, bireycilik ve türevleri ne kadar öne çıkarılırsa çıkarılsın, şamar yedikten sonra hiçbirinin bir anlamı yok...
Esenlikler...