Nihal Şahsenem Akköse

Nihal Şahsenem Akköse

Geçici yöntem kalıcı çözüm getirmez

Yeni umutlarla yeni bir yıla girmiş bulunuyoruz. Öncelikle herkesin iyi, güzel bir yıl geçirmesini temenni ediyorum. Bu yeni yılda köşe yazılarımda ne gibi değişiklikler yapabilirim, bir konu başlığı belirleyip onun hakkında mı yazayım diye düşündüm. Sonra vazgeçtim. Bizim memlekette havadan, sudan, çiçekten, böcekten yazmak, konuşmak istiyorsun ama olmuyor. Mevzu hep bir tarafa kayıyor yani. O yüzden yine kaldığım yerden, konu sınırlaması yapıp kendimi sınırlamadan yazmayı elimden geldiğince, vaktim nispetince, bildiklerim dahilinde yazmayı sürdüreceğim.

Her hafta, ne yazayım diye düşünüyorum, işe olumlu taraflardan bakayım pozitif şeylerden bahsedeyim diyorum ama bunun ‘samimiyetsiz’ geleceği düşüncesiyle vazgeçiyorum. Sokağa, çarşıya, pazara baktığımızda ciddi bir negatiflik söz konusu. Nasıl olmasın ki? Zaman ve gündemin sürekli değiştiği ülkemizde, bazı şeyler hiç değişmiyor. “Dönüyon, dolanıyon, aynı yere geliyon” durumu var maalesef.

Sizi biraz geçmişe götüreyim; eskiyle yeni kıyaslaması yapmak ya da şu dönem şöyle iyiydi, bu dönem böyle kötüydü demek değil niyetim. 90’ları görenler hatırlayacaktır; o zamanlar da yüksek enflasyon gündemdeydi. Sebebine girmiyorum. Fakat ekonomide bir takım iyileştirme çabaları vardı. Derken 1999’da Marmara Depremi gibi bir facia yaşandı. Depremin yıpratıcı etkileri nedeniyle 2001 krizi ekonomiyi sert vurdu. Tabii siyasi gerginliklerin de bu krizde etkisi vardı. O dönem Kemal Derviş görev aldı, yine bir takım kararlar alındı; özelleştirmeye teşvik, IMF ve Dünya Bankası destekleri gibi bazı çalışmalar yapıldı. Çalışmalar neticesinde ekonomide istikrarın yakalanabileceğine ilişkin inanç artmıştı. Şunu tecrübe ettik; geçici yöntemlerle kalıcı çözümler elde edemezsiniz.

Gelelim geride bıraktığımız 2021’e. Merkez Bankası’nda defalarca başkan değişikliğine gidilmiş, siyasi müdahalelerin olduğu ifade ediliyor ama bununla ilgilenmiyoruz. Bizim milletçe haklı olarak ilgilendiğimiz şey enflasyonun alıp başını gitmesi. Sofraya gelen bir yemeğin maliyeti öyle hiçbir makam mevki sahibinin gözlerine bakılarak anlaşılamıyor. Türkiye gibi bir ülkede gıdaya erişim gün geçtikçe zorlaşıyor be kardeşim. “Bu ülkenin bereketli topraklarında herkesin gözü var” diyoruz. Birileri gelip tarım yapabileceği arazi satın alıyor –misal Bill Gates- ama bizim ülkenin çiftçisi, ‘tarlayı takkayı’ bırakıp şehre göçüyor, ‘kazanamıyorum, zarar ediyorum’ düşüncesiyle…

Hadi geçelim sofrayı, marketi, çarşıyı, pazarı. Son yıllarda en çok öne çıkan sektörlerden birinin inşaat olduğu noktasında hemfikir miyiz? Evet. Birileri için en önemli göstergelerden birinin bu olması lazım, markete, çarşıya, pazara bakmıyorlarsa buna baksınlar. İnşaat maliyetleri arttı mı? Arttı. Sıfır konut sahibi olmak vatandaş için neredeyse imkansız hale geldi mi? Geldi. Yüksek faizli kredilere bulaşmak istemeyen vatandaş, sonu ‘evim’ ile biten firmalara parasını kaptırıp sonunda mağdur oldu mu? Oldu. Ev sahibi olamayan, kirada oturan vatandaşların kiraları arttı mı? Hem de ne...

Yazının sonunda 2022’den ne dilediğimi söyleyeyim size. Biliyorum çok şey istiyorum gibi gelebilir ama sanki bunu istemek milletçe hakkımızmış gibi hissediyorum; Yeni yılda ekonomide yaşanan sorunların kalıcı olarak çözüldüğü günler görmeyi diliyorum.

Saygılarımla.

Önceki ve Sonraki Yazılar