Gazeteci olabilmek!

Sayın Bakanım Sayın Milletvekillerim Sayın Valim Sayın Belediye Başkanlarım, Değerli konuklar … ‘VE BASINIMIZIN GÜZİDE MENSUPLARI’

 

Evet, bu son satırda yer alan ‘GÜZİDE BİR BASIN MENSUBU’ olabilmek gerçekten kolay değildi ve ben bu güzel satırda yer alabilmek için kendi çabalarımla oldukça uzunca bir yol kat etmiştim.

 

Ancak bu yol öyle bildiğiniz Meram Yeniyol veya Meram Eskiyol gibi güzelliklerle dolu bir yol değildi. Yaklaşık 30 yıl süren oldukça meşakkatli, sıkıntılı bir yolculuktu.

 

Bu yolun bir başka özelliği de ‘Pentatlon Sahası’ gibi bin bir türlü engeller ile dolu olmasıydı.

 

Bu yolun ilk anları sıkıntılı, orta kısımları sevinçli, son kısımları ise genelde bol plaket ve ödüllerle doluydu.

 

Ancak nihayeti genelde hüzünlü biten bu yola, girebilmekte büyük bir başarı idi sonuna kadar gidebilmekte.

 

İlk anları sıkıntılı idi çünkü ‘Gazeteci’ olmak için ilk adımı atıyordun, bunun da mutlaka ödenecek bir bedeli vardı.

 

Ortaları sevinçli idi; artık bir gazeteciydin ve herkes seni tanıyordu. Babamın söylediği gibi  ‘ÜNÜMÜZ ÇOKTU AMA UNUMUZ YOKTU’ ama olsun du… Hemen her yarışmada ve anma günlerinde plaket veya bir ödül alıyordun ya o bütün güzelliklere değerdi.

 

Son zamanları hüzünlü idi çünkü… Bir gazeteci için yapılan en son haber, ‘Geçirdiği ani bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı’ olurdu…

 

Genelde kalp krizi sonucu görevlerinin başında iken aramızdan ayrılan; Ali Akgül, Hasan Hüseyin Korucu, İbrahim Sur, Galip Yenikaynak, Selçuk Yelli, Naim Bülbül, Yalçın Dikilitaş, Servet Arıcıoğlu, Cahit Özdemir, Şenol Demirbaş, Akif Erol Tokay ölümlerine bizzat tanık olduğum kişilerdi. Biz tanımadan Hakk’ın Rahmeti’ne kavuşan usta gazeteci ağabeyler ve daha niceleri de bunun en gerçek örnekleri idi. Burada ismini zikredemediğim meslektaşlarıma da rahmetler diliyorum.

 

İlk zamanlar seni tanımayan, usta gazetecilerin yanında ezilerek duruşun, onların yaptıklarını gözlemleyerek aynısını yapma çaban, herkesten ayrı bir köşede utanarak sıkılarak duruşun yıllar geçse de unutulmaz.

 

Belki her gazetecinin yaşadığı bu süreci bende yaşadım.

 

Profesyonel gazeteci fotoğraf makinesini elime ilk aldığımda ne yapacağımı şaşırdım. Acemilik çektim, nereden bakılıp nereden çekileceğini öğrenirken sergilediğim şaşkınlık herkesi güldürmüştü.

 

 

Biz gazeteciliği Siyah-Beyaz Filmlerin olduğu zamanlarda yaptık. Gerçekten zevkli bir dönem yaşadık.

 

Bizler bunun için mesleğimizin bilincinde olduk, severek yaptık. Ama gün geldi kendi kaderimize terk edildik.

 

Kimimiz unutuldu kimimiz meslekten soğudu başka bir ekmek kapısına girdi. Ölen öldü gitti birkaç anma gününden sonra herkes kendi yaşantısına dönmek zorunda kaldı.

 

Tüm bunları yaşayan birisi olarak diyorum ki; bu meslekte çalıştığın sürece 'HER' şeysin, çalışmıyorsan 'HİÇ' bir şeysin.

 

Ama yaşadığım hiçbir sıkıntı beni yıldırmadı. Hiçbir zorluk, nankörlük beni mesleğimden soğutmadı. Yaşadığım hiçbir acı olay önemli değildi. Ben matbaada KIRIMCI olarak ilk adımı attığım bu yolda gazeteci olmanın, mesleğe başladıktan 20 yıl sonra ise SARI BASIN KARTI sahibi olmanın gururunu, mutluluğunu yaşadım. Bunun için tüm sıkıntıları çekmeye değerdi.

 

Ve çektim de. Çektiğim hiçbir eziyetten, gördüğüm hiçbir nankörlükten şikayetçi olmadım. Bu gün bu yaşımda halen içimde ki gazetecilik aşkı bitmedi bitmeyecek.

 

Yıl 1985 Yeni Konya Gazetesi. Allah hepsinden razı olsun bana meslekte ilk kapıyı açan GÜCÜYENER AİLESİ… Yıl 2017… Dile kolay 30 küsur yıl boyunca hep çalıştım, hep çalışacağım. Bu gün olduğu gibi! 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı ve ben hala çalışıyorum.

 

Ömrüm yettiği sürece bu mesleği seveceğim ve çalışacağım.  İşte dostlar, GAZETECİLİK budur!

 

Tüm çalışan, çalışmayan, emekli olan, bir kenara çekilen, unutulan, aranıp sorulmayan ama bu mesleğe gönül veren 7'den 70'e herkese yürekten sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

 

HAAAA… BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN…

Önceki ve Sonraki Yazılar