Konya
Az bulutlu
18°
Aksaray
Az bulutlu
20°
Karaman
Açık
18°

Yalanla Nereye Gidilir?

YAYINLAMA:

​İnsanlık tarihi boyunca dürüstlük, toplumları ayakta tutan en temel taşlardan biri kabul edilmiş, yalan ise bu harcı içten içe kemiren gizli bir kurt olarak görülmüştür. Günlük hayatta bazen küçük bir mahcubiyetten kaçmak, bazen anlık bir çıkar sağlamak ya da sadece bir gerçeğin yüzleşme yükünden sıyrılmak için yalana başvurulur. Ancak atalarımızın "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" sözü ile bu kaçışın ne kadar geçici olduğunu yüzyıllar öncesinden söyler. Peki, insanı anlık reflekslerle ya da bilinçli tercihlerle yalana sürükleyen bu yol nereye çıkar? Yalanla gerçekten bir yere varılabilir mi, yoksa yalan yolun kendisini mi kaybettirir?

Eskiden bize yalancı çoban hikayesini anlatılır ve yalan söylememiz gerektiğini sıkı sıkı tembih edilirdi. Çocukluk çağında söylemediğimiz yalanlar sonucu dayak yer, yine de yalan söylemezdik/söyleyemezdik. Bilirdik ki yalancı çoban dağdan gelip 1 koyunun kaybolduğunu, onu kurtların yediğini söyler böylece birer ikişer koyunların azalmasını makul gösterirmiş, yalanı anlaşılınca da evi yanmış ama kimse evinin yandığına inanmamış. Çünkü yalanla ilk kaybedilen güven oluyor ve güven duygusu zedelenince de artık doğru bile söylense inandırıcılığını kaybediyor.

​Yalanın ilk durağı, zahmetsiz bir sığınaktır. Bir insan gerçeği gizlediğinde veya tahrif ettiğinde, o anlık fırtınayı dindirdiğini ve tehlikeyi atlattığını sanır. Hatta kısa vadede elde edilen bir başarı, korunan bir itibar veya kazanılan bir zaman, yalanın pragmatik bir araç olduğu illüzyonunu yaratabilir. Ancak bu durum, uçuruma doğru koşan birinin ayağına takılan taş gibidir. Yalanla ulaşılan her nokta, altı boş bir illüzyondan ibarettir. Gerçeklik duvarına çarptığı an, o nokta üzerine inşa edilen her şey yıkılmaya mahkûmdur.

​Yalan yolculuğunun en ağır faturası ise insanın iç dünyasına kesilir. Yalan söyleyen kişi, zamanla söylediklerini unutmamak için yeni yalanlar üretmek zorunda kalır. Tek bir yalanı ayakta tutmak, kocaman bir hayal dünyası yaratmayı gerektirir. Bu durum zihni sürekli bir teyakkuz hâlinde tutarak kişiyi tükenmişliğe sevk eder. Yalan, insanın kendi gerçekliğiyle ve çevresiyle olan bağını zayıflatır. Birey, zamanla kendi kurguladığı hikâyelerin arasında kaybolur ve en nihayetinde en büyük zararı kendi özsaygısına, yani kendisine verir. Doğruluktan uzaklaşan insan, böylece kendine olan güvenini de yitirmeye başlar. Her ne kadar önce bunu fark etmese de zaman geçtikçe yalnızlaşır, etrafında yalancı, çıkarcı ve sahte insanların birikmesine neden olur. Bu durum kişinin özsaygısını da yitirmesine neden olur.

​Toplumsal boyuttan bakıldığında ise yalan, insanlar arası güven bağlarını tamamen yok eden bir zehirdir. Güven, bir ilişkinin, bir kurumun ya da bir toplumun yürüyebilmesi için gereken en temel besindir. Yalan ortaya çıktığında —ki gerçeklerin erken ya da geç ortaya çıkma gibi sarsılmaz bir huyu vardır— güven bir kez zedelendi mi, onu eski hâline getirmek neredeyse imkânsızdır. Yalanla kazanılan bir mevki, elde edilen bir dostluk veya korunan bir ilişki, gerçeğin ışığı vurur vurmaz sahteliğini açık eder. Yalanla bir yere gidilebilir belki ama gidilen o yerde kimse sizinle kalmaz ve kimse size bir daha inanmaz. Yalancı çoban gibi eviniz de yansa kimse inanmaz.

​O hâlde yalanla nereye gidilir? Belki kısa bir mesafe alınabilir. Bir sorumluluktan kaçılanılabilir, bir süre kazanılabilir, bir çıkar elde edilebilir. Hatta bazı insanlar uzun süre yalanlarının üzerine hayatlarını kurmayı da başarabilirler. Ama bütün bunlar bir yere varmak değildir, günü kurtarmaktır. Çünkü varılan yerin sağlam olması gerekir.

Yalanın üzerine kurulan hiçbir yapı güvenli değildir. Temeli zayıf olan bir binanın ne kadar gösterişli olduğunun önemi yoktur. Gerçekle karşılaştığında çatlaklar görülür, duvarlar dökülür ve sonunda yapı kendi ağırlığını taşıyamaz hâle gelir.

Dürüstlük ise her zaman kolay değildir. Bazen doğruyu söylemek kaybettirir. Bazen bir fırsatı kaçırmaya, bir ilişkiyi bitirmeye veya bir bedel ödemeye neden olur. Ancak dürüstlüğün en önemli özelliği, insanı sürekli olarak yeni açıklamalar yapmak zorunda bırakmamasıdır.

Doğrunun hafızası, yalanın yükü vardır. Doğruyu söyleyen insan, dün ne söylediğini hatırlamak için çaba harcamaz. Çünkü gerçek, kendisiyle çelişmez. Yalan ise sürekli bakım ister. Her yalan, kendisinden sonra gelecek başka bir yalana ihtiyaç duyar. Bu nedenle insanın huzura, güvene ve gerçek bir başarıya ulaşabileceği yol yalanın yolu değildir. Yalan insanı ileriye taşıyan bir araç değil, fark ettirmeden kendi içine hapseden bir tuzaktır. Belki yalanla günü kurtarmak mümkündür. Ancak hayat kurtarılamaz. Çünkü kalıcı fayda, kalıcı refah ve gerçek bir güven ancak dürüstlükle mümkündür. Yalanın götürdüğü son yer ise çoğu zaman insanın kendisidir: yalnızlık, güvensizlik ve pişmanlık.

İnsan nereye gittiğini bilmeden yalan söylemeye başlayabilir. Fakat bir süre sonra dönüp baktığında şunu fark eder: Yalanla çok yol alınmış olabilir ama doğru yere varılamamıştır.

Sonuç olarak, yalanla bir yere gidilip gidilemeyeceği sorusunun cevabı oldukça nettir. Yalanla sadece ve yalnızca bir kısırdöngüye gidilir. Yalan insanı ileriye taşıyan bir araç değil, olduğu yere habersizce hapseden, etrafına görünmez duvarlar ören bir tuzaktır. Belki hedefe varılmış gibi görünebilir fakat o hedefte kazanılan hiçbir şey gerçek, hiçbir başarı kalıcı değildir. İnsanın hem kendi ruhsal bütünlüğünü koruması hem de çevresiyle sağlıklı, sürdürülebilir ilişkiler kurabilmesi ancak dürüstlüğün yolunda mümkündür. Gerçek bazen acıtsa veya anlık bedeller ödetse de uzun vadede huzura ve özgürlüğe çıkan tek yol dürüstlüktür. Yalanın götürdüğü tek yer ise, insanın kendi yalnızlığı ve pişmanlığıdır. Yani yalanla günü gün etmenin geçici faydası olsa da kalıcı refah ve fayda ancak dürüstlükle alınabilir. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız