Konya
Az bulutlu
17°
Aksaray
Parçalı bulutlu
21°
Karaman
Açık
19°

Milli Eğitim’in “Milli” Olması Ne Demek?

YAYINLAMA:

Milli Eğitim Bakanlığı adı üzerinde “Milli” politikalarla yönetilir. Bu ülkenin kuruluşundaki milli eğitim politikası “cehaletle mücadele etmek”, “okuryazarlık oranını arttırmak” ve “cumhuriyet değerlerine bağlı, laik ve milli bir toplum yetiştirmek” üzerine kuruluydu. 

Bu milli politika için de 1924’te Tevhidi Tedrisat Kanunu yapılarak, tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. Dini ve sivil eğitim ayrımı kaldırıldı.

1928’de okuryazarlığın arttırılması için Latin alfabesine geçilerek, okuma yazma kolaylaştırıldı. Yetişkinlere okuma yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı. 

Müfredat, ümmetçi anlayıştan çıkartılıp, çağdaş bilim, Türk tarihi ve Türk dili odaklı milli bir yapıya dönüştürüldü.

İlköğretim zorunlu ve parasız yapılarak, kız ve erkek çocuklarının eşit şartlarda eğitim alması ilkesi benimsendi. 

Amerikalı eğitimci John Dewey Türkiye’ye davet edilerek eğitim sistemine dair görüşleri alındı. Üretken ve topluma yararlı bireyler yetiştirmeyi amaçlayan iş eğitimi anlayışının temelleri de bu dönemde atıldı. 

John Dewey, literatürlerde yaparak, yaşayarak öğrenmeye ve tecrübeye önem veren pragmatizmi, mantıksal ve ahlaki bir analiz teorisi olarak geliştirmiş, deneycilik, işlevsellik ve aletçilik olarak da bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü filozof ve eğitim teorisyeni olarak geçer.

John Dewey'in 1924 tarihli raporu, Türk eğitim sisteminin modern, demokratik ve pratik ihtiyaçlara uygun hâle getirilmesi için hazırlanmış temel bir yol haritasıydı. Bu rapor, ilerleyen yıllarda Köy Enstitülerinin kurulması ve Millî Eğitim Bakanlığının teşkilatlanmasında önemli bir role sahip olmuştur.

Raporu kısaca anlatmak gerekirse; amacı belirlemek; uygulamalı ve yaşama uygun bir eğitim; yerel ihtiyaçlar ve bunda esnek davranabilmek; öğretmen yetiştirme; program istikrarı başlıkları adı altında toplayabiliriz. 

Eğitim sisteminin öncelikli amacı, Cumhuriyet'in değerlerini benimsemiş, bağımsız düşünebilen ve üretken bireyler yetiştirmek olarak belirtilmişti.   

Eğitimde, ezberci anlayış yerine, öğrencinin günlük yaşamla ve yerel ihtiyaçlarla bağlantı kurmasını sağlayan "yaparak-yaşayarak öğrenme" ilkesi ile el sanatları, ziraat gibi pratik beceriler düşünülmesi ifade edilmişti. 

Merkeziyetçi yapı gevşetilerek müfredatın şehir ve köy gibi farklı yerel gereksinimlere göre esnetilmesi önerilmişti.   

Eğitimin kalitesini artırmak için öğretmenlerin mesleki gelişimine, sosyal imkânlarının iyileştirilmesine ve yurt dışı eğitimlerine öncelik verilmesi gerektiği belirtilmişti.

Eğitim politikalarının siyasi değişikliklerden etkilenmemesi için uzun vadeli ve kararlı bir "eğitim anayasası" oluşturulması tavsiye edilmişti.

İşte en sonda belirtilen kararlı bir eğitim anayasası maddesi belki de en önemli konuydu. Milli olan konular, çocuk oyuncağı gibi akla bir şey geldikçe değiştirilmez. Bu milli konular her hükümetin kendi inisiyatifi ile oynadığı bir oyuncak değildir. Bilakis hükümetlerin değil Devlet’in politikası olması özelliğini taşır. O nedenle de bu bakanlıkların isminin önünde “Milli” ibaresi bulunur. Milli Eğitim Bakanlığı da bunlardan biridir. “

“Peki, ne oldu” diye sorarsanız hemen söyleyeyim?

2002 yılından bu yana, 24 yıllık Ak Parti iktidarında 9 tane Milli Eğitim Bakanı değişti. 2002 yılında Erkan Mumcu ile başlayan “macera”, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı, İsmet Yılmaz, Ziya Selçuk, Mahmut Özer’le devam etti ve şu anda da Yusuf Tekin’le sürmekte. 

9 tane bakan değişti ama işin ilginç tarafı neredeyse her gelen bakan müfredat değiştirmeye, sistem değiştirmeye çalıştı. Adeta ayrı hükümetlerin bakanlarıymış gibi çalıştılar. 

Mesela liselere giriş için önce OKS sınavı vardı. Sonra SBS oldu. Sonra TEOG dendi. En sonunda da şimdilerde LGS diye biliyoruz. 

Sınav sistemleri böyle değişirken, müfredatlar da durmadı. Zorunlu eğitim olarak 4+4+4 diye ucube bir sistem geldi. 2005’te “yapılandırmacı reform” diye bir müfredat değişikliğine gidildi. 2017’de tekrar bir müfredat güncellemesi yapıldı. Ve 2024 yılında da “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında yeni bir müfredat uygulaması başladı. 

Yani işte eğitim sistemimizin son 25 yılı böyle geçti. Büyük kardeşle küçük kardeş ayrı ayrı müfredatta, ayrı ayrı ders kitaplarıyla, ayrı ayrı sistemlerle okuyan bir hal aldılar. Eğitim-öğretim sistemimiz(maarif)  kısaca böyle işte.

Şimdi, genel anlamıyla böyle bir ortamda eğitim öğretim sistemimizin geldiği aşamada bundan mutlu olabilmek çok da kolay değil.

Milli Eğitim Bakanlığının 1924 temeline dönerek gerçekten “milli” bir politika ile eğitim ve öğretimi devam ettirmesi gerekir. Aksi halde daha, çok bakan da değiştiririz, müfredat da değiştiririz, sistem de değiştiririz. Ondan sonra da çocuklarımızın başına gelen her musibette yeni bir günah keçisi ve suçlu aramaya devam ederiz.

Dostlukla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız