Konya
Parçalı az bulutlu
25°
Aksaray
Açık
17°
Karaman
Açık
24°

Huzur Pilavı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Haftanın ortasından tüm dostlara selam olsun.

Yazılarımızı biraz soru, biraz güncel siyaset, biraz da dünyada ne olup bitiyor üzerinden sürdürmeye devam edeceğiz. Herkesin konuştuğunu tekrar etmekten ziyade, gözden kaçanlara biraz olsun dikkat çekebilirsem ne mutlu bana. Hadi başlayalım…

İlk olay…

Tabii bu arada mazot fiyatı güncellemelerinden kafamızı kaldırıp dünyaya bakmaya pek fırsatımızın olmadığı da bir gerçek.

Suudi hava savunması salı akşamı bir dronu Mekke'nin güneyinde düşürdü. Husiler Mekke'yi hedef almadıklarını söylerken Suudi Arabistan tarafından ise Mekke'nin hedef alındığı ve “Mekke'nin güvenliği kırmızı çizgimizdir” açıklaması geldi.

Kimin nereyi hedef aldığı tartışması bir yana, dronun Mekke'nin güneyinde düşürüldüğü ve bölgedeki Husi saldırılarının yoğunlaştığı bir gerçek.

Daha geçenlerde Mekke Savunma Antlaşması'nı yazmıştım. Olay hem siyasi hem askerî hem de bölgesel olarak yeni gelişmelere açık bir havayı ortaya koyuyor.

Peki insanın aklına şu soru gelmiyor mu?

“Mekke'yi hedef almadım” desen de yüzyıllar geçse de Ebrehe zihniyeti var olmaya devam mı ediyor?

Ebrehe zihniyeti varsa, zamanın firavunları da olmaz mı?

Gelelim bana göre önemli gelişmelerden bir diğerine…

Savaş iklimindeki yeni dünya düzenini anlamanın yollarından biri de devletlerin aldıkları askerî kararlara bakmak.

Nasıl mı?

Avrupa çok pahalı ve az sayıda füze modelinden, daha uygun maliyetli ve kitlesel üretilebilecek sistemlere doğru yöneliyor. Patriot gibi maliyeti yüksek sistemlerin yanına seri üretilebilir, daha düşük maliyetli önleyiciler koyma fikri giderek güçleniyor.

Geleneksel bazı önleyicilerin maliyeti 20 milyon avrolara kadar çıkarken yeni sistemlerde hedef 1 milyon avro seviyelerine inmek. Cambridge Aerospace 2027 başında ayda 2.500 önleyici üretme hedefini açıklarken Destinus, Fire Point ve başka girişimler de hızlı üretim kapasitesi kurmaya çalışıyor.

Bence burada Türkiye açısından da dikkat edilmesi gereken başka bir konu var.

Avrupa'nın savunma sanayiine yapacağı bu yatırımların Türk sanayisini, özellikle savunma sanayii üretimini, yan sanayiyi ve metal işçiliğini de hızlandıracağı kanaatindeyim.

Bir de “Drondan savunma mı olur?”, “Hani uçak nerede?”, “Bunlar basit şeyler” gibi ifadelerle savunma sanayiindeki gelişmeleri küçümseyen siyasi anlayışların dünyadaki bu değişimi tekrar okumasında fayda var.

Çünkü dünya başka bir yere gidiyor.

Gelelim bana göre en önemli dış gelişmelerden birisine…

ABD, İsrail'e 2,8 milyar dolarlık ağır mühimmat satışına hazırlanıyor.

Reuters'ın haberine göre oldukça ciddi miktarda ağır mühimmatın yer aldığı bir satıştan bahsediyoruz.

Peki neden şimdi?

Bu satış yalnızca İsrail'in mühimmat stoklarını güçlendirmek için mi?

Lübnan başta olmak üzere bölgede İsrail'in askerî baskısını artırmasının bir hazırlığı mı?

Yoksa bölgenin önemli güçlerinden biri olan Türkiye'ye de dolaylı bir gözdağı mı verilmek isteniyor?

Soruyu buraya bırakalım.

Dünya bunlarla hemhâl olurken Hürmüz Boğazı'ndaki sıkıntının vurduğu en önemli alanlardan birisi de gübre fiyatları.

Hem bir sanayici hem de bir çiftçi çocuğu olarak söylüyorum; bu olay inanın üreticinin canını ciddi şekilde acıtacaktır.

Çünkü mesele yalnızca gübre fiyatının yükselmesi değil.

Gübre yükseliyor, mazot yükseliyor, çiftçinin satın alma gücü düşüyor. Çiftçi bugün ürününü üretse bile yarın aynı ürünü yeniden üretmekte zorlanıyor.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Bugün çiftçinin artan maliyeti olarak gördüğümüz mesele, birkaç ay sonra hepimizin karşısına gıda fiyatı ve gıda arzı sorunu olarak çıkabilir.

Bu nedenle özellikle çiftçiye yönelik önlem alınmasının artık elzem bir hâl aldığını düşünüyorum.

Kısaca siyasete dokunmadan da edemiyorum…

32.         Gün programlarını fırsatınız oldukça izlemenizi tavsiye ederim.

Nasıl bir dönemden geçiyoruz?

Siyah gerçekten beyaz olur mu?

Beyaz siyaha dönebilir mi?

İnsanların kafası karmakarışık.

Gerçekten barış mı gelecek?

Yoksa siyasi iradenin ömrünü uzatmak için birtakım derin hesaplar yapılıyor ve bu süreç bunun için mi kullanılıyor?

Bu neyin ortaklığı?

Şimdi son soruyu da bir Konyalı olarak sorayım.

Hani Konyalılar düğün pilavı geleneğini çok iyi bilir ya…

Size deseler ki:

“Huzur düğünü yapıyoruz, huzur sofrası kuruyoruz.”

Siz o sofraya oturup Apo ile beraber pilava kaşık sallar mısınız?

Soru bu kadar.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız