Bir ürünün fiyatından toplumun ahlakına
Dün uyandığımızda 22 ilde fahiş fiyat operasyonu ile karşılaştık. İstanbul merkezli operasyonda 41 firmanın yöneticisi ile ilgili gözaltı kararı alındı.
Yazıya başlamadan önce şunu söylemeliyim. İçişleri Bakanı değerli hemşerimiz Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek çok iyi bir ikili oldular. Ve bu tür operasyonlar da çok kısa zamanda, gizlilik içerisinde ve sonuç odaklı yapılır oldu. Bu nedenle iki bakanı da canı gönülden kutluyorum.
Olay hakkında kısa bir bilgi vereyim. Ticaret Bakanlığından Hal Kayıt Sistemi; Tarım ve Orman Bakanlığından Çiftçi Kayıt Sistemi alınarak, Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı detaylı bir rapor hazırlıyor. Öncelikle 1029 çiftçinin beyanı alındı. Buna göre sahte evraklarla piyasanın manipüle edilmesini sağlayan şüphelilerin 109 adresi belirlendi ve operasyon başladı.
Bakan Gürlek “Bazı firmaların piyasadaki hakimiyetlerini kullanarak ürün arzını, olduğundan düşük, maliyetleri ise gerçeğinden yüksek gösterdikleri; sahte müstahsil makbuzları düzenleyerek gerçeğe aykırı maliyet oluşturdukları ve bu yöntemlerle piyasaları yukarıya doğru manipüle ederek haksız kazanç sağladıklarını tespit ettik” dedi.
Bu ahlaki yapıyı sorgulayabilmek için 1980’e gitmek gerekir. 12 Eylül darbesi, ABD’nin etkisiyle Türkiye’de sistem değiştirmek için yapılan bir darbedir. Ülke liberalizme geçmeye çalışan bir ülke konumundaydı. Bu işin başında her ne kadar 12 Eylül cuntası olsa da pratisyeni yani uygulayıcısı Turgut Özal olacaktı.
Sistem değişiklikleri maalesef her ülkede biraz sancılı olur. Toplumu ahlaki olarak da biraz yıpratır. Bunun en somut örneği SSCB gösterilebilir. 1991 dönemini hatırlayanlar SSCB’nin ahlaki olarak da ne kadar yozlaştığını hatırlayacaklardır.
Özal dönemi de bu sistem değişikliğinin getirdiği ahlaki yozlaşmadan nasibini almıştır. O dönemde de hayali ihracatçıları, banker facialarını bilenler hatırlayacaktır.
Ancak Özal o dönemde bu geçişi sağlayamamıştır. Daha sonra Tansu Çiller, Mesut Yılmaz bu girişimlerde bulunmuşlar ama bu konuda başarılı olamamışlardır. Ta ki Ak Parti hükümetleri ve Tayyip Erdoğan gelene kadar bu sistem değişikliği başarılamamıştır. Ama bu konudaki her girişim ahlaki yozlaşmayı etkilemiştir.
Ak Parti Hükümetleri 2015’lere kadar bu altyapıyı hazırlamış ve de sistem değişikliğini sağlamıştır. Türkiye artık liberal ekonomik sistemi tercih etmiştir.
İşte bu sistem değişiklikleri girişimleri her dönemde maalesef ahlaki yozlaşmayı geliştirmiş ve de kendisinden başka kimseyi düşünmeyen, bireyselci bir anlayışı yerleştirmiştir. Buradaki en büyük handikap, sistem değişikliği konusunda SSCB’deki değişimden ders çıkarılamaması olmuştur.
İşte bu ahlaki yozlaşma en zirve yaptığı zaman PANDEMİ dönemi olmuştur. Birçok fırsatçı kendi çıkarları için toplumun çıkarlarını hiçe saymıştır. Mesela çok ucuza satılan maskelerin PANDEMİ sonrası fiyatlarını hatırlasanıza…
Bunun gibi birçok konuda hatırlarsanız PANDEMİ fırsatçıları çıkmıştı. Marketlerin fahiş fiyatlı satışlarını sanırım unutmamışsınızdır. Hatta çoğu kimse katılmasa da bence o dönemde market fiyatlarını regüle eden, lafa gelince çok kızdığınız, “üç harfliler” dediğiniz BİM, A101, ŞOK gibi marketlerdi. Eğer o dönem bu marketler olmasaydı, yerel marketlere para yetiştirmek çok zor olacaktı.
İşte maalesef o dönemlerde önlemi alınamayan fırsatçılıklar halihazırda devam etmekte idi. Ve şimdi gelinen aşamada gerek Adalet Bakanlığı, gerek İçişleri Bakanlığı ve gerekse diğer bakanlıklar; büyük bir koordine içerisinde bu yozlaşmayı ortadan kaldırmaya gayret gösteriyorlar.
Bu durum biraz geç kalmış gibi görünse de bundan sonraki süreçlerde kökünden çözüleceğine inanıyorum. Tüm vatandaşların da bu konuda gereken özeni ve sağduyuyu göstermesi gerektiğini düşünüyorum.
Dostlukla kalın.