Konya
Açık
26°
Aksaray
Açık
20°
Karaman
Açık
22°
Ara

Anaokulundan kara toprağa farkımız olsun

YAYINLAMA:

Geçenlerde Almanya'daki bir arkadaşımın üniversiteden mezun olması vesilesiyle paylaştığı fotoğrafa denk geldim. Birkaç arkadaş, gayet sade kıyafetleriyle bir araya gelmiş, hocalarıyla birlikte bir fotoğraf çektirmişler.

İnanmayacaksınız ama evet, hepsi bu kadardı.

Aynı gün, algoritma sağ olsun, bu kez ülkemizden mezuniyet görüntüleri çıkmaya başladı karşıma. Ancak bunlar üniversite mezuniyetleri değildi. Anaokulu ve ilkokul mezuniyetlerinden görüntülerdi. Anaokulunu bitirmiş çocuklara kına yakılması bir tarafta, ilkokulu bitiren çocuklarla öğretmenlerin dramatik vedalaşma seremonileri diğer tarafta...

Elbette uzmanlar bunun üzerine uzun uzun sosyolojik analizler yapabilir. Ben ise sıradan bir vatandaş olarak sitem etme hakkımı kullanmak istiyorum. Sonuçta bütün bu görüntülere maruz kalanlardan biri de benim. Şu meşhur LGS anneleri meselesine ise hiç girmiyorum…

Yahu neden ülkece sadelikten, mütevazılıktan ve sıradanlıktan bu kadar çekiniyoruz?

Neden her şeyi farklı, daha büyük, daha anlamlı göstermek zorundaymışız gibi davranıyoruz?

Sanki bir şeyin normal olması başlı başına kabul edilemez bir durum.

"Ben ilkokul annesiyim", "Ben öğretmenim", "Çocuk okulu bitirdi..."

Öyleyse elbette bunu neredeyse bir cülus töreni ihtişamında kutlamamız gerekiyor. Aksi düşünülemez.

Bazen merak ediyorum: İnsanlar kendilerini ispat etmeye çalışmaktan çok, önemsiz görülmekten mi korkuyor? Bu yüzden mi ebeveynliğini, öğretmenliğini ya da sahip olduğu herhangi bir meziyeti sürekli görünür kılma ihtiyacı hissediyor?

Arkadaşlar, sakin. Ortada dramatikleştirecek bir olay yok. Gözünüzü seveyim, zaten ülkece melankoliye bağlamış durumdayız. Bir de siz yüklenmeyin şu duygu yoğunluğuna.

Ne diyorduk? Dramatikleştirmek.

Dramatikleştirirken de kendimizi farklı ve özel görmeye çalışmak…

İşin ilginç tarafı, bunu eleştirdiğinizde hemen "Ruhsuz!" ilan ediliyorsunuz.

Oysa mesele kutlama yapmak değil. İnsanların sevinmesine, eğlenmesine ya da hatıra biriktirmesine kimsenin itirazı yok.

Sorun, sıradan olayları tarihi bir dönüm noktası gibi sunma ihtiyacı.

Adına fark yaratma hastalığı mı dersiniz, gösteriş bağımlılığı mı dersiniz, bilmiyorum. Ama çevrenizde böyle insanlar varsa, vatan millet selameti adına, nazikçe uyarmayı da ihmal etmeyin.

Belki de artık yaşamayı yeterli bulmuyoruz.

Hatıra biriktirmiyoruz; paylaşılacak içerik biriktiriyoruz.

Her ana aynı heyecanı, aynı ağırlığı, aynı dramatik anlamı yüklediğimiz için de sonunda hiçbir şeyin ağırlığı kalmıyor.

Düğünde fark yaratalım.

Hamilelikte fark yaratalım.

Doğumda farkımız olsun.

Anaokulunda mezuniyet yapalım, farkımız olsun.

Yetmedi, cenazede de farkımız olsun.

Adam ölmüş; olsun. Altın varaklı mezar taşı olsun. Cenazesi kalabalık olsun. Arkasından mutlaka yüksek sesle ağlayanlar olsun. Yoksa tören eksik kalır.

Hayatın her anını sahneye çevirmeye çalışıyoruz.

Sonra da şaşırıyoruz, “Neden hiçbir şey eskisi kadar etkileyici değil?” diye. Çünkü her şeyi özel ilan ettiğinizde, aslında hiçbir şey özel kalmıyor.

Love bombing, gaslighting, ghosting...

Nihayetinde hepimizin varacağı yer kara toprak…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *