Konya
Açık
29°
Aksaray
Açık
27°
Karaman
Açık
27°
Ara
yazar
anadoludabugun.com.tr Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Tüm Yazıları

Futbolun ölümü

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

2026 FIFA Dünya Kupası başladı. Türkiye A Milli Futbol Takımı da 24 yıl sonra yeniden turnuvada boy gösteriyor. Bizim açımızdan turnuva yine alışıldık bir senaryoyla başladı. İlk maçta alınan mağlubiyetin ardından hesaplar, ihtimaller ve grup tabloları yeniden gündeme geldi.

Açık konuşmak gerekirse turnuvaya katılmak artık başlı başına bir başarı hikayesi değil. İran'ın, Irak'ın, Haiti'nin, Yeşil Burun Adaları'nın, Curaçao'nun, Özbekistan'ın, Panama'nın, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin ve İskoçya'nın dahi yer alabildiği bir organizasyona katılamamak, başarıdan çok başarısızlık olarak değerlendirilirdi.

Ancak bugün değinmek istediğim konu Milli Takım'ın performansı değil. O değerlendirmeyi daha sonra yapmayı düşünüyorum...

Bu Dünya Kupası'nı izlerken yıllardır aklımı kurcalayan "Futbol gerçekten öldü mü?" sorusu yeniden aklıma düştü.

Bu sorunun cevabını ararken aklım beni 1982 Dünya Kupası'na götürüyor.

O günleri yaşamadım ama futbolla ilgilenen herkes gibi ben de o turnuva hakkında çok şey duydum. İspanya'da düzenlenen 82 Dünya Kupası'na damgasını vuran takım Brezilya'ydı. Her ne kadar kupanın sahibi olamasalar da...

"Joga Bonito" yani güzel futbol anlayışıyla sahadaydı onlar. Zico, Socrates, Falcao, Eder...

Bu oyuncular futbolu güzelleştirmek için sahadaydı. Seyirciye mükemmel bir gösteri sunuyorlardı. Futbol onlar için sonuçtan ibaret değildi.

5 Temmuz 1982'de Brezilya ile İtalya karşı karşıya geldi. Bir tarafta yaratıcılık, estetik vardı. Diğer tarafta ise disiplin, savunma ve sonuç odaklı bir anlayış...

İtalya'nın uyguladığı sert savunma o kadar katıydı ki Zico'nun yırtılan forması bu sertliğin net bir göstergesiydi. Sahadan galip ayrılan taraf İtalya oldu. Paolo Rossi'nin hat-trick yaptığı mücadele 3-2 sona erdi.

Skor tabelası İtalya'yı kazanan ilan etti. Fakat yıllar sonra dönüp baktığımızda insanların hala konuştuğu şey Paolo Rossi'nin üç golü değil; Brezilya'nın oynadığı futbol oldu.

Socrates maçtan sonra, "Bugün kaybettik ama tüm dünyaya güzel futbolun nasıl oynanacağını gösterdik" derken, Zico ise daha sert bir değerlendirme yapmış, "Futbol öldü" demişti...

O dönem Zico'nun bu sözü birçok kişiye duygusal bir mağlubun serzenişi gibi gelmiş olabilir. Ama bugün futbolu izlediğimde Zico'nun ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.

Çünkü futbol her geçen gün giderek daha fazla bir sonuç oyununa dönüştü. Yaratıcılığın yerini ezberlenmiş organizasyonlar aldı. Doğaçlamanın, güzel futbolun yerini veri analizleri aldı. Risk alan oyuncuların yerini hata yapmamaya programlanmış robotlar aldı.

Belki kalite arttı. Belki oyuncular daha hızlı, daha güçlü ve daha profesyonel hale geldi ama futbol aynı ölçüde daha güzel bir oyun haline geldi mi? İşte bundan emin değilim...

Bugün izlediğimiz birçok maç kusursuza yakın taktik planlarla oynanıyor. Fakat maç bittiğinde aklımızda kalan pozisyon sayısı giderek azalıyor. Futbol eğlendirme özelliğinden uzaklaşıyor ve bununla birlikte oyunun endüstriyel yönü her geçen yıl daha görünür hale geliyor.

Artık turnuvalar büyüyor, maç sayıları artıyor, yayın gelirleri yükseliyor. Bu Dünya Kupası'nda sık sık verilen su molaları da bunun bir parçası gibi görünüyor bana. Resmi gerekçe futbolcu sağlığı olabilir. Ancak oyunun ritmini kesen, tempoyu düşüren ve yayıncılar için yeni reklam alanları oluşturan bu uygulamanın ticari boyutunu görmezden gelmek de zor.

Futbol bir spor olmaktan çok bir sektör haline geldikçe, oyunun ruhu biraz daha geri plana itiliyor...

Yine de tamamen karamsar değilim. Bu turnuvada şimdiye kadar beni en çok heyecanlandıran maç 2-2'lik Hollanda-Japonya maçı oldu. Japonya'nın sahadaki mücadelesi, oyun anlayışı bende bir hayranlık uyandırdı.

Kafamda dolanan "Ölen futbol dirilecek mi" sorusunun yanıtını turnuvada bu zamana kadarki performanslara bakarak, Japonya verecekmiş gibi geliyor...

Esenlikler...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *