LGS'de ölçtük mü, eledik mi?
Gel gelelim LGS'ye...
Geçtiğimiz hafta sonu yaş ortalaması henüz 14 olan yüz binlerce öğrenci bir sınav maratonunu geride bıraktı. Ancak sınav sonrasında akıllarda kalan şey ne Türkçe, ne Fen ne de Sosyal Bilimler oldu. Herkesin konuştuğu ortak konu özellikle matematik sorularının zorluk seviyesi oldu.
Daha önce LGS hazırlık sürecinden bahsetmiş, olayın sadece öğrencinin değil tüm ev halkının sınavı olduğuna değinmiştim. Şimdi sonuçlara bakalım.
Öncelikle bana göre yıllardır öğrencilerin çözdüğü ve piyasaya hâkim olan birçok yayın evi özellikle Matematik ve Türkçe konusunda bu sınavın gerisinde kaldı. Açık söylemek gerekirse ben bu kitaplarda sınavdaki bazı soru kalıplarına çok yakın örnekler göremedim. Anlaşılan o ki yayın evleri de "Bu kadar da zorunu sormazlar." diye düşünmüş.
Peki Millî Eğitim Bakanlığı ne yaptı?
Yıl boyunca MEBİ platformunda tam 12 deneme yayımlandı. Mesaj açıktı; "Bu kaynakları dikkate alın." Öğrenciler çözdü, öğretmenler çözdürdü, kurumlar tekrar tekrar analiz etti. Hatta birçok kurum MEBİ'deki zor soruların bile üzerine çıkarak öğrencilerini hazırlamaya çalıştı.
Fakat sınav günü ortaya çıkan tablo şuydu:
Sözel oturumdan çıkan birçok öğrenci ikinci oturuma neyle karşılaşacağını bilmeden girdi. İlk birkaç sorudan sonra karşılarına çıkan bazı matematik soruları için "ayırt edici" demek yeterli değil.
Bir sınavda 2-3 soru belirleyici olur, buna kimsenin itirazı yok.
Peki 5'ten fazla sorunun sınavın kaderini belirlediği bir tablo normal midir?
Biz LGS'ye mi girdik, yoksa küçük çaplı bir AYT-TYT provasına mı?
14 yaşındaki bir çocuğun sınav kaygısını, süre baskısını ve heyecanını da işin içine kattığınızda bu sorular için verilen sürenin yeterli olduğunu gerçekten söyleyebilir miyiz?
Asıl merak ettiğim soru şu:
Amaç başarılı öğrenciyi seçmek miydi, yoksa hata yapmasını beklemek miydi?
Geçen yıl çok sayıda tam puan çıktı diye bu yıl farklı bir sonuç elde etmek adına sınavın ağırlık merkezi gereğinden fazla mı değiştirildi?
Din Kültürü bölümüne gelince...
Zor geleceğini tahmin ediyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Öğrenciye yıllarca kavram öğretiyoruz, terim öğretiyoruz. Sonra sınavda ağırlığı yorum sorularına veriyoruz. Takrir-i sünnet gibi temel bir kavramı bilmeyen öğrencinin hata yapması normal; ancak bilgiden çok sürpriz noktalar üzerinden eleme yapmak ne kadar doğru, bunu da eğitimciler değerlendirmeli.
Türkçe ise ayrı bir başlık.
Müfredatta olan ancak uzun süredir sorulmayan konular, birbirine çok yakın seçenekler ve zaman yönetimini zorlayan uzun paragraflar...
Böylece matematikten çıkabilen öğrencinin karşısına bu kez başka bir eleme alanı çıkarılmış oldu.
Sonuç olarak bu sınavda birçok öğrenci bilgisiz olduğu için değil, süreç yönetemediği için zorlandı.
Belki denemelerde 490-500 puan alan, birçok kurumun derece beklediği öğrenciler sınav anında eriyip gitti.
Aylarca çalışan, onlarca kaynak bitiren bir çocuğa sınav sonrasında ne söyleyeceğiz?
Anne ve baba bir yıl boyunca çocuğuyla birlikte o kaynaktan bu kaynağa koşuyor. Çocuk özel dersler alıyor, kurslara gidiyor, denemeler çözüyor. Adeta bu sınav hayatın son durağıymış gibi bir atmosfer oluşturuluyor.
Bütün bunlara ayak uydurabilen, çalışan, disiplinini bozmayan ama sınav anını yönetemeyen bir çocuğa kim ne diyebilecek?
Daha da önemlisi, bunu sınav sorularını hazırlayanların umurunda mı?
"Bir yılın boşa gitmedi" diyeceğiz elbette.
Ama yine de şu soruyu sormadan edemiyorum:
Sorun çok sayıda başarılı öğrenci çıkması mıydı?
Yoksa bir başak tanesi gibi yetiştirdiğimiz çocukların daha yola çıkmadan elenmesi mi isteniyordu?
Bütün eleştirilerime rağmen sınavı başarıyla yöneten, emeğinin karşılığını alan tüm öğrencileri ve onları destekleyen aileleri gönülden tebrik ediyorum.
Hayat bazen istediğimiz sonucu vermiyor. Ancak bunu 14 yaşındaki çocuklara öğretmenin yolu da onları umutsuzluğa sürüklemek olmamalı.
Çünkü bu sınav bir son değil.
Ama umarım yetkililer de bu sınavın ardından şu soruyu kendilerine sorarlar:
Biz gerçekten ölçtük mü, yoksa fazlasıyla eledik mi?
Sağlıcakla kalın.