Beyaz Muhalefet
Gel gelelim siyaseten çok fazla yazmak istemiyorum ama ülkemde yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmak da artık pek mümkün görünmüyor. CHP hakkında alınan “mutlak butlan” kararı ile bunu bir kez daha görmüş olduk. Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: Bundan sonra ne olacak?
Kısa ve net bir soru soralım…
Artık Türkiye’de iktidarın adı AK, muhalefetin adı da BEYAZ diyebilir miyiz?
Düşünsenize…
En büyük muhalefet partisinin yönetimi yargı eliyle görevden alınıyor, yerine ise Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı defalarca seçim kaybetmiş bir isim yeniden dönüyor veya döndürülüyor. Altılı Masa sürecinde son güne kadar topluma umut dağıtıp ardından “aday benim” diyerek ortaya çıkan siyasi anlayış yeniden sahneye çıkıyor.
İnsan ister istemez soruyor:
“Şaka mı bu?”
Peki şimdi ne olacak?
Yarın seçim olsa ve siz iktidara oy vermek istemeseniz…
Dönüp ana muhalefete baktığınızda size ne umut verecek?
İşte toplumun önemli bir kısmında oluşan duygu tam da burada başlıyor:
“Ne yaparsanız yapın, sonunda bütün yollar yine Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çıkıyor.”
Belki de Türkiye’de asıl kurulmuş olan sistem tam olarak budur:
Oyunu ben kurarım, kurduğum oyunun içinde de herkes benim izin verdiğim kadar hareket eder.
Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece seçim kazanan bir siyasetçi değil; aynı zamanda siyasetin ritmini belirleyen, rakibini savunmada tutabilen ve siyasi alanı dizayn edebilen güçlü bir siyasi akla sahip olduğunu yıllardır gösteriyor.
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var.
İtirazlar…
Protestolar…
“Ben seni tanımıyorum” çıkışları…
Karşılıklı restleşmeler…
Peki sonra?
Sonrası büyük ihtimalle yorgun, enerjisini kendi iç kavgasında tüketmiş bir ana muhalefet görüntüsü…
Çünkü CHP yıllardır kendi içindeki hesaplaşmaları bitiremedi.
Türkiye’yi konuşması gereken yerde sürekli kendi kurultayını, kendi delegesini, kendi hiziplerini konuşuyor.
Hal böyle olunca iktidar ne yapıyor?
Kendi işine bakıyor.
Devleti yönetiyor.
Gündemi belirliyor.
Rakibini savunmada tutuyor.
Açık konuşmak gerekirse bu da küçümsenecek bir siyasi strateji değil.
Pekala…
CHP dışında kalan diğer muhalefet partileri neden toplumda beklenen karşılığı bulamıyor?
Ekonomi Bakanlığı yapmış Ali Babacan…
Başbakanlık yapmış Ahmet Davutoğlu…
Milliyetçi damar üzerinden siyaset üretmeye çalışan Müsavat Dervişoğlu ve diğerleri…
Toplumda hâlâ bir ekonomik rahatsızlık, bir tepki, bir değişim isteği varsa neden istenilen noktada değiller?
Sorun lider meselesi mi?
Kadrolar mı yetersiz?
Eylem planları mı topluma geçmiyor?
Yoksa iktidarın kurduğu güçlü siyasi atmosfer mi bütün muhalefeti etkisiz bırakıyor?
İşte bana göre asıl cevap bekleyen soru tam da burada duruyor.
Sadece mülteci politikası üzerinden siyaset yaparsanız bir yerde tıkanırsınız…
Sadece ekonomi derseniz yine yetersiz kalırsınız…
Bütün siyasi söyleminizi “ihanet süreci” üzerine kurarsanız da geniş toplum kesimlerine ulaşamazsınız…
Sürekli “Ben başbakandım, ben yaptım, ben oldum” diliyle yürürseniz bunun da bir sınırı vardır.
İnanın bana; bazen babanızın soyadı sizi bir yere kadar taşır, belli bir oy da getirir. Ama sonrası tamamen sizde, sizin siyasi zekânızda, toplumla kurduğunuz bağda ve yeni dönemi okuyabilme kabiliyetinizdedir.
Çünkü artık Türkiye’de eski siyasi reflekslerle büyük başarı üretmek kolay görünmüyor.
Yeni nesil siyasi hamleler yapmak zorundasınız.
Toplumun değişen ruhunu okumak zorundasınız.
Sadece tepki siyasetiyle değil, umut veren bir akılla sahaya çıkmak zorundasınız.
Aksi halde yıllardır aynı sözlerle, aynı yöntemlerle bu satranç tahtasında bırakın kazanmayı, beraberlik isteme noktasına gelen bile siz olursunuz ama o beraberlik teklifiniz bile kabul görmez.
Bugün Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük avantajlarından biri de tam burada ortaya çıkıyor. Siyaseti sadece günü kurtaracak hamlelerle değil, uzun vadeli stratejiyle okuyabilmesi, rakibinin eksiklerini iyi analiz etmesi ve siyasi alanı yönetebilmesi…
Muhalefetin en büyük problemi ise hâlâ eski yöntemlerle yeni dönemi çözmeye çalışması gibi görünüyor.
Söylemedi demeyin…
Önümüzdeki süreçte Türkiye’de sadece iktidar değil, muhalefet anlayışı da büyük bir dönüşüm geçirmek zorunda kalacak.
Hep birlikte izleyip göreceğiz…
Bu oyunu değiştirecek en büyük irade ise her şeyin gerçek sahibinin takdiridir.
Sizleri sırların sahibi Rabbime emanet ediyorum.
Sağlıcakla kalın…