Konya
Açık
20°
Aksaray
Kapalı
22°
Karaman
Kapalı
15°
Ara

Hanta da olsa korona da olsa!

YAYINLAMA:

Son günlerde ‘hantavirüs’ adında bir virüs konuşulmaya başlandı. Atlantik’teki MV Hondius gemisinde görülen vakaların ardından gündeme gelen bu virüsün kemirgenlerden insanlara bulaştığı, nadiren de olsa insandan insana geçebildiği ifade ediliyor.

Uzmanlar, hantavirüsün ölümcül olabileceğini, henüz kesin bir tedavisinin ve aşısının bulunmadığını söylüyor. Şimdilik yayılım hızının düşük olduğu, bu yüzden pandemi riskinin de zayıf görüldüğü belirtiliyor.

Haberlere göre şimdiye kadar 3 kişi hayatını kaybetti.

Öte yandan Sağlık Bakanlığı, vakaların görüldüğü uluslararası seyahat gemisinden tahliye edilen 3 Türk vatandaşından alınan numunelerin negatif çıktığını açıkladı.

Bütün bu haberleri okuyunca benim aklıma koronavirüs günleri geldi.

Bugün biraz hafızamızı tazeleyelim istedim.

Hatırlayacaksınız…

11 Mart 2020’de Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü açıklanmıştı. Daha virüsün kendisini tam anlayamamışken, adını nasıl yazacağımızı tartışıyorduk, ‘coronavirüs’ mü, ‘corona virüsü’ mü, ‘koronavirüs’ mü?

Ardından aylarca, “Ellerimizi kaç saniye yıkamalıyız?”, “Sosyal mesafe tam olarak kaç metre?”, “Maske gerçekten koruyor mu?”, “Piyasadaki maskeler güvenli mi?”, “Hangi aşıyı olacağız?”, “Virüs laboratuvarda mı üretildi?”, “Çin’den mi çıktı, Amerika mı yaptı?” soruları gündeme gelmişti.

Bir anda herkes birbirine uzman kesilmişti.

Televizyona çıkan konuşuyor, sosyal medyada yazan anlatıyor, vatandaş da kime inanacağını şaşırıyordu.

Açıkçası ben, “Ellerimizi 20 saniye boyunca yıkamalıyız, sosyal mesafeye dikkat etmeliyiz, mümkün olduğunca evden dışarı çıkmamalıyız, tekbiri dilden, tedbiri elden bırakmayın” gibi açıklamalarını gördükten sonra aşının kısa süre içerisinde bulunabileceğine ihtimal vermemiştim. Bugün aşılarla ve aşı üreten firmalarla ilgili neler söylendiğini zaten hepiniz biliyorsunuzdur. Oraya hiç girmeyeyim…

Türkiye’de ilk vaka açıklanmadan önce Mevlana’yı ziyaret eden yerli turistlere, “Koronavirüsten korkuyor musunuz, buraya Çin’den, İran’dan turistler geliyor bu sizde bir tedirginlik yaratıyor mu?” diye sormuştuk. Vatandaşlar, “Hayır, koronadan korkmuyoruz. O da Allah’ın verdiğidir. İnsan kaderinde ne varsa onu yaşar, ölümden korkmuyoruz” şeklinde görüşlerini paylaşmıştı. Millet olarak düşünce yapımız hanta da olsa korona da olsa bu şekilde…

Yine evde kaldığımız günlerden bir gün, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem Milli Dayanışma Kampanyası’na ‘KORONA’ yazıp bu mesaja cevap vererek veya ‘8119’a kısa mesaj atarak 10 TL katkı sağlayabilirsiniz” diye bir mesaj gelmişti telefona. Cevap vermedim. Aradan 2 gün geçti aynı mesaj yine geldi. Yine cevap vermedim. 2 gün sonra bir daha aynı mesaj gelince, “Hükümet benim 10 liram olduğundan emin herhalde” diye düşündüm.

Halbuki 10 lira para mı? Değil. O zaman da değildi, şimdi hiç değil. İcabında vatan, istiklal ve vazife uğrunda seve seve hayatımızı feda eyleyeceğimize dair yemin ettik mi, ettik, döner miyiz, dönmeyiz. Ama yine de o 10 lirayı göndermedim. Dünya kadar da sebebim var, bir gün tüm sebepleri açıklamayı umuyorum…

İsterseniz sizi biraz daha geriye götüreyim, eleştirmek için de söylemiyorum, yorum da yapmıyorum, maksadım sadece hatırlatmak ve hafızaları canlandırmak…

Hafızam beni yanıltmıyorsa sene 2001’di. Konya’ya yeni taşındığımız, şehre yeni alıştığımız yıllardı. Küçüktüm o zamanlar ama şunu net hatırlıyorum, ‘Bu Ülke İçin Seve Seve’ sloganıyla koalisyon hükümeti ekonomik krizden durumu bir nebze olsun kurtarmak adına bir tüketim hareketi başlatmıştı. Destek veren firmalar vardı. ‘Bu Ülke İçin Seve Seve’ hareketi başladıktan sonra mevcut Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Bu ülke için seve seve istifa etsinler” demiş ve sonrasında girilen seçimlerde AK Parti tek başına iktidar olmuştu.

Nereden nereye, değil mi?

Virüsler değişiyor, krizler değişiyor, sloganlar değişiyor ama ülkemin hafızası aynı soruların etrafında dönüp duruyor.

“Biz dön baba dönelim, geliyoz aynı yere…”

Esenlikler…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *