Konya
Hafif yağmur
7°
Aksaray
Hafif yağmur
11°
Karaman
Kapalı
9°
Ara

Eğitim Üzerine…

YAYINLAMA:

Günümüzün en önemli meselelerinden birisi, içinde yaşanılan toplumun eğitim düzeyinin yükseltilerek, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırılması değil midir? Bu hedef doğrultusunda ülkeler eğitim politikalarını sürekli gözden geçirmekte, araştırmalar yapmakta ve bireyleri erken yaşlardan itibaren geleceğe hazırlamaya çalışmaktadır. Türkiye’de de bu amaç doğrultusunda, okul öncesinden başlayarak üniversiteye kadar uzanan yaklaşık yirmi yıllık bir eğitim - öğretim süreci uygulanmaktadır.

Ancak burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu kadar uzun süren eğitim – öğretim süreci sonucunda, Atatürk’ün işaret ettiği “aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür” bireyler yetiştirilebilmekte midir? Bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” demek kolay değildir. Kuşkusuz sistem büyük ölçüde başarılı bireyler yetiştirmekte, ancak eğitim-öğretim sürecinin istenilen ölçüde dönüştüremediği bireylerin de varlığı inkâr edilemez.

Eğitim – öğretim denildiğinde, geçmişte yaşanmış güçlü örnekleri de hatırlamak önemlidir. 1960’lı yılların sonlarından başlayan ve 1970’li yıllarda devam eden eğitim - öğretim hayatım, Türkiye’nin siyasi olarak oldukça çalkantılı bir dönemine denk gelmiştir. Okulların ve öğretmenlerin ideolojik ve siyasi ayrışmalardan etkilendiği bu yıllarda, eğitim – öğretim süreçleri de ciddi şekilde etkilenmiştir. Kimi zaman boykotlar, grevler, öğrenci yürüyüşleri gibi toplumsal olaylar, eğitim – öğretimde ciddi aksamalara yol açmıştır. Buna rağmen öğretmenlerimizin bizler için gösterdiği özveri ve çaba, hafızalarda derin izler bırakmıştır. Bu zorluklara karşılık öğretmenlerimizin gösterdiği fedakârlık bugün bile hafızamda canlılığını koruyor. Eğer bugün sağduyulu düşünebiliyorsak, bunda o dönemin idealist öğretmenlerinin büyük etkisi vardır. 

Bu konuda özellikle rahmetli sınıf öğretmenimiz Muammer Soy’un katkıları unutulmazdır. Kendisinin matematiğe olan hâkimiyeti ve öğretme becerisi, bizlerde, yalnızca ders bilgisi ile değil, aynı zamanda analitik düşünme disiplini ile de derin izler bırakmıştır. O dönemde, bugünün lisans düzeyinde okutulan matris, türev, integral gibi matematik konularını lise seviyesinde öğreniyor, üstelik zorlanmadan karmaşık problemleri çözebiliyorduk. Hatta hiç unutmam Muammer hoca bize bir ödev vermişti, sınıf arkadaşlarımdan bazıları okuldaki diğer matematik öğretmenlerine soruyu götürüyor, o öğretmenler de bu ödevi kim verdi diye sorunca Muammer hoca diyorlar. Muammer hoca ödev verdiyse biz yapmayız, gidin kendiniz yapın diyorlar. O yıllarda hazır kaynakların sınırlı olduğu bir dönemde, öğretmenimizin kendi el yazısı ile hazırladığı soruları ispirtolu teksir makineleriyle çoğaltması ve bizleri o sorularla yetiştirmesi, eğitimin niteliğinin büyük ölçüde idealist öğretmene bağlı olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim o sınıftan sonraki yıllarda üniversite eğitimi almayan neredeyse hiç kimse kalmamıştır. 

Üniversite yılları ise eğitim – öğretimin farklı bir boyutunu ortaya koymuştur. Dersler yalnızca teorik bilgi aktarımıyla sınırlı kalmıyor, uygulamalarla da destekleniyordu. Öğretim üyeleri derslere doğrudan katılır, asistanlar eşliğinde yürütülen uygulamalarda bulunurlardı. Uygulamalara öğrencilerin aktif katılımı sağlanır, her uygulama sonrası rapor hazırlanır, öğrenmenin kalıcılığı sağlanırdı. Ne yazık ki bugün o derinlikte uygulama kültüründen söz etmek mümkün değildir. 

Aradan geçen yaklaşık kırk yıl içerisinde yükseköğretim sisteminde de dikkat çekici değişimler yaşanmıştır. Özellikle temel derslerin giderek parçalanması ve çok sayıda alt başlığa bölünmesi, eğitim - öğretimde derinlikten ziyade yüzeyselliği artırma riskini beraberinde getirmiştir. Bu durum, Nasreddin Hoca’nın bir fıkrasını hatırlatır: “Her ay yeni bir ay doğar, eski ayları ne yaparlar?” sorusuna karşılık hoca “kırpıp kırpıp yıldız yaparlar” cevabını verir. Günümüzde de derslerin benzer şekilde “kırpılarak” çoğaltıldığı söylenebilir.

Elbette bilimsel gelişmeler doğrultusunda yeni derslerin açılması kaçınılmazdır. Ancak burada önemli olan, temel derslerin özünün korunması ve güncellenmesidir. Zira mühendislikten sosyal bilimlere kadar tüm alanlarda, sağlam bir temel altyapısı bilgisi olmadan nitelikli eğitim ve öğretimden söz etmek mümkün değildir. Görüldüğü gibi eğitim – öğretim sadece sınıflara öğrencileri doldurup onlara birtakım bilgileri ezberletmek değildir / olmamalıdır. Onları bugünün ve geleceğin akil insanları haline getirebilmek olmalıdır. 

Sonuç olarak eğitim - öğretim yalnızca süreyle değil, içerik ve yöntemle anlam kazanan bir süreçtir. Nitelikli öğretmen, güçlü müfredat ve uygulamaya dayalı öğrenme ortamları bir araya geldiğinde, eğitim - öğretim gerçek amacına ulaşabilir. Aksi takdirde, uzun yıllara yayılan eğitim - öğretim süreçleri beklenen toplumsal dönüşümü sağlamada yetersiz kalacaktır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *