Konya
Parçalı bulutlu
14°
Aksaray
Açık
12°
Karaman
Parçalı bulutlu
14°
Ara

Seyir Zevki Yüksek Bir Yarı Final

YAYINLAMA:

Salı akşamı 10'a doğru oğlanlar aradı. Görüntülü hasbihal ettik. Biri ben çıkıyorum. Maç var, maça bakacağım dedi. Ne maçı var evlat dedim. PSG-Bayern Münih dedi.

Görüşme sonrası şu maça biraz bakayım diye televizyonu açtım. İlk yarıdaki 15 dakikalık ara hariç 90 dakika ekran karşısında oturuvermişim.

Yarı final ilk maçıydı izlediğim. Daha bu maçın ikinci etabı var. Rövanşta hangi takım veda ederse şimdiden söyleyeyim, veda edene yazık olacak. Çünkü yarı final de olsa tam finallik bir maçtı. 

Maç bitimi ne maçtı be! UEFA'nın yerinde olsam bu sene iki şampiyon ilan ederim. Biri PSG olur, diğeri de Bayern Münih dedim. 

Maç 90 dakika devam eden sürükleyici bir film gibiydi. Öyle zannediyorum, izleyenleri mest etmiştir. 

5-4 PSG üstünlüğüyle biten maçta yok yoktu. Bol golün atıldığı maçta sahada sadece futbol vardı. Ayaklarıyla oynadılar ama futbolu çirkinleştirme adına ayak oyunları yoktu. Futbolcuların beyinleri ayaklarına değil, ayakları beyinlerine bağlıydı. Sahadaki 22 futbolcu ve maçı yöneten orta hakem, futbolu güzelleştirme adına varını yoğunu ortaya koydu.

Bireysel kalitelerin konuşturulduğu sahada ter vardı, alın teri vardı, teknik vardı, taktik vardı, çalım vardı, zeka vardı, paslaşma vardı, fizik kondisyon vardı.

Oyunu çirkinleştirme yoktu. Top doğru dürüst taca çıkmadı. İki takım doğru dürüst ofsayta düşmedi. Maç doğru dürüst duraksamadı. Tartışmalı pozisyon pek yoktu. Olan pozisyon için VAR devreye girerek son noktayı koydu. Futbolcularda doğru dürüst itiraz yoktu. Hakeme el kol işareti yoktu. 

PSG üç farklı üstünlüğe ulaşınca geriye çekileyim demedi. Futbolcuları maçı ağırdan alalım, maçı soğutalım deyip yere yatmadı. Bayern Münih üç fark yedim diye dağılmadı. Moralmen çökmedi. Maça asıldı. Farkı bire indirdi. 

Hakemin maça dahli yoktu. Maça damgasını vuran futbolcular ve teknik heyetleri idi. 

Futbolcular da efendiliğini bozmadı, teknik direktörleri de. Teknik direktörlerin agresif hareketleri ve itirazları objektiflere düşmedi. 

Kısaca her iki kulüp de izleyenlere unutamayacakları bir futbol ziyafeti çektiler. Bunun bir futbol ziyafeti olduğunu da en iyi maçı izleyenler bilir. 

Maçı izlerken ister istemez ülkemin futbolu zihnimden geçti. Biz de yıllar yılı top oynar, maç yaparız, birbirimize kıyasıya mücadele ederiz. İster istemez pazar akşamı oynanan GS-FB maçı gözümün önüne geldi. PSG-Bayern maçında futbol ve kalite konuşurken bizde ise ayak oyunları, hakemi yanıltmaya yönelik hareketler, kartlar, pozisyonlar ve hakem hataları konuştu.

Zaman zaman futbol yorumcularının GS ile ilgili "Türkiye'nin Bayern Münih'i" benzetmesi de aklımdan geçti. 26.şampiyonluğa ramak kalan GS'nin Bayern'in "B" si olması için daha çok ekmek yemesi lazım. Bizdeki futbol falan değil, futbolculuk yapılıyor. Annemizin ligi bizimki. 

Yine maçı izlerken dokuz golü görünce Besim Tibuk'u hatırladım. "Kaleleri büyütmek lazım ve ofsaytı da kaldırmak lazım. Futbolda golsüz beraberlik olacağına, gollü beraberlik olsun, beş defa biri sevinsin, beş defa da öbürü" türünden gülümseten bir açıklaması vardı. Sayın Tibuk'un kulakları çınlasın. Adamlar aynı ebattaki kaleye ve ofsayt kuralına rağmen toplamda dokuz gol attılar. Demek ki sadece futbol oynayınca, hakemle uğraşmayınca, futbolcular ve teknik heyet aldıkları paranın hakkını verince seyir zevki yüksek, bol gollü böyle maçlar olabiliyor. 

Bizdeki futbolcular ve kulüpler maç yapıyoruz, iyi oynuyoruz falan demesinler. Zira bizdeki futbol falan değil. Biz hayat memat ciddi işleri bile düzgün yapmazken bir oyun olan futbolu nasıl düzgün yapalım?

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *