Boru yetmedi, biz düşündük
Psikoloji, sosyoloji üzerine yazılan köşe yazılarına sizler gibi ben de denk geliyorum. Okuyorum bazen. Ama çoğu zaman ne anlatıldığını tam olarak kavrayamıyorum.
Hatta arada bir şu cümle geçiyor içimden:
“Ben mi anlamıyorum yoksa gerçekten karmaşık mı?”
Geçenlerde yine böyle bir yazının ortasında aklıma takıldı:
“Acaba biz fazla mı düşünüyoruz?”
Evvel zaman içinde bir fizikçi, bir matematikçi, bir jeolog ve bir antropolog bir arazide inceleme yapmak üzere bir araya gelmişler. Yağmur bastırınca yakınlardaki bir eve sığınmışlar.
İçeri girdiklerinde hepsinin gözü aynı şeye takılmış: Yerden yaklaşık bir metre yukarıda duran, altı taşlarla dizili bir soba.
Başlamışlar yorum yapmaya.
Matematikçi, “Odanın tamamının ısınabilmesi için ev sahibi sobayı yukarı kurmuş” demiş.
Fizikçi, “Oda daha kısa sürede ısınsın diye ev sahibi sobayı yukarı kurmuş” demiş.
Antropolog, “Adam atalarından böyle görmüş, ilkel topluluklarda ateşe saygı vardı, ondan dolayı sobayı böyle kurmuş olabilir” demiş.
Jeolog, “Burası bir deprem bölgesi. Bir deprem olursa soba taşların üzerine yıkılsın ve yangın riski azalsın diye ev sahibi sobayı böyle kurmuş” demiş.
Ev sahibine sormuşlar:
“Neden sobayı yukarı kurdun?”
Adam omuz silkip cevap vermiş:
“Boru yetmedi de ondan.”
Gerçeği görmekten çok, mevzuların üzerine düşünüp hikaye yazmayı seviyoruz. Basit olan bize yetersiz geliyor. Bu yüzden her cümlenin altını kazıyoruz. Her bakışta anlam arıyoruz. Her suskunluğu yorumluyoruz.
Karşımızdaki insanın ne söylediğini değil, bizim anladığımızı gerçek sanıyoruz. Sonra yoruluyoruz...
Gereğinden fazla düşünmek çoğu zaman bir zeka göstergesi değil, bir huzursuzluk belirtisidir. Belirsizliğe tahammül edemeyen zihin, her boşluğu doldurur. Ve çoğu zaman yanlış doldurur.
İnsan ilişkileri de böyle yıpranıyor zaten. Söylenmemiş şeylerden alınarak, olmamış anlamların yükünü taşıyarak. Oysa bazı cümleler sadece cümledir. Bazı davranışlar sadece davranış. Ne ima vardır, ne derin mesaj.
Bazen gerçekten sadece boru yetmemiştir.
Hayat, her detayı çözülmesi gereken bir bilmece değil. Ne tamamen gamsız olmak doğru ne de her şeyi didik didik etmek sağlıklı. Mesele şu: Neyi büyüteceğini bilmek. Gerisini ise bırakabilmek.
Bizim Konyalıların dediği gibi:
“Hı diyecen, altına kürüyüverecen.”
Esenlikler.