Konya
Az bulutlu
14°
Aksaray
Açık
16°
Karaman
Az bulutlu
9°
Ara

Tahammül mü dedi biri?

YAYINLAMA:

“Tahammül” dediğimiz şu görece varlığından emin olamadığımız ama bazen akıllıca kullanabildiğimiz davranış türü sizce de son zamanlarda kendini tüketerek yok olma tehlikesiyle karşı karşıya değil mi? Epey uzun bir giriş oldu ama davranış bakımından kendisinin anlaşılmasının ve uygulanmasının da zor olduğunu varsayarsak bunu hak ettiğini düşünüyorum. 

Tahammül etmeli miyiz? Neye tahammül etmeliyiz? Bunun kabulleniş ve sabırla ilgisi nedir? İnsanın kendine olan tahammülü dediğimiz zaman neler anlamalıyız? Bu hafta biraz insanın karanlık dehlizlerindeki en pasif erdemli davranışından bahsetmek istiyorum: TAHAMMÜL!

İşte, evde, yolda, alışverişte, sporda, derste sürekli bir şeylere tahammül edermişiz gibi geliyor ve bu içerde bizi çok fazla sıkıştıran bir konu. Mütemadiyen bir şeyleri idare etmek zorunda kalmışız ve bunu yaparken yalnızca kişisel olarak değil kolektif bir biçimde de yapmışız gibi. “Aman şuna ayıp olmasın”, “Aman bu kişisel almasın” diye yaptığımız, aslında bir noktada toplum baskısının da gün yüzüne çıktığı ama içeride minik öfkesel patlamalar yaşadığımız karakterlere döndük. Toplu tahammüllere birbirimizi ikna ettiğimiz ve yeterli sayıya ulaştığımızda, “Ben tahammül edebiliyorum sen niye etmiyorsun” çizgisindeyiz hepimiz. 

Gelin bu kavramı bir de etimolojik kökende inceleyelim. Yaptığım araştırmalar neticesinde tahammül, hamal ve hamile aynı kelime kökeninden geliyor. Hamal, yük taşıyan kişi demektir. Hamile, taşıyan demektir. Tahammül ise kendine ait olmayan bir şeyi taşımak demektir. Tahammül ettiğin bir şey senin değildir. Bazen de insanın kendine tahammülü kalmadığı yerler olur. O da taşınan yükün kişiye ait olmadığı için sorun çıkıyor. Örneğin başkasının sana yüklediği ama senin istemediğin bir görevi yaparken kendine olan tahammülün bitebilir ya da istemediğin bir işi yaparken o iş için harcadığın her şey senin kendinle olan tahammül savaşlarında kaybına neden olabilir. Aslında hepsinin ortak sonu şuna çıkıyor: kendine ait olmayan şeyler için attığın her adım bir yük ve bu yolda harcadığın efor tahammüldür. 

Sen tahammül ettiğini düşündüğün şeyleri bırakmadığın için tahammül etmeye devam ediyorsun. Şunları söylemiyorsun:

Neden bunu çekmek zorundayım ki? 

Bunun yanlış olduğunu, bana zarar verdiğini bilerek neden devam ediyorum? 

Bunları söylemediğin gibi bir de tahammül etmeye güç istiyorsun. Güç gelmediğinde de şikâyet ediyorsun. Oysa ihtiyacın olan bu güç değil sabır gösteremediğin güçleri elinden bırakmaya ihtiyacın var. Yani bir nevi tahammülsüzlüğün çözümü tahammül etmeyi bırakmaktır.

Sonuç olarak cüzi iradenle tahammül ettiğin şeyleri sabra dönüştüremediğin her an, özgür iradenle kendi prangalarını taşımaya devam edersin.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *