Konya
Açık
10°
Aksaray
Açık
9°
Karaman
Açık
7°
Ara

Ahlak 101

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bilinenin aksine bu sefer yazıma soruyla başlamayacağım. Çünkü bu sefer soru sormaktan ziyade söylemek istediklerim var. 

Ulus Baker’in çok sevdiğim ve desteklediğim bir sözü var. Diyor ki “Ahlakiliğin ön şartı özgürlüktür. Eğer zorla uyuyorsan bir kurala, senin dışında bir etken seni uymaya itiyorsa ahlaki bir varlık değilsin.” 

O kadar doğru ki. O kadar net ki. 

Hayatın tecrübelerden oluşan bir defter olduğunu düşünürüm çoğu zaman. Bu defter kiminin çok ortalı, kiminin resimlerle dolu, kimininse ciltli olduğunu hayal ederim. Bu defterde yazılanlar büyük çoğunlukla ders niteliğinde olmak zorunda değil. Bazı şeylerin de ekstra dersi olmaz çünkü zaten varoluşla otomatik yüklenmesi gerekirmiş gibi. Aileden, çevreden, ilahi kaynaklardan ya da toplum gerekliliklerinden. Ahlak da bunların başında gelen ilk şey. Ama belli ki yanıldığım bir yer var. Güncel olaylar neticesinde görüyoruz ki bu ülkede her gün yeniden hatırlamamız gerekenler var. Bizim bildiğimizi varsaydığımız ama hatırlamakla eş güdümlü çalışabilen(!) bir yasa: Ahlak. 

Böyle bir ders, hayat müfredatında olsaydı sanırım ilk tanım şöyle olurdu: Ahlak, bir şeyi kimse yokken de doğru yapabilmek. İşte tüm mesele bu; tüm gözler üzerinizdeyken, sürekli kontrol ediliyorken, toplum baskısından korkulduğu için ahlaklı olmak sanılmaya başlandı ahlakın kendisi. Oysa ilk bölümde de dediğim gibi özgürlüğün olmadığı, kişisel dengeler bozulmasın diye görmezden gelinerek yapılanların ahlak sayılması ne zamandan beri ahlakın tanımı oldu? Bu dönüşüme neden hiç kimse artık şaşırmamakta? 

Tepkiler kısaldı, hafızalar çok kolay bir şekilde ‘resetlenebilir’ durumda. Dün “asla olmaz böyle bir şey”, “bu kabul edilemez” denilenler bugün çoktan unutuldu ya da “şöyle bir ihtimal daha var” denilebilir boyuta indirgendi. Böylelikle ahlaki net sınırlar da bulanıklaştı. 

Oysa geçen zamana, gelişen teknolojiye, çoğalan nüfusa nazaran değişmemesi gerek ilk şeyin ahlak olması gerekirdi. Bir haksızlığa göz yumulduğunda, bir yanlışın “nasılsa bana dokunmuyor” diyerek görmezden gelindiğinde, ahlaki sınırlar eriyip kaybolmuş oluyor. Ve siz bunda etken ve edilgen taraf olmaksızın gözlemci dahi olsanız aynı ahlaksızlık etiketine hak kazanmış oluyorsunuz. 

Belki artık “Ahlak 101” dersi çok gerekli. Demek ki öğrenilenler yetersiz ve sürekli hatırlatmakta fayda var. Çünkü artık kimse yanlışı bilmiyor değil. Sorun sadece doğruyu işleme biçimlerinde eksik olan o karakter meselesi…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *