Konya
Parçalı az bulutlu
11°
Aksaray
Kapalı
10°
Karaman
Kapalı
10°
Ara
yazar
Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Partizanlık mı, Çözüm mü? Okullardaki Acı Gerçek

YAYINLAMA:

Okullardaki saldırılar konusunda da hiç geciktirmeden Ak Partililer ve muhalefet olarak ikiye bölündük. Maalesef bir türlü irade sahibi olamıyoruz. Olayların içeriği bizi hiç ilgilendirmiyor biz dedikodunun derdindeyiz. 

Bakın en baştan başlayarak anlatayım.

Ülkemizde sadece iki bakanlıkta “Milli” ibaresi vardır. Birisi Milli Savunma Bakanlığı, diğeri Milli Eğitim Bakanlığıdır. Savunma konusu doğrudan Devletin ve milletin varlığıyla ilgili görüldüğü için Devlet politikası sorunudur. O nedenle başında “milli” kelimesi vardır. Aynı şekilde eğitim, doğrudan bir milletin kimliğini, dilini, kültürünü ve değerlerini şekillendirdiği için önemlidir ve onun da başında “milli” kelimesi bulunur. 

Yani aslında kısaca bu bakanlıkların politikalarını Devlet belirler. Bunlar hükümetlerin keyfi düşüncelerine göre yönetilemez, devlet politikalarıyla yönetilir. 

Bu çerçevede, bu bakanların asli görevleri politika belirlemekten ziyade uygulamayı ve fiziki şartları iyileştirmektir. Çünkü ana çerçeveyi zaten devlet çizmiştir. Nesillerimizi yetiştiren Milli Eğitim Bakanlığı’nı da bu şekilde değerlendirmek gerekir.

Devlet, Milli Eğitimin nasıl olacağını belirlemiştir. Ve bunu belirlerken de hiçbir siyaset gütmeden, sadece milli menfaatleri düşünerek, yeni nesillere iyi bir eğitim vererek, muasır medeniyetler seviyesine çıkmayı hedeflemektedir.

Gelinen aşamada son 20 yıldır, “deneme-yanılma” yöntemiyle birçok kez eğitim politikaları değiştirilmeye çalışılmış ve sonuçta da maalesef bu konuda Hükümet başarılı olamamıştır. Hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 24 Kasım 2017 tarihinde Ak Parti İl Başkanları toplantısında “Eğitim öğretim meselesini arzu ettiğimiz yere getiremedik. İmam hatip okullarında bile arzu ettiğimiz seviyeyi yakalayamadık.” diye başarısızlığı dile getirmişti.

Milli Eğitim Bakanının uğraşacağı iş eğitime politika belirlemekten daha ziyade, eğitimin şartlarını uygun hale getirmek olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü zaten eğitimin politikasını Devlet belirlemiştir veya belirler.

Mevcut Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin göreve geldiğinde aslında çok doğru bulmuştum. Yani Bakanlığın içinden, kurumu tanıyan ve bakanlık işlerini n nasıl yürüdüğünü bilen bir kişi olarak doğru bulmuştum. Ancak Milli Eğitim Bakanının birincil görevi eğitimin fiziki şartlarını sağlamaktır. Zaten Milli Eğitim, Devlet politikası olarak yürütülmektedir. 

Fiziki şartlar dediğimizde de öncelikle öğrencilerin güvenliği akla gelmektedir. Bizler ortaokulda ya da lisede okuduğumuz yıllarda okulumuzdan dışarı çıkarken kapıdaki görevliye izin kağıdı göstermek zorundaydık. Veya dışarıdan biri okula girecekse kapıdaki görevlinin oluruyla girebilmekteydi. 

Mesela bu acı verici saldırılardan sonra, bir arkadaşımla Konya’da bir Devlet okuluna gittik. Elimizi kolumuzu sallayarak içeriye girdik görüşeceğimiz yöneticiyle görüştük çıktık. Aynı günün akşamüzeri oğlumu okuduğu özel okuldan almak için gittim, kapıdaki görevli beni okula almadı. Kenarda banklarda oturttu, çocuğunuz buraya gelecek dedi ve de velisi olduğum okula giremedim. 

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Okullarda güvenliği sağlamak aslında zor değil. Temel ihtiyaç, yeterli sayıda güvenlik görevlisidir. Türkiye’de yaklaşık 60 bin okul bulunmaktadır. Bu okullara güvenlik görevlisi istihdam edilmesi, sorunun büyük ölçüde çözülmesini sağlayacaktır. Hatta emekli polislerin bu görevde değerlendirilmesi etkili bir çözüm olabilir.

Ama her sorunda olduğu gibi, bunda da soruna odaklanmadığımızdan, kuru kuru partizanlık peşinde koştuğumuzdan (buna kraldan çok kralcılık da diyebiliriz) çözüme de odaklanamıyoruz. 

İşi sulandırmak adına RTÜK’e suç buluyoruz, dizilere, televizyon programlarına, bilgisayar oyunlarına suç buluyoruz. O da yetmiyor ailenin yetiştirme şartlarını suçluyoruz. Ama asıl konuya hiç yanaşmıyoruz. 

İşin felsefesini yapacaksak, ekonomideki sıkıntılardan bunalan aile reisi babanın, aile içerisindeki konumunu da konuşabiliriz. Ailenin geçim zorluğu yaşamaktan aile yapısının bozulmasından da bahsedebiliriz. 

Ama diyorum ya hiç bu kadar felsefeye gerek yok. Psikologların analizlerine falan ihtiyaç yok. Bu saldırıların en büyük nedeni güvenlik önlemi alamamaktır. Bu güvenlik önlemini alacak olan da Bakanlıktır. Bakanlık eksik yapmıştır. Bu eksiğin sorumluluğunu da almalıdır. 

Bu arada şunu da biliyoruz ki, muhalefet partileri “bakan istifa” dediği için bakan muhakkak ki görevden alınmayacak veya istifa ettirilmeyecektir. Muhalefetin “bakan istifa” çağrısı yapması, muhtemelen bir sonuç doğurmayacaktır. Ancak bu olay, Bakan’ın hanesine çözülmemiş bir sorun olarak yazılacaktır.

Hemen Ak Partili birileri çıkıp eleştiri olsun diye bana bakanı savunacaklardır ama yapmasınlar. Ortada bir hata vardır ve bu hatanın müsebbibi bakandır. Hatta bunu eleştirecekler için söyleyeyim, bu bakan görevden alınırsa gelecek olan bakan CHP’li veya başka partili olmayacak, yine Ak Partili olacaktır. Ama önemli olan bir bakan atandığında işini iyi yapan bir bakan olması biz vatandaşlar için en iyisidir. 

Ben olayları partizanca değerlendirmem. İnsan olarak değerlendiririm. Oradaki çocuklardan birisini kendi evladınız olduğunu düşünsenize; empati yapsanıza, o zaman hangi partili olursan ol, Hakk’ı ve adaleti savunabileceksindir. Öbür türlü neyi savunursan savun adaletli olmayacaksındır.

“İnsan” olmakla “beşer” olmak arasında fark kemalattadır. “Kamil” olan “insan” olur.

Dostlukla kalın.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *