Konya
Parçalı bulutlu
9°
Aksaray
Kapalı
7°
Karaman
Kapalı
10°
Ara

Toplumu medyanın bozduğu iddiası

YAYINLAMA:

İnsanoğlu doğar, yaşar, ölür… Ve sorguya çekilir.

O sorguda kendisine “Şu zaman, şu yerde neden böyle yaptın?” diye sorulduğunda, çoğu zaman tek bir cümleye sığınır:

“Şeytana uydum.”

Ve ardından şeytan ve insan arasında şu konuşma geçer:

— Dünyadayken benim sesimi duydun mu?

— Hayır.

— Sana dokundum mu?

— Hayır.

— Beni gözlerinle gördün mü?

— Hayır.

— Ezanı duydun mu?

— Evet.

— Ezan okunurken camiye gidenleri gördün mü?

— Evet.

— Sen apaçık bir yalancısın. Gördüğüne, duyduğuna sırt çevirip; görmediğine, duymadığına nasıl uydun?

Bunun benzerini günümüz dünyasında yaşıyoruz aslında...

Görüyorsun, duyuyorsun, neyin ne olduğunu biliyorsun ama “Günah keçisi” arıyorsun.

Ülkemizde yaşanan üzücü hadiselerin ardından “Medya yüzünden toplum bozuldu, gençlik elden gidiyor” ve benzeri yorumları sıklıkla duyar olduk. Vatandaşından, divanda dergahta görüşlerini paylaşan şahsiyetlere kadar bu yorumlar yapılıyor. Bu yorumlara katılmıyorum...

Öncelikle şunu söyleyeyim; medyanın avukatı değilim, sadece bir parçasıyım.

Ey vatandaş! Ne izlediğine, kimi takip ettiğine, neyi hayatına dahil ettiğine sen karar veriyorsun. Kimse senin yerine “abone ol” tuşuna basmıyor. Kimse sana zorla içerik izletmiyor. Günümüz dünyasında içeriği seçebiliyorsun, yani maruz kalmıyorsun. “Televizyonda ne oynuyorsa onu izliyorum” dönemi çoktan bitti.

Bir tarafta “rahatsız edici” bulduğun içerikler yayınlayan internet haber sitesi, diğer tarafta bu tür içeriklerden uzak bir yayın anlayışı benimseyen bir internet haber sitesi var. Buna rağmen tercihini ilkinden yana kullanıyorsan, sorumluluğu nereye yükleyeceksin? Medyanın tamamına yükleniyor nedense. Ötekinin ne kabahati vardı?

Diğer yandan sosyal medyada kendisini “yayıncı” olarak tanımlayan bazı kişiler, toplumun sinir uçlarıyla bilerek oynuyor. Çünkü biliyorlar, tepki demek etkileşim demek. İstediklerini alıyorlar. Sonra da dönüp “Hakarete uğradım, linç edildim” diyerek bunun üzerinden kazanç sağlıyorlar. Ve ne yazık ki bu döngü çalışıyor. Çünkü izleniyorlar. Kısacası mesele sadece üreten değil, tüketen...

“Medya şiddete özendiriyor, diziler filmler şöyle böyle” diyorlar ya hani, aynı içeriklere maruz kalan herkes aynı davranışı mı sergiliyor? Aynı diziyi izleyen insanlar, aynı oyunu oynayan çocuklar şiddete mi yöneliyor? Eğer cevap “Hayır” ise, o zaman mesele tek başına medya olamaz.

Çözüm olarak sansür öneriliyor. Dizilere, filmlere, oyunlara müdahale edilirse her şeyin düzeleceği düşünülüyor.

Peki gerçekten öyle mi? Bence çözüm bu değil...

Dünün Yeşilçam filmleri, Battal Gazi’leri, Tarkan’ları sansürsüz şekilde izlenmedi mi? O dönem toplum bu yüzden şiddete mi yöneldi?

Medya etkiler, evet. Ama tek başına belirlemez. Şiddeti tetikleyen çok daha derin nedenler var. Ekonomik sıkıntılar, psikolojik sorunlar, sosyal çevre…

Bunları görmezden gelip bütün yükü medyaya yıkmak, yanlış adrese gitmektir. Yanlış adreste çözüm bulunamayacağı gibi burada harcanan zaman da yazıktır, günahtır.

Peki ne yapılmalı?

Buradan bu vesileyle bir çağrıda bulunmuş olayım. "İçerikler aslında ne mesaj veriyor, ne anlatıyor" sorularının yanıtı için medya okuryazarlığı şart. Medya okuryazarlığı, ilkokuldan itibaren zorunlu ders olarak okutulsun. Öyle seçmeli falan değil. Bu alandaki öğretmen ihtiyacı da iletişim fakültelerinden sağlansın. İnsanoğlu madem artık küçük yaştan itibaren medya ile iç içe, çağın bir gerekliliği olarak bunun artık yapılması lazım.

Esenlikler...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *