Partiler, Liderler ve Perde Arkasındaki Siyasi Hesaplar
Bugün çok yakın siyasi tarihi şöyle bir değerlendirelim istiyorum. Bunun için önce 2007 yılına bir gidelim.
DSP VE YENİ TÜRKİYE PARTİSİ
1999’da iktidara gelen DSP; MHP ve ANAP’la bir koalisyon oluşturmuştu. Bu Hükümeti hatırlayanlar olacaktır. 2002 yılının başında ABD’ye giden Başbakan Ecevit, ABD’nin Irak’la ilgili yaptırımlarına ve isteklerine karşı, bir dik duruş göstermiş, istekleri kabul etmemişti. Ardından DSP içerisinde bir kaynama başlamış, dönemin önemli isimlerinden, Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem partiden istifa etmişlerdi.
Bu arada Kemal Derviş, bir kurtarıcı edasıyla ülkeye getirilmişti. Bununla birlikte DSP’den ayrılan milletvekilleri de olmuştu. Bu istifalar apar topar yeni bir partinin kurulmasını sağlamıştı. Ecevit’in ABD’den dönüşünden 5 ay sonra Yeni Türkiye Partisi(YTP) İsmail Cem’in genel başkanlığında kurulmuştu.
YTP, Kemal Derviş’in de yarattığı rüzgârla, iktidar olmayı hedeflerken, Ecevit ve DSP zor günlerle karşı karşıya kalmıştı. Ancak YTP’nin beklediği olmadı ve Deniz Baykal bu oyunu bozarak Kemal Derviş’in YTP’de değil CHP’de siyasete atılmasını sağlamıştı.
Böylelikle YTP, 2002 seçimlerinde istediği başarıyı sağlayamamış zaten 2004 yılında da kendisini feshederek CHP’ye katılmıştır.
CHP VE MUSTAFA SARIGÜL
1994 seçimlerinde DSP Şişli Belediye Başkanı adayı olan Mustafa Sarıgül bu seçimi kaybetmiş ve 1999 yerel seçimlerinde tekrar Şişli’den DSP adayı olarak seçimlere katılmıştır. Bu sefer seçimi kazanmış ve Şişli Belediye Başkanı olmuştur. Sarıgül, 2002 yılında İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan’la beraber hareket ederek YTP’ye geçmiştir. 2003 yılında da CHP’ye dahil olmuştur. 2004 yerel seçimlerinde de bu sefer CHP Şişli Belediye Başkan adayı olarak katıldığı seçimlerde tekrar belediye başkanı seçilmiştir.
Mustafa Sarıgül 1999 Şişli Belediye Başkanı olarak, çok sayıda devlet başkanı tarafından ziyaret edilmiştir. Hatta Romanya Cumhurbaşkanı tarafından üstün hizmet madalyası ile ödüllendirilmiştir.
Mustafa Sarıgül, 2004 yılının Haziran ayında, o dönem Şişli Belediye Başkanı iken ABD Dışişleri Bakanlığı'nın davetlisi olarak siyasi temaslarda bulunmak üzere Amerika'ya gitmiştir. ABD dönüşünde havaalanında yaptığı açıklamada “ben CHP genel başkanlığına değil Başbakanlığa adayım” diyerek CHP genel başkanlığına adaylığını açıklamıştır.
Ocak 2005’te yapılan CHP’nin olağanüstü kurultayında aday olan Sarıgül, Baykal engelini aşamamış partiden de ihraç edilmiştir. Hemen birkaç ay sonra da tekrar DSP’ye katılmıştır.
CHP genel başkanlığını elde edemeyen Sarıgül ikinci hamle olarak 2009 seçimlerinde DSP’den tekrar Şişli Belediye Başkanı seçilmiş ve hemen ardından DSP’den istifa ederek, Türkiye Değişim Hareketi adı altında bir parti kurma çabalarına girmiştir. Bu hareketin CHP tabanında olumlu bir tepki alacağını bekleyen Sarıgül ancak beklediği sonucu elde edememiştir.
Siyasette beklediklerini alamayan Sarıgül sonunda CHP’ye tekrar dönmüş ve şimdi de Erzincan Milletvekili olarak görev yapmaktadır.
AK PARTİ VE ABDÜLLATİF ŞENER
2007 seçimleri öncesi kamuoyunda konuşulan önemli bir konu vardır. Bu da Ak Parti’nin “laikliğe aykırı eylemler” nedeniyle kapatılabileceği konusudur. Ve 2008 yılında bu yargılama Anayasa Mahkemesinde gerçekleşmiş ve Ak Parti bu konuda kapatılmamış ancak ceza almıştır.
1991’de siyaset hayatına Sivas Milletvekili olarak Refah Partisi’nde başlayan Abdüllatif Şener, en son Ak Parti kurucuları içerisinde yer almış ve birçok bakanlık görevinde bulunmuştur. Bu görevlerinde de halk tarafından popüler karşılanan bir bakan olmuştur. 2007 seçimlerinde Ak Partili Bakan Şener, milletvekili adayı olmayacağını belirtmiştir. Ve akabinde de Ak Parti’den istifa etmiş 2009 yılında da kendi partisini kurmuştur.
Ak Parti’nin Anayasa Mahkemesi’ndeki yargılanmasından ötürü yara alıp, Ak Parti’yi bölme planı yapılmış ancak bu plan tutmamıştır. Abdüllatif Şener 2011 seçimlerinde tekrar milletvekili olmak istemiş bunun için partisinden istifa edip, bağımsız olarak milletvekili adayı olsa da seçim sonucunda kaybetmiştir. 2012 yılında da Şener’in kurduğu parti kapanmıştır.
Ak Parti herhangi bir bölünme tehlikesi geçirmeden yoluna devam etmiştir.
CHP VE KILIÇDAROĞLU
2005 yılında Mustafa Sarıgül’le, Deniz Baykal’ı yıkmak isteyen güçler başarısız olmuşlardır. Ancak Deniz Baykal’ın CHP’nin başından gitmesi bazı güçlerin çok işlerine gelmekteydi. Bunun için gerek CHP’nin gerekse Baykal’ın altını oymak için fırsat kolluyorlardı.
Türlü kumpaslarla ve kaset oyunlarıyla Baykal’ı yıkma fırsatı ellerine geçer geçmez oyunu kurdular. CHP Genel Başkanlığından istifa eden Deniz Baykal’ı evinde ziyaret eden ve çıkışında “ben genel başkan adayı değilim” diyen o dönemin TBMM Grup Başkan Vekili olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu bir gün sonra genel başkan adayı yapıverdiler.
Kılıçdaroğlu genel başkan oldu ve hemen ardından “yeni CHP” diye bir yapılanmaya başladılar. Bu “YeniCHP”nin Atatürk’ün kurduğu CHP ile ya da 1992’de Deniz Baykal’ın kurduğu CHP ile uzaktan yakından alakası yoktu. Zaten içerisindeki Atatürkçü ve Ulusalcı yapıyı temizleyerek önceki CHP ile hiçbir alakalarının olmadığını da göstermiş oluyorlardı.
İMAMOĞLU-ÖZEL CHP’Sİ
Kılıçdaroğlu parti içerisinde her ne kadar etkinliğini sağlamış olsa da ilerleyen süreçte yapamadıkları ve hataları Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel ikilisini ön plana çıkarmış oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nu Baykal’a karşı partinin başına getiren güç, bu sefer Kılıçdaroğlu’nu partinin başından itiyor ve de Özgür Özel-İmamoğlu ikilisini partinin başına getiriyordu.
Şimdi gelinen aşamada Kılıçdaroğlu eğer olayların tahlilini bilimsel bir şekilde yapıyor ve milli duygularla, Atatürk Cumhuriyetine sadakatle iktidar olmak hedefi güdüyorsa, CHP’nin başına tekrar gelmesi CHP üzerine oynanan oyunların engellenmesini sağlayabilir. Ancak yaşadıklarından çıkardığı sonuçları doğru değerlendiremiyorsa ne Özgür Özel ne de İmamoğlu CHP’yi doğru yolda götürecek durumda kalamazlar.
SONUÇ OLARAK
1990’lı yıllardan beri olagelen siyasi kırılmaların kısa bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım. Burada yazdığım her bir olayın detayı ayrı ayrı sayfalarca yazılabilir. Ben en kısa halini, her zamanki gibi objektif olarak yazmak istedim.
Buradan şunu iyi görmeliyiz. Parti genel başkanlarımızı, cumhurbaşkanlarımızı, yöneticilerimizi ulusal yapı içerisinde ülkesini seven, milletini seven, ülkesinin çıkarlarını her şeyin önünde tutan kişilerden seçtiğimiz zaman bağımsız olabiliriz. Eğer emperyalizme ve onun emellerine hizmet edenleri yönetici olarak seçersek işte o zaman İran’dan veya diğer Arap ülkelerinden farkımız kalmaz.
Şunu da unutmamalıyız ki, emperyalizm her zaman bizim gibi stratejik ülkeleri kendisi veya kendisi gibi yönetecek yöneticilerle işbirliği yapmak isteyecektir. Buna karşı her daim uyanık olmalıyız.
Dostlukla kalın.