Toplumsal birlik, kurumsal güven ve ortak başarı
Bugün yine birkaç konuda görüşlerimi dile getirmek istiyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim: Konya her zaman olduğu gibi şimdi de çok yoğun gündemlerle günlerini geçiriyor. İnanın zaman zaman bu gündemlere yetişmeye gazeteci olarak bizler bile vakit bulamıyoruz. Burada belediyelerin birbirinden güzel faaliyetleri en büyük gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Ancak son günlerde Selçuklu Kongre Merkezi çok güzel bir toplantıya ev sahipliği yaptı.
İMAM HATİP ŞÖLENİ GÖNÜLLERİ HOŞ ETTİ
Geçtiğimiz birkaç gün Selçuklu Kongre Merkezinde İmam Hatip Okulları Büyük Türkiye Şöleni düzenlendi. Şimdi burada İmam Hatip okulları ile ilgili bir bilgi vermem gerekir.
Bilindiği üzere Osmanlı’da din görevlileri medreselerde yetişirdi. Medreseler sadece dini değil, aynı zamanda hukuk, mantık, dil gibi alanlarda da eğitim verirdi. Ancak bu sistem daha çok “yüksek din eğitimi” olarak değerlendirilebilir.
Doğrudan cami görevlisi yetiştirmeye odaklı ayrı bir “meslek okulu” modeli yoktu. 19. yüzyılın sonlarına doğru, modernleşme çabaları kapsamında eğitim sistemi çeşitlenirken, din hizmetleri için daha pratik ve görev odaklı eğitim ihtiyacı hissedilmeye başlandı.
Bu dönemde medreselerin yetersiz kaldığı eleştirileri artınca bazı ıslahat girişimleri oldu. “Medresetü’l-eimme ve’l-hutaba” (imam ve hatip yetiştirmeye yönelik okullar) gibi daha özellikli kurumlar açılmaya başlandı. Bunlar, bugünkü imam hatiplerin temeli sayılabilir.
Cumhuriyet döneminde, 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim sistemi tamamen devlet kontrolüne alındı ve medreseler kapatıldı. Aynı yıl, din hizmetlerini sürdürebilmek için İmam Hatip Mektepleri açıldı. Ancak bu okullar öğrenci bulmakta zorlandı ve zamanın laikleşme politikaları çerçevesinde önemini kaybetti. 1930’larda da kapatıldı.
Çok partili hayata geçişle, toplumsal talep artınca İmam Hatip Kursları açıldı. DP iktidarı 1951’de bu kursları İmam Hatip okullarına dönüştürdü. 1960’lardan itibaren İmam Hatip okulları sayıları hızla arttı. (Dikkatinizi çekerim 1960…) Ve imam hatipler ortaokul ve lise olarak yapılandırıldı.
1973’te çıkarılan Milli Eğitim Temel Kanunu ile imam hatipler resmi ortaöğretim kurumu statüsü kazandı. Mezunlarına üniversiteye giriş yolu açıldı. Bu dönemde hem sayıları hem de toplumsal etkileri arttı. Yani anlayacağınız 1960 ihtilali ve 1971 muhtırası sonrasında İmam Hatip okulları çok değer görmüş ve çoğalmıştır.
İmam Hatip okulları Milli eğitimimizin önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Radikal, muhafazakar sağ partilerce her ne kadar siyasetin içerisine çekilmeye çalışılsa da İmam Hatip okulları laiklik anlayışı, eğitim politikaları ve toplumsal talepler arasındaki denge arayışının bir yansımasıdır. Bu nedenle de çok önemlidir. Aslında İmam Hatiplere “Cumhuriyet okulları” demek çok yerinde bir tespittir.
Osmanlı’da sadece din görevlisi yetiştiren okullar olan İmam Hatipler, Cumhuriyetle birlikte bugünkü kimliğine kavuşmuş ve imam hatiplerden mezun olanlar sadece din adamı değil her görevde bulunabilecek imkana sahip olmuştur. Devlet okulu olarak bu eğitimler devletin kontrolünde ve de Cumhuriyet ilkeleri ışığında yapılmıştır.
Ülkemizdeki cumhuriyetçi kesim maalesef bu okullara hiç sahip çıkmamış sanki bu okullar “Devletin okulu” değilmiş gibi davranmış; muhafazakar kesim de siyasetin içerisine sokmaya çalışarak “arka bahçesi” olarak göstermeyi hedeflemiştir. Halbuki bu okullar ne Cumhuriyetçilerin yaptığı gibi Devlet’ten uzak ne de muhafazakarların yaptığı gibi “arka bahçe” durumunda değildir. İki taraf da yanlış yaparak “ayrıştırmaya” yönelttiklerinin farkında bile değildirler.
İşte bu İmam Hatip okullarının öğrencileri şimdi bir şölen düzenlediler. Bu şölende hem hafızlık dersindeki hem Kuran okuma dersindeki hünerlerini gösteren öğrenciler aynı zamanda konserlerle eğlenirken bilimle ilgili çalışmalarını da sergileme imkanı da buldular. Mesela şoförün alkollü olduğunu belirleyince arabayı stop ettirip gitmesini engelleyen sistemi tasarlayanın bir imam hatip öğrencisi olduğunu buradaki şölende öğrendik. Bunun gibi birçok bilimsel çalışmayı şölende öğrenciler sundular. Ve vatandaşlar da sevgiyle ve saygıyla takip ettiler.
İşte Cumhuriyetin bu güzel okullarını bir de bu açılardan değerlendirmekte fayda vardır. Ayrıştırmak yerine birleştirmek her zaman her tarafa kazandırır.
YENİ İL EMNİYET MÜDÜRÜMÜZ GÖREVİNE BAŞLADI
Malumunuz olduğu üzere İl Emniyet Müdürümüz Maksut Yüksek, Ankara İl Emniyet Müdürü olarak yeni görev yerine gitmişti. Ardından Konya İl Emniyet Müdürü olarak atanan Necmettin Koç görevine başladı.
Maksut Yüksek Müdürümüz Konya’dan ayrılmadan önceki veda programında görüştüğümüzde, devresi olan, yeni Emniyet Müdürümüz Necmettin Koç’tan övgüyle bahsetti. Aynı şekilde telefonla konuştuğumuz daha önceki Konya İl Emniyet Müdürlerimizden ve Ankara İl Emniyet Müdürüyken görevini Maksut Yüksek Müdürümüze devreden Engin Dinç müdürümüz de yeni Emniyet Müdürümüzden sitayişle bahsetti.
Yeni İl Emniyet Müdürümüzün de görevine başladığında ilk işi Mevlana Hazretlerini ziyaret etmek oldu. Mevlana Türbesi civarında Konyalı vatandaşlarla görüşen aynı zamanda görev yapan emniyet mensuplarıyla da karşılaşan Emniyet Müdürümüz Koç, vatandaşlardan oldukça ilgi gördü.
Burada kısa bir açıklama yapayım. “Neden Mevlana Hazretlerini ziyaret etti” diye düşünenler olabilir. Bu ziyaret aslında Konya için bir nezaket ziyareti değil bir gerekliliktir. Çünkü Konya bir Mevlana şehridir ve bu şehre girenler ancak huzurda, huzur bulurlar. Bu açıklama da Konya’ya tüm gelenler için bir hatırlatma olsun.
Yeni Konya İl Emniyet Müdürümüz Necmettin Koç’a hem Hoşgeldiniz hem de başarılar diliyorum. Tecrübesi ve birikimi Konya için yeterli olacağı gibi aynı zamanda sempatisi de vatandaşın sevgisini kazandıracaktır diye düşünüyorum.
KONYASPOR FİNALDE
Son olarak şehrimizin önemli markası olan Konyaspor’u tebrik ederek yazımı bitireyim istiyorum. Önceki senelerde çok badireler atlatan Konyaspor bu sene Ömer Atiker başkanlığında ligde kötü olmayan bir sezon geçirdi. Kupada da çok önemli rakiplere karşı sağladığı başarıyla en son Beşiktaş’la karşı karşıya geldi.
Ve işin doğrusu inanın gösterdiği mücadele ve hırsla Beşiktaş’a elenseydi bile aynı güzel dilekleri yazardım. Konyasporlu oyuncular 98. dakikaya kadar oyundan kopmadılar, herhangi bir umutsuzluğa kapılmadılar ve de en son 98. dakikada galibiyet golünü son derece haklı bir penaltı kararıyla buldular. Azimle, hırsla ve umutsuzluğa kapılmadan verilen bu mücadele sonucu ne olursa olsun alkışı hak ediyordu. Bu mücadeleyi final maçında da vereceğinden emin olduğum futbolcularımızın kupayı kaldırıp Konya’yı Avrupa’da da temsil edeceğine inancım tamdır.
Burada Konyaspor Başkanı Ömer Atiker’den başlayarak tüm teknik ekibi, futbolcuları ve taraftarları ayrı ayrı kutluyorum. Yapılan çalışmalar neticesinde önümüzdeki birkaç seneye kadar Konyaspor’un borçsuz hale gelmesi müjdesinin (bunun ayrıntısını bilahare yazarım) yanı sıra bir de Avrupa’da Konya’yı temsil eden bir Konyaspor müjdesi de eklenirse Konyalı olarak değmeyin keyfimize.
Ben tekrar Konyaspor’un başarısında emeği geçen herkesi kutluyor, başarıların devamını diliyorum.
Dostlukla kalın.