Konya
Parçalı bulutlu
6°
Aksaray
Kapalı
7°
Karaman
Kapalı
9°
Ara

Ağır Taş

YAYINLAMA:

Sekülerin kaybettiği, mütedeyyin kesimin ise kazanamadığı bir dünya düzeniyle karşı karşıyayız.

Ne tam bir galip var ne de net bir mağlup…

Peki buraya nereden geldik?

Elbette Türkiye gündeminden dünya iklimine uzanan o sert rüzgârdan.

Güya sayın Donald Trump bir medeniyeti yok edeceğini söyledi. Ardından 10 günlük bir “savaş arası” verildi.

Bu ara, Trump için bir çıkış yolu arayışı mı, yoksa İran’ın mevcut durumu yeniden değerlendirme çabası mı?

Çünkü savaş kolay değil.

Sadece fiziksel olarak yıkmaz; psikolojik, ekonomik ve hatta küresel itibarınızı da sarsar.

Ben bu savaşın Mayıs sonuna kadar sonlanacağını öngörüyorum.

Neden mi?

Kasım ayında yapılacak ABD seçimleri…

Savaşa giren ülkelerin iç piyasaları…

Tahviller, hisse senetleri ve ekonomik dengeler…

Ve en önemlisi: Bu savaşın faturası.

ABD açısından bu yükün sürdürülebilirliği tartışmalı.

Gelelim girişte söylediğimiz o meseleye:

Seküler kaybediyor mu, mütedeyyin kazanıyor mu?

Bunu anlamak için Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul teşkilatının feshi bile yeterli bir örnek.

Şu an seçim yok. Beklenti yok.

Vatandaş enflasyonla ve geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor.

Üstüne bir de savaşın getirdiği maliyetlere katlanıyor.

Soruyorum size: Bu gelişme kaç gün konuşuldu?

Kim gerçekten tepki verdi?

Çünkü toplumun odağı değişti.

Artık insanlar düşmemeye, ayakta kalmaya çalışıyor.

Siyaset…

İnanın ikinci planda.

Ama buradan çok önemli bir sonuç çıkıyor:

Dünyada yeni bir siyaset anlayışı doğuyor.

Bu yeni düzende teknoloji ve yapay zekâ belirleyici olacak.

Klasik ziyaretler, aynı yüzler, aynı söylemler…

Bunların karşılığı giderek azalıyor.

Yeni bir şey söyleyen, farklı olan, gençlere hitap eden kazanacak.

Belagat elbette kalacak…

Ama farklılık üretemeyenler silinip gidecek.

Peki muhalefet?

Ekrem İmamoğlu davası devam ediyor.

Ama ilk günkü ilgi var mı?

Cumhuriyet Halk Partisi mitingleri gerçekten dinleniyor mu, yoksa insanlar artık kanal mı değiştiriyor?

Şimdi size daha net bir soru: Ağır olan hafifler mi?

Elbette hafifler.

Eğer yerinizi, üslubunuzu ve en önemlisi siyaseti doğru okuyamazsanız…

Ağırken tartıda hafif kalırsınız.

Bunun en somut örneklerinden biri de bugün muhalefetin yaşadığı tablo.

Eğer cevabınız “ilgilenmiyorum” ise, seküler kesim kaybediyor demektir.

Ama gel gelelim…

Kazanan da yok.

İktidar tarafına baktığımızda; savaş sürecinde bağımsız kalma çabası, aklıselim bir duruş sergilemesi, bölgedeki vatandaşları güvenli şekilde yurda getirmesi ve enerji maliyetlerinin önemli bir kısmını finanse etmesi…

Bana göre önemli ve başarılı hamlelerdir.

Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz:

Enflasyon ve sıkı para politikası altında ezilen, umudunu kaybetmiş bir vatandaş için bunlar gerçekten bir çıkış yolu olabilir mi?

İşte mesele tam da burada düğümleniyor.

Ağır taşlar yerinden oynamadan, Türkiye siyasetinde hiçbir şey değişmez.

Diyelim ki oynadı…

Yerine gelecek olanlar o boşluğu doldurabilecek mi?

Bugünkü muhalefet figürleriyle bu zor görünüyor.

Ama henüz sahneye çıkmamış yeni nesli de görmeden kesin konuşmak doğru olmaz.

Siyaset…

Konuşmakla bitmez, yazmakla eksilmez.

Ama değişim de sadece sözle gelmez.

Göreceğiz…

Ben sizleri Rabbime emanet ediyorum.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *