Çin Seddi Değil İran Seddi
Bir haftadır eski tabirle maişet motorumuzu idame etmeye çalışırken, yani geçim için çalışmayı sürdürürken; bir yandan da hem ülke içinde hem de çok yakınımızdaki savaşı ulusal haber kanallarından takip ediyor ve söyleyeceklerimi biriktiriyordum. Hazırsanız başlayalım.
Çin Seddi değil, İran Seddi dostum…
Savaş 36 gününe gelmiş; ne kazananı var, ne ele geçirilen bir yer var, ne de değişen bir yönetim!
Kaybeden kaybediyor…
Herkes için kayıp.
Donald Trump için de kayıp; çünkü söyleyemese de bu çıkmaza her gün çelişkili açıklamalar ile kılıf arar bir durumda.
Avrupa kaybeden… Enerji krizi ve yükselecek enflasyon ile mücadelede yeni dönemlere girecek.
İran kaybediyor… Ağır bir savaş maliyeti çıkacak ki her yer yıkılıp yumruluyor.
Kazanç değil şu ana kadarki durum…
Benjamin Netanyahu ile katil İsrail kestane çizdiriyor.
İsrail zannettiğimiz gibi bir güç değil algısı yayılıyor.
Bundandır ki barış sağlanan Gazze’ye saldırıyor.
Ne yaptığını bilmez bir durumda…
Milyar dolarlık bir savunma sanayiniz, gücünüz olabilir; önemli olan o gücü kimin yönettiği… Ortaya çıkmış olmuyor mu?
Ebrehe de fil orduları ile Kâbe için gelmiş ve kendine güvenmemiş miydi?
Onu bitiren, ebabil kuşlarının taşıdığı küçücük taşlar değil miydi?
Günümüzde ismini Abraham verdiğiniz savaş geminizle 36 günü geride bırakırken ne oldu?
Yerle yeksan edemediniz, Tahran’ı, İran’ı ele geçiremediniz.
Petrol yataklarını “demokrasi getireceğiz” diye çıkıp da insanların evlerine, mahremlerine mi girecektiniz Irak’taki gibi?
İran’ın SİHA’ları mıydı sizin korkunuz?
Daha önce de söyledim; İran köklü bir devlet… Sasani ve Perslere dayanan bir millet. Savaşmayı bilir, kolay olmayacak dedim.
Bugün ikinci bir şey söyleyeyim:
Kara harekâtı kararı olur da verilirse, ABD veya İsrail ikinci hatayı yapar.
Zamanında Türk akınlarına karşı yapılan Çin Seddi gibi, İran’ın da 21. yüzyılda elle tutulmayan gözle görülmeyene ama hissedilen bir set yaptığını daha iyi gördük.
______________
İnsanlar sizi sevebilir, nefret de edebilir.
Sevgi ve nefret görecelidir.
Ama bir şey söyleyeyim:
Sizi sevmeyene, hatta nefret edene dahi adil ve adaletli olursanız, saygı duymasını sağlarsınız.
Sizin adaletinize güvenen için kötü yönetseniz bile size bu konuda laf söyletmez.
En büyük eleştirilerin önünü kapatırsınız.
Belediyelere yapılan operasyonların elbette gerekçeleri vardır.
Haklı gerekçelere dayanıyor mu?
Senden, benden değil; tüm parti belediyelerini kapsıyor mu?
Asıl sorulması gereken ve yapılması gereken bu olmalı.
Yeme-içme sektöründe birkaç yerde yemek yiyelim diyoruz; bir bakıyorsun maliyeden memur abiler gelmiş.
İşletmeyi sabah açıyorlar, akşam işletme sahibi ile kapatıyorlar.
Fiş kesiliyor mu, kaçak göçek var mı yok mu…
Yani maliye sahada, tamam iyi hoş da en basit bir şey sorayım:
Pırlanta, elmas, inci gibi ürünler ÖTV’den neden muaf?
Hele ki şu kapımızdaki savaş döneminde; girdi maliyetleri hiç de azımsanmayacak olan çiftçiye mazot, elektrik, gübrede bir şeyler yapılsa, bazı kalemler muaf tutulsa daha iyi olmaz mı?
Zor günler geçiren sanayici ve üreticiye bu dönemde küçük de olsa bir şeyler…
“Yanınızdayız” denemez mi?
Bunlara çok ihtiyaç var.
Evet, bunlarda ÖTV yapmadık, nedeni de şunlar bile dense iyi olmaz mı?
Şeffaflık her şeydir.
______________
Bu hafta içi Anadolu’da Bugün YouTube kanalında Dilek Hanım’la gündeme dair bir söyleşi yaptık.
Hazırlık yapmadan, gayet doğal ve içimizden geçenleri paylaştığım bu söyleşi için Anadolu’da Bugün ailesine teşekkür ederim.
______________
Bu haftalık da bu kadar…
Mekânın ve zamanın tek sahibi Rabbime emanet olun.