Konya
Parçalı bulutlu
11°
Aksaray
Kapalı
10°
Karaman
Parçalı az bulutlu
10°
Ara

Hangi Savaş

YAYINLAMA:

Ekonomide temel bir kural vardır, kazanç elde edeceksen ticaret yapacaksın. Çünkü ticaret, üreticiyle tüketici arasında köprü kurar, her iki taraftan da pay alarak ikili kazanç sağlar. Ancak mesele yalnızca kazanmakla bitmez. İnsan doğası gereği, kazandıkça daha fazlasını ister. Buna kimisi ego, kimisi hırs, kimisi de benlik der. Kimi zaman bu hırs, tanrısallık iddiasına kadar gider. Şeytanın bile düşüşü bu istek yüzünden değil midir? mekân

Bu yüzden ekonomik sistemin temelinde yalnızca kazanç değil, hakkaniyetle kazanmak ve elde edileni doğru kullanmak yatar. Fakat çoğu zaman insanlar “daha fazlasını” alma peşine düşer. Bu noktada devreye “mecbur bırakma” stratejisi girer. Eğer piyasada rakip yoksa istediklerini belirler, dilediğin kâr oranıyla satış yaparsın. Bu duruma ekonomi literatüründe monopol (tekel) denir. Eğer tek satıcı yerine tek alıcı konumundaysan buna da monopson adı verilir. Piyasada eğer birkaç büyük iş yapan kişi kaldıysa, onlar da çoğu zaman görünmez anlaşmalarla kâr oranlarını yukarı taşır. Böylece kazanç büyür, ancak aynı zamanda sistemin adaleti de zedelenir. Bunu önlemek amacıyla devletler rekabeti geliştirecek sistemleri kurmaya özen gösterir, kontrol eder. En güzel tarafı tam rekabetin oluştuğu piyasa koşullarıdır. 

Bu konuyu çok net anlatan bir anım var. Rahmetli Tornacı Koca Usta olarak bilinen Mehmet Abi bir gün çocukluk yıllarını anlatmıştı. “Biz tornada sac sıvar, güğüm yapardık ama kulp takamazdık, çünkü güğüme kulp takmak başka bir teknik ve ustalık gerektiriyor” demişti. “Sanayide sadece bir kişi kulp takmayı bilirdi. Biz de mecburen güğümleri ona götürürdük. Adam ne çırak alır ne de işini nasıl yaptığını gösterirdi. Kulp takarken atölyesinin kapısını kapatır, kimseye öğretmezdi.” İşte bu durum da monopolün taa kendisidir. Bilgiyi tekelini elinde tutarak herkesi kendine bağımlı kılmak.

Bugün dünya 50-60 yıl öncesine göre farklı ancak mantık aynı şekilde işliyor. Artık tornada değil, bilgisayar başında savaş veriliyor. Yazılımcılar da tıpkı o güğüme kulp takan usta gibi kodlarını gizli tutuyor. Çünkü bilgi sermaye ve güç demek. Bir algoritmayı, bir yazılım dilini veya özel bir formülü bilen kişi, tıpkı geçmişin ustası gibi ayrıcalıklı hale geliyor. Dijital çağda monopol, üretim araçlarında değil, bilgi ve teknoloji üzerinde kuruluyor.

Savaş da aynı biçimde evrildi. İnsanlık tarihi boyunca savaşın nedeni çoğu zaman ekonomik olmuştur. Kimileri toprak için, kimileri su, enerji ya da ticaret yolları için savaşmıştır. Fakat artık savaşın biçimi değişmiştir. Taşla, sopayla, kılıçla değil, veriyle, algoritmayla ve siber saldırılarla savaş yapılmaktadır. Modern savaşların silahı artık tank değil, klavye. Hedef ise bir şehir, insanlar, topraklar değil, sistem… Sistemin çökertilmesi, çalışamaz duruma getirilmesi ve çalışmaması.

Bugün ülkeler birbirlerini yıkmak için bombalar atmıyor, ekonomilerini çökertiyor, iletişim ağlarını felç ediyor, toplumsal yapıyı bozuyor, insanlarda algıyı manipüle ediyorlar. Sosyal medyadaki bilgi kirliliği, bir bakıma görünmez bir savaş alanı haline geldi. Artık cephe hattı insanların akıllarında kuruluyor. Bu yeni düzen içinde “nokta operasyon” kavramı ortaya çıktı. Kim, hangi sistemi, bilgiyi yok etmek istiyorsa ona özel bir saldırı düzenliyor.

Bazı ekonomistler “Ticaret, savaşın barışçıl halidir” der. Ancak günümüz dünyasında bu sınır giderek bulanıklaşıyor. Ekonomik rekabet, ticaretin ötesine geçip psiko-sosyal bir mücadeleye dönüştü. Bir ülkenin parasını değersizleştirmek, yazılım sistemlerini, verilerini ele geçirmek ya da veri trafiğini yönlendirmek artık top mermisinden daha etkili bir silah sayılıyor.

Bugün dünyada savaş devam ediyor, hem de her alanda… Paranın, bilginin, hatta inancın savaşı veriliyor. Kim daha fazla kazanmak istiyorsa ticaret yapıyor. Daha da fazlasını isteyen, savaş çıkarıyor. Ancak hiçbir sınır tanımayan, hepsinin ötesine geçmek isteyenler siyasete soyunuyor. Çünkü en büyük tekel, bireyin ya da grubun sadece ekonomide değil, insan iradesi üzerinde kurduğu iktidardır.

Asıl savaş işte tam da burada başlıyor, insanın içindeki doymak bilmez hırsla. Çünkü ne ekonomide ne siyasette ne de teknoloji cephesinde hiçbir savaş, insanın kendi içinde verdiği savaştan daha derin değildir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *