Gündem Sapması ve Toplumsal Yozlaşma
Günlerdir ülke kamuoyu aynı konular etrafında dönüp duruyor. Erol Köse’nin ölümü, Acun Ilıcalı’nın Survivor’ında ünlenen kızın cinayete karışması son iki günde de sosyetenin narkotikle sınavı… Türkiye’nin konusu bunlar olmamalı.
Şehit cenazelerimiz bu üç konu kadar yer bulmadı kamuoyunda. Zaten bulsa da vatandaşımız da bu üç konu kadar ilgi göstermiyor şehit cenazelerine, o da ayrı bir konu.
Erol Köse’yi “Komedi Dans Üçlüsü” diye bir müzikal skeçleri vardı, oradan bilirim. Sanırım birçoğumuz da böyle hatırlıyoruzdur. Ondan sonra yapımcı olmuş. En son da TV’de popülist şarkıcı, türkücülerle ilgili “dedikodu” programlarında görmüştük. Gelinen aşamada kendi canına kıymış. Ve de bir kesim “iyi bilirdik” derken, bir kesim de “kötü bilirdik” diyor. Zaten hayat böyle değil midir? Bir kesim sizi sever, bir kesim de sevmez. Diğer konuyu önemli kılan, olayın başrolündeki kadının, daha önceden Acun Ilıcalı’nın Survivor programında yer alan bir kadın olması. Diğer ilişkiler zaten girift bir yapıda… Bir de cenaze ve cinayet var. Ve adalet cezasını verdi.
Bir de son aylarda moda olan sporcusundan, iş adamına, mankeninden, oyuncusuna popüler kişilere düzenlenen operasyonlar konusu var. Hani bir fıkra var ya; “hovarda adam” ölüyor, fıkra bu ya, “cennete mi gitmek istersin cehenneme mi” diye soruyorlar. Adam “şimdi tüm eğlenceli işler, güzel kadınlar cehennemdedir, ben oraya gideyim” diyor. Bu olayla ilgili yapılan haberlere bakınca da sanki bir “narkotik” operasyonu değil de “pop insanlarla” TV programı gibi bir izlenim ortaya konuluyor. İnanın hiç gösterilmese daha çekici olmayan bir görüntü olacaktır. Benden söylemesi.
Bakın, Türkiye’nin gündemleri bunlar olmamalıdır. Etrafımızın “puşt zulası” olduğu bir ülkede yaşayarak ıvır zıvır işlerle vakit kaybetmemeliyiz.
Bilhassa 1980’den sonra başlayan toplumu lümpenleştirme çalışmaları 2000’li yılların başından itibaren yoğunlaşarak devam etti. Ve gelinen aşamada bu lümpenleşmeyle birlikte toplumun değerlerinden sayılan birçok konu iyice yozlaştı. Aile kavramı yerini bireyselliğe bırakmaya başladı. Eğlence kavramı, içki ve uyuşturucu kavramlarıyla özdeşleşti. Para kazanma kavramı, kolaylaştırılarak, kumar ve bahse yönlendirildi. Sanat, kimin, neresini, ne kadar açtığıyla doğru orantılı hale geldi. Spor, spor şikeyle anılmaya başladı. Politikacı eskiden yalanla değerlendirilirdi. Şimdi buna bir de yolsuzluk maddesi eklendi.
Yani anlayacağınız, lafın özü, yozlaşma, liberalizmin bir yaşam kaynağıdır ve ülke bu aşamaya geldi.
Eğer Avrupalılaşacağız diyerek liberalleşmeye devam edersek bu yozlaşmaya da ve bizim gündemlerimiz her zaman saçma sapan, magazin gündemleri olmaya da devam edeceğiz.
Bir arkadaşımız bir gün Filistin’e gitmişti ve dönünce çok ilginç bir şey anlatmıştı. Orada vatandaş sıcakladıkça kendisini Coca Cola’ya veriyormuş. Koca koca, yaşlı başlı, iki karış sakallı amcalar bile susadıkça hemen “bir Coca Cola içelim” diye başlıyorlarmış. Bu durum tabii ki arkadaşımızın da çok garibine gitmiş. Filistin’deki en büyük fabrikanın Coca Cola fabrikası olduğunu da bu vesileyle öğrenmiş.
İşte kapitalizm, kocaman sakallı Filistinli dedelere Coca Cola içirten sistemin adıdır. Bunu bilerek hareket etmeliyiz.
Yozlaşmayı değil, bağımsız olarak kendi kültürümüz içerisinde gelişmeyi tercih etmeliyiz. Aksi halde hiçbir ülke, bir başka ülkeye hayır olsun diye yatırım yapmaz, bunu bilmeliyiz.
Dostlukla kalın.