Kendime Varsayımlar
‘Kendini gerçekleştiren kehanet’ terimini duymuşsunuzdur. Ama bunun genelde olumsuz ve negatif olarak kullanımlarının varlığına şahit oluyoruz. Yani yaşanan bir olayda “Ya başıma böyle bir şey gelirse” dürtüsü çoğunlukla kendini gerçekleştiren kehanete paralellik sağlıyor. Oysa ben bugün, bunu tersine döndüren bir evren inşa etmek istiyorum. Yani kendin hakkında savunduğun her duygu, durum, psikolojik analizler gerçekleşiyor olgusu üzerine.
Neville Goddard’ın popüler hale getirip üzerine çokça konuşulan Law of Assumption yani Varsayımlar Yasası, az önce söylemiş olduğum kendini gerçekleştiren kehanet ile taban tabana aynı işlevde çalışır. Mantığı da oldukça basit (tabii ki söylemesi basit. Yaparken biraz alışmak gerekiyor.)
Bu yasanın temel mantığı şu: Senin gerçekliğin, varsaydığın şeylere göre şekil alıyor. Bunun klasik çekim yasasından ayrılan noktası ise istemekle değil, varsaymakla olmasıdır. Bir durum yaratıyorsun. Bunun gerçekliği kendi zihninde başlıyor ve bitiyor. O senin gerçeğin. Doğruluğu ya da yanlışlığından bahsetmiyoruz. Fakat varsayımın üzerinde ne kadar durursan o varsaydığın şey gerçeklere ve bir yerden sonra da senin doğruna dönüşüyor. Sonuç olarak da sen dönüşüyorsun.
Bu yasanın çalışma mantığı ise bilişsel bir filtreleme gibi düşünebiliriz. Varsaymayı seçtiğin yani inandığın verilere olan hassasiyetin artıyor ve daha çok fark etmeye başlıyorsun. Bunu kendi hayatınızdan çıkarımlar yaparak bir kişi ya da bir nesne gibi düşünebilirsiniz. Algıda seçiciliğiniz otomatik olarak artıyor. Davranış olarak varsaydığınız o düşünceye bağınız artıyor ve bir uyum yakalıyorsunuz. Sonrasında ise bingo: KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET o beklediğiniz şeyin gerçekleşmesi için bilinçaltınızla birlikte katkı sağlıyorsunuz. Yani aslında olay çok basit. Evren size sizin istediğinizi, istediğiniz şekilde veriyor.
İnanmayı seçtiğin varsayım düşünceni değiştirdi.
Düşüncen davranışlarına şekil verdi.
Sonuç olarak varsaydığın şekilde bir insan oldun.
Joseph Murphy’nin de dediği gibi “Bilinçaltı, doğru ya da yanlış diye ayırt etmez; neyi kabul etmişsen onu gerçekleştirir.”
Cümlenin rahatsız edecek derece doğru olması aklımda şu soruyu gerçek kıldı: Eğer bilinçaltımız bu kadar güçlü bir etkiye sahipse mevcut yaşamımda, şimdiye kadar inandığım hangi düşüncelere istemsizce esir oldum? Bu benim özgür iradem diye seçtiğim hangi kararda acaba bilinçaltımın beni yönlendirdiği taraflar vardı?
Hikâyeyi yaşayan taraf bizler olduğumuza ve bu hikâyenin yazar koltuğunda otururken de fikirlerimizin tesirine bakarak diyeceğim şu olurdu; bu hikâyeyi değiştirme gücümüz varken yapalım. Ya hayatımız değişirse diyerek değil ya bizler artık aynı şeye inanmıyorsak diye sorgulama yapalım. Ne kaybederiz? En azından zaman kaybetmeyiz…